Geri Dön
Gündem‘Halk batan güneşin acısıyla uyumuyor’

‘Halk batan güneşin acısıyla uyumuyor’

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşını İstanbul’daki törenin ardından Moda açıklarında alan Yavuz zırhlısı matem topları atarak İzmit’e gelir. Buradaki törenin ardından Ata’nın naaşı trene nakledilir... Başkente doğru yola çıkan tren meşalelerle aydınlatılmış tüm istasyonlarda durmaktadır. Gece gündüz, soğuk sıcak demeden istasyonlarda bekleyen halk Ata’sını gözyaşlarıyla sonsuzluğa uğurlar...

‘Halk batan güneşin acısıyla uyumuyor’

SAFA TEKELİ

Mustafa Kemal Atatürk, sağlığında devrimlerini anlatmak, çok sevdiği yurttaşlarının durumunu yakından görmek, onların sorunlarını dinlemek için geçtiği yollardan; gecenin yaslı sessizliğini bozmamaya özen gösterircesine ilerleyen şimendiferin çektiği özel trenle İzmit’ten, başkente doğru ebediyete doğru yolculuğuna başlıyordu.

Trende bulunan AA muhabiri, Bilecik’ten, Eskişehir’den, Polatlı’dan, Etimesgut’tan haberler yazdırıyordu: “Atatürk’ü hamil bulunan tren İzmit’ten gözyaşları ve hıçkırıklar arasında geçmişti. Tren meşalelerle aydınlatılmış bütün istasyonlarda birer dakika duruyordu, gözleri yaşlı halk, büyük Ata’ sına son vazifesini yapıyordu.”

İstasyonlar mahşeri kalabalık

“Bilecik’te de mahşeri bir kalabalık vardı: Gece yarısından sonra olmasına rağmen her istasyonda ellerinde meşaleler tutan binlerce insan büyük Ata’yı ziyaret ve tavafa geliyor. ‘Ata’mızı kaybettiğimize inanamıyoruz’ diye feryat ediyorlardı. Tren Eskişehir’e sabahın 3’ünden sonra ulaşılıyordu; istasyonda binlerce insan vardı. Kadın, erkek, genç, ihtiyar herkes göz yaşı döküyordu. Tren bu matemli havanın içinden geçerken halk gurub eden en büyük güneşin acısıyla uyumuyor, oturmuyor, ağlıyor ve caddelerde dolaşıyorlardı; binlerce Türk Ankara’ya doğru bakarak hıçkırıyor”du. Polatlı’da da sabahın yaklaşmış olmasına ve soğuğa rağmen trenin geçtiği yollarda halk yığınları göze çarpıyordu. Nemli gözler Ata’nın  vagonu görününce hıçkırıklar başlıyordu.”

Tayyareler karşıladı

Etimesgut’ta, şafakla beraber Atatürk’ün naaşını selamlamaya gelen tayyareler geniş kavisler çizerek trenin üzerinde uçmaya başlamışlardı. Alacakaranlıkta hattın iki tarafına dizilen halk yığınları görünüyordu. “Herkes boynu bükük, yaşlı gözlerle büyük Ata’ya son teşyi vazifesini yapıyorlardı.” Ankara, 20 Kasım sabahı, erken saatlerinden itibaren ebedi şef Atatürk’ün aziz naaşlarını selamlamak için caddelere ve yollara dökülmüştü.  “Büyükler büyüğünü hamil hususi tren, saat onu on geçe ağır ağır istasyona giriyordu. Tren, istasyona girerken Reisicumhur İsmet İnönü, yanında Meclis Reisi Abdülhalik Renda, Mareşal Fevzi Çakmak, vekiller tabutun bulunduğu vagona doğru ilerliyordu. Vagondan, yol esnasında tabuta refakat etmiş olan Başvekil Celal Bayar, Orgeneral Fahrettin Altay ve Riyaseti Cumhur erkânı iner inmez, Reisicumhur İsmet İnönü ve vekiller vagona çıkarak ölmezler ölmezinin aziz ve mübarek naaşını selamlıyorlardı. 12 general tarafından top arabasına konulan naaş, Büyük Millet Meclisi’ne götürülüyordu. Atatürk’ün naaşı, 40 erin ve 12 mebusun omuzları üzerinde taşındıktan sonra katafalkın içindeki kaideye konuluyordu. Üzerine al atlas bayrağın örtülmesinden sonra, tazim geçişine başlanıyordu...”

“İlk olarak Cumhurbaşkanı İnönü, Büyük Şef’in tabutu önünde eğilmişti. Resmî geçişlerden sonra Ata’sına tazimi ifa için bekleşen mini mini yavrulardan yakınlarının koltuğunda sürüklenip gelen ihtiyarlara kadar kadın erkek bütün Ankara, katafalkın önünden büyük bir sükûn içinde geçmeye” başlamıştı.”

‘Halk batan güneşin acısıyla uyumuyor’

Ata’nın naaşı Etnografya Müzesi’nde

Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938’de geçici  istirahatgâhı Etnografya Müzesi’ne götürüldü. “Saat 9.50’de ‘Büyük Kurtarıcı’nın naaşını top arabasına nakletmek için hazırlıklar başlamıştı. Top arabası ağır ağır hareket ettiğinde uzaktan top sesleri yankılanıyordu; Riyaseti Cumhur Bandosu’nun ağır ağır çaldığı Şopen’in matem havası göklere yükseliyordu.

Atatürk’ün tabutu müzeye gelinceye kadar bütün güzergâh boyunca birikmiş ve acıdan, ızdıraptan yoğrulmuş olan ve sessizce inleyen halk kütlelerinin arasından geçti.  Şef’in tabutu kendisine son ihtiramı ifa için saf tutmuş Türk ve ecnebi kıtaatının arasından geçerek, orada, Etnografi Müzesi’nde hazırlanan muvakkat istirahatgâhı önüne geldiği zaman, Cenaze Alayı’nın arz ettiği manzara, çok ulvi ve o derece de muhteşem olmuştu. Tabut, müzenin tam orta kısmını teşkil eden ve yukarıdan aşağıya beyaz muslinlerle kaplanmış olan salonun ortasındaki kaideye yine silah arkadaşlarının elleriyle kondu ve yine bu ellerle üzerine şanlı Bayrağımız örtüldü.”

Atatürk’ün naaşı, Anıtkabir’e nakledildiği 10 Kasım 1953 tarihine kadar, geçici kabri Etnografya Müzesi’nde kaldı.

Anıtkabir’e nakil hazırlıkları

Anıtkabir’e nakil hazırlıkları çerçevesinde, 8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00’te Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu’nun evininin telefonu çalar, Ankara Valisi Kemal Aygün aramaktadır. Patolog Prof. Dr. Mutlu, başucunda çalan telefona, yatağından kalkamayacak derecede hasta olduğu için uzanamaz. Telefona eşi Dr. Nusret Mutlu cevap verir. Vali Aygün, Prof. Dr. Mutlu’yu, tahnitli olarak korunan Ata’nın naaşının Anıtkabir’de “ananeye uyularak, toprağa verileceğinden”, konuyla ilgili hazırlıkları yürüten komite adına, muayene için göreve çağırmaktadır.

Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu, 9 Kasım 1953 Pazartesi sabahını şöyle anlatıyor: “‘Etnografya Müzesi’nde Aziz Ölü’nün huzurundayız. Titriyorum. Eşim bütün kuvvetiyle tutmasa yere yuvarlanacağım. Komite üyeleri solumda geride duruyorlar. Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’ndan on öğretmen önümdeler. Bana yardımcı olarak geceden isimlerini verdiğim Adli Tıp doçenti Dr. Cahit Özen, Histoloji asistanım Dr. Şeref Yazgan ve emektar Salih Kebapçı yanımdalar; gözümün içine bakıyorlar, çıt yok. ”

‘Halk batan güneşin acısıyla uyumuyor’

‘Ata’nın müheykel yüzü’

Genç öğretmenler gül ağacından yapılmış tabutun kapağını vidalarını sökerek açarlar ve lehimli kurşun tabut görünür. Prof. Mutlu, bu tabutun üç kenarındaki lehimin sökülmesini ister. Kapağın açılmasıyla derin bir huzura kavuştuğunu belirten Mutlu, yapılan işlemleri anlatırken, o anları yeniden yaşıyordu:  “Talaş tozu tabutun ayak tarafına doğru toplandı. Naaş kahverengi muşamba ile sarılı olarak göründü. Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırıldı ve Ata’nın müheykel yüzü ile karşılaştım. Ata ve eseri, bir an birbirimize bakıştık sanki... Uzun kaşlarından ince bir tutam sol göz kapağının üzerine inmiş. Ata sanki on beş yıl önce Dolmabahçe Sarayı’ndaki hasta yatağında uyuyor. Ağzımdan şu sözler döküldü: Bu tahniti eski Gülhane hocalarından Prof. Dr. Lütfi Aksu yapmıştı. Kendisi de iki sene önce rahmetli oldu. Nur içinde yatsın. Evet, ideal bir tahnitti bu. Rahmetli hoca kullandığı solüsyondan birer şişeye doldurup ağızlarını lehimlemiş, üzerlerine yapıştırdığı etiketlere terkibini kaydetmeyi de ihmal etmemiş ve bunları Ata’nın kolları arasına yerleştirmişti.”

Prof. Dr. Mutlu,  Başbakan Adnan Menderes’in de arasında bulunduğu , komite üyelerine, “yüzünü görmek ister misiniz?” diye sorduktan sonraki izlenimini şöyle aktarıyor: “Ansızın bir ürperti, bir geri çekilir gibi hareket ve sonra yine derin bir sükût. Saygı duruşunda bulunan subaylara varıncaya kadar herkesin bir bir katafalka çıktığını ve Abdülhalik Renda’nın Aziz Ölü’nün yüzü ile karşılaşır karşılaşmaz tabutun yanına yıkıldığını unutamam.”

Prof. Dr. Mutlu, Komite üyelerine, naaşın tahta tabuta hemen o gün konulmasının sakıncalarını anlatır ve bu işin Anıtkabir’e nakil sabahı yapılması gerektiğini belirtir. Daha sonra tıbbi işlem uygulanarak kurşun tabutun kapağı yeniden lehimlenir ve üzerine gül ağacından tabutun kapağı konulur. Prof. Dr. Mutlu 10 Kasım 1953 Salı günü yatağından çıkamayacak kadar hastadır. İşlemleri verdiği talimatlarla kendisine yardımcı olarak seçtiği ekip yapar. Ekibe eşlik eden Mutlu’nun eşi Dr. Nusret Mutlu, töreni radyodan dahi dinleyemeyen Prof. Dr. Mutlu’ya o gün yaşanan ilginç bir olayı şöyle anlatır: “Aziz Ölü tahta tabuta nakledilirken, birisi Doç. Dr. Cahit Özen’e küçük bir kâğıt uzatarak ‘Hemşiresi yolladı, koynuna koyacakmışsınız’ demiş. Özen kâğıdı açıp bakmış, eski Türkçe yazılı olduğunu görünce duraklamış, sonra ‘Ben bunu koyamam, Atatürk bana kızar’ demiş ve koymamış.”

Yarın: Ata ebedi istirahatgâhında...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler