Geri Dön

‘Filmden hiç sahne çıkarmadık’

Yeşim Ustaoğlu’nun ‘Tereddüt’ filmi, gösterime girdiğinden beri ‘sansür’ ve ‘otosansür’ iddialarıyla da gündeme geldi. Yönetmen Ustaoğlu, konuya açıklık getirdi

Yeşim Ustaoğlu’nun, dünya prömiyerini Toronto’da yapıp Antalya Film Festivali’nden de uluslararası yarışmada En İyi Film Ödülü alan filmi ‘Tereddüt’, geçen hafta gösterime girdi. Girdi girmesine ama ilk gün başrol oyuncularından Funda Eryiğit’in attığı tweet’le çekildiği haliyle değil ‘sansürlü’ olarak izlenebileceği öğrenildi. O gün bugündür de konu tartışılmakta. Bunun adı sansür mü, otosansür mü, sebebi nedir, ne değildir, sosyal medya ve basından isimlerin katılımıyla konu büyümekte. Bir tek konunun asıl muhatabı; filmin yönetmeni Yeşim Ustaoğlu bir açıklama yapmadı. Şimdi söz sırası Ustaoğlu’nda.

İşte Tereddüt filminin fragmanı

‘Tereddüt’, gösterime girdiği günden beri ‘sansür’ ve ‘otosansür’ tartışmaları sürüyor. Nedir işin aslı?

Bu bizim öngördüğümüz bir süreçti. Buradaki kavramları çok iyi yerine oturtup tartışmak gerekiyor. Otosansür, daha yazarken, çekerken, kurgularken “Bunu yapmamam gerekir” diye kendi kendinize koyduğunuz kettir. Ben otosansürle yıllardır savaşan, hiçbir filminde otosansür uygulamayan bir yönetmenim, ‘Güneşe Yolculuk’tan beri bilirsiniz. Burada da aynı mekanizma benim için çok önemliydi. Film bildiğim, istediğim şekilde yazıldı, yönetildi, kurgulandı ve sonuçlandı. Sonraki süreç neydi? Filmin +18 alma gibi bir problemle karşılaşması... Ve bunu da aldık zaten.

Yani bu bir tahmine karşı alınmış tedbir değil, +18 aldı film.

Tabii ki. Festivallerde gösterilmesi için eser işletme belgesi gerekiyor ve Antalya’da +18’i alarak gösterildi. Peki sonra ne olacak? Önümüzde bir sözleşme ve yönetmelik maddesi var. Nedir bu madde, vizyona girmeden önce eser işletme belgesi alımı sırasında +18 yaş sınırı alan film, aynı zamanda Kültür Bakanlığı’ndan yapım desteği almışsa, destek olarak aldığı bütçeyi -ki çoktan filme harcanmış, geri ödenmesi imkânsız bir bütçeden bahsediyoruz- geri ödemekle yükümlü. Bunun üzerine bir kez daha başvuruda bulunduk ve ince bir kısaltma yaptık. Bunu çok dikkatli konuşmamız gerekir; bir sahne çıkarmak gibi bir davranışa asla gitmedik. Bir iki plan içinde çok incelikli kısaltmayla, içeriği koruyarak yaş klasifikasyonunu bir nebze aşağıya indirebilecek bir yol izledik.

Şimdi +15 olarak gösteriliyor değil mi?

Şu anda mevcut iki kopyamız var, biri +15, diğeri +18. Bu bir vaka tabii, bir emsal belki. Bu tür bir durumla baş edebilme hali ki, yaptırımlarla mücadele etmek lazım aslında. Bu yönetmelik maddeleri herkesi başından itibaren zaten kıskacı altına alıyor, otosansür uygulamaya itekliyor. Düşünceye daha yapım aşamasında ket vurmaya neden oluyor. ‘Tereddüt’ için böyle bir durum geçerli değil. Bir diğer önemli olgu belki de, böyle yönetmelikler söz konusu olduğunda başından bunu tartışmak, buna hep birlikte karşı durmak. Yaratım özgür bir şeydir. Bunu bir şekilde zapturapt altına almak yaratımı öldürür, sığlaştırır. Buradan bir kazanç elde edemeyiz.

Peki baştan +15’i hedefleyerek filmi ona göre çekmeyi düşünmediniz mi? Tahmin ediyordunuz çünkü.

Ben böyle şeylere konsantre olmam. O zaman her türlü dışardan gelecek parametre fikri yaratımı öldürür. Bir imge, fikir nasıl yeşerdiyse zihnimde onu realize edecek yola bakarım. Bittikten sonra da seyircisiyle buluşturmayı hedeflerim.

‘Filmden hiç sahne çıkarmadık’

Ana meseleniz başka türlü anlatılamaz mıydı?

Hayır olmazdı. Bir hayal kuruyorsunuz, bir imge yaratıyorsunuz, bir meselenin içinde deviniyorsunuz, onun hakkını vermek istiyorsunuz, bunların kıstasları yok. Yaratanın, yapanın kendi meselesinin arkasında durması lazım. Bir de çok ciddi tartışılması gereken, mahremiyetle ilgili bir alana girmiş oluyorsunuz, burada kendinize bir samimiyetsizlik yaparsanız, benim için sorunlu olurdu bu.

Neydi tartışmak istediğiniz ana mesele?

Biz birey olarak kendi kendimize açık olmayan, samimi olmayan hayatlar yaşıyoruz. Aslında gerçekten kendimize samimi olabildiğimiz, kendimizi tanımlayabildiğimiz ölçüde bir ilişkiyi de doğru ve sağlıklı biçimde yaşarız. Dolayısıyla en mahrem alanımız, en karanlık, en derin, en yoğunluklu, en kıvamlı alanlar bunlar bir yandan da. Dışarıdan bakıldığında özenilecek bir ilişki gibi görünürken, onun mahremiyetine girildiğinde çok daha zor anlaşılabilecek dengeler olduğunu söylemeye çalışan bir film. Bir yandan da özgüven meselesiyle ilgileniyor ki bunun içinde her şekilde cinsellikle ilgili bir boyut da var, her türlü şiddet unsuru da var, manipülasyon var, bütün bunlarla uğraşıyor film ve burada samimi olmaya çalışıyor. O yüzden keşke mümkün olabilseydi ve bütün bu tartışmaların yaşanmadığı, her yaştan seyirciye ulaştırılabilecek yollar açık olsaydı.

‘Funda çok cesur davrandı’

‘Filmden hiç sahne çıkarmadık’

Sansür konusu filmin başrol oyuncusu Funda Eryiğit’in tweet’iyle gündeme geldi.

Evet, hep tersi davranışlar beklenebilirken oyuncudan; “Aman böyle olmasın, burası görünmesin” gibi, - tuhaf bir şekilde erkek oyunculardan bunu daha çok görüyoruz, nasıl görünecekleriyle ilgili davranışları çok daha tutucu bana sorarsanız, - bu filmde Funda da, Mehmet (Kurtuluş) de, Okan (Yalabık) da, tabii diğerleri de; hem Ecem (Uzun) hem Serkan (Keskin), son derece güven ilişkisi içinde ve kendi rollerine sahip çıkarak davrandılar. Ama burada üzerine Funda’nın oynadığı role sahip çıkmayla ilgili davranışını çok doğru buluyorum. Tabii ki kendine, rolüne sahip çıkma olarak okuyorum bunu ve çok da cesur buluyorum.

İki kız kardeş otobüste dayak yedi!Konya'da Aleyna I., yanındaki kız kardeşi Belemir I. ile birlikte, belediye otobüsünde kendisine omuz attığını iddia ettiği Fatmanur Y. ile babasının saldırısına uğradı. Darp raporu alıp, şikayetçi olan kız kardeşlerden Aleyna I., “Kız yanımdan geçerken bana çarptı. Ben de bir özür dilemesini istedim. Bunun üzerine benim saçımı çekmeye başladı. Daha sonra babası gelip, dudağıma yumruk atıp, koluma vurdu. Kız kardeşim de darbe aldı” dedi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber