Geri Dön

Karadeniz’de bir çay molası

Denizin dalgaları dağlara, dağların dorukları bulutlara uzanıyor Karadeniz’de. Şelaleleri, gölleri, el değmemiş vadileri, en özel bitki türüne ev sahipliği yapan ormanları ve çay bahçeleriyle Karadeniz, sizi her adımda şaşırtıyor

Karadeniz’de bir çay molası

Deniz, güneş, kum tatilinden sıkılan, farklı bir tatil arayışında olanların yeni adresi Doğu Karadeniz. Doğası, insanı ve yerel lezzetleriyle bundan sonra da seyahatseverlerin vazgeçilmez adresleri arasında üst sıralarda yer alacak gibi görünüyor. Güney Kafkasya topraklarına kurulu Karadeniz, öncelikle hayatınızda görmediğiniz bir yeşile sahip. Yer, gök yeşil burada. Çünkü yılın 300 küsur günü yağmur alıyor. Subtropikal iklime sahip. Eylülde yağmurlar biraz ara veriyormuş. Ardından sonbaharda bu yeşilin içine sarı, turuncu ve kırmızının her tonu katılıyormuş. Kış ile birlikte büründüğü beyaz örtüyle ise ayrı güzelmiş. “Miş” diyorum, çünkü biz sadece yeşillere bezenmiş halini gördük, ancak diğer mevsimlerini de görmek şart oldu.
Doğu Karadeniz sadece yeşiliyle değil, şelaleleri, vadileri, nehirleri, taş köprüleri ve gölleriyle çok özel bir yer. Renkli kişilikleri ve konukseverlikleriyle ünlü insanını da unutmamak gerekir. Tabii ki sofralarımızın ve sohbetlerimizin vazgeçilmezi çayı da. Burada bahçeler, yamaçlar, her yer çay. Harika görünüyor. Tüm bunlar, şehrin gürültüsünden,
sıcağından bunalıp kaçanlar için çok cazip. Ancak kamp alanları, zepline, rafting, trekking gibi eğlenceli aktiviteleriyle gençlerin de ilgisini çeken bir bölge. Kısacası Karadeniz’in yıldızı giderek parlıyor.
Trabzon’dan Artvin’e
Saklı kalan güzelliklerin birçok kişiye ulaşması şüphesiz çok güzel. Ancak bazen hiç keşfedilmemesi daha mı iyi diye düşünüyor insan. Çünkü keşfedilen yerler hızla betona ve çarpık kentleşmeye esir oluyor. Doğu Karadeniz de bundan nasibini almış. Öyle ki sahilleri betona teslim olmuş durumda.
Ayder Yaylası ve Trabzon Uzungöl’deki yapılaşma da son günlerin en büyük tartışma konuları arasında. Önlem alınmazsa adeta cennetten bir parça olan bu bölge hızla bozulacak. Bizden sonraki nesiller bu güzellikleri göremeyecek.
Doğu Karadeniz’e Tatilbudur.com ve belgesel kanalı beIN İZTV’nin başlattığı “Ünlülerle Geziyorum” projesi kapsamında gittik. Belgeselci İsmail Şahinbaş’ın rehberliğinde gerçekleştirdiğimiz turun rotasında Fırtına Deresi, Gelin Tülü Şelalesi, Çağlayan Köyü, Kamilet Vadisi, Mençuna Şelalesi, Karagöl, Palovit Şelalesi, Zilkale gibi birbirinden nefes kesici doğal güzellikler vardı.
Trabzon’dan başladık gezimize, ancak ilk gün sadece sahil yolundan Ayder’e geçtik. Ve maalesef yol boyunca betonlaşmayı görünce üzüldük. Arap turistlerin yoğun ilgisi, bölgedeki yapılaşmayı hızla artırmış. Doğu Karadeniz’e gelen pek çok kişi gibi bizim de konaklama yerimiz Ayder’di. Hızlı ve çarpık yapılaşmanın kurbanlarından olan Ayder’i görünce ise büyük bir hüzün yaşadık. Fotoğraflarda gösterilen yayladan eser yoktu. Siz de görünce şaşıracaksınız. Ancak Karadeniz’de sizi muhteşem güzellikler de bekliyor.
İsmail Şahinbaş Rize doğumlu, diğer rehberimiz Mustafa Şener de Karadenizliydi.
Şanslıydık ikisi de bu topraklarda doğup büyümüşlerdi. Ve bize de öyle güzel anlattılar ki, ortaya genel kültürü yüksek, görsel şöleni tarifsiz, insana yaşadığı her anı mutlu kılan bir seyahat çıktı.

Gizli hazine

Karadeniz’de bir çay molası


Doğu Karadeniz’deki duraklarımızdan biri Artvin’deki, heyelan gölü olan Borçka Karagöl. Göle giderken yol boyu size Çoruh nehri eşlik ediyor. İki arabanın yan yana geçmesi mümkün olmayan yolda, virajlar biraz korkutucu. Muhteşem manzaraya sahip Karagöl’de kamp da yapabilirsiniz. Giriş ücretli. Minibüs 27 TL, araba 9 TL, motosiklet 6 TL, çadır kurma ücreti 25 TL.

Taş köprülerle bezeli

Karadeniz’de bir çay molası


Doğu Karadeniz’de yol boyu size dereler eşlik ediyor. Bu dereleri de kemerli taş köprüler süslüyor. Kaçkar Dağları’nın Karadeniz’e bakan yamaçlarındaki derelerin beslediği Fırtına Deresi, en ünlülerinden. Yaz aylarında bile isminin hakkını verircesine coşkuyla akan nehir boyunca, kestane, ladin gibi Doğu Karadeniz bitki örtüsünün en güzel örneklerini göreceksiniz. Bölge, rafting ve zepline gibi adrenalin dolu maceralar için de çok elverişli.

Bulutların üstünde yürüyüş

Turumuzun duraklar arasında Palovit Şelalesi, Zilkale ve Çayeli de vardı. Sevdaluk başta olmak üzere pek çok diziye ev sahipliği yapan Şenyuva Köyü, bozulmamış doğasıyla Karadeniz’i tam anlamıyla yansıtıyor. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi sınırlarındaki kendi adının verildiği köyde bulunan Zilkale ise tarihe ışık tutan görkemli bir yapı. 14. yüzyılda denizden yaklaşık 750 metre yükseklikte sarp bir kayalık üzerine inşa edilen kale, tarihi İpek Yolu üzerinde yer alıyor. Bulutların üzerinde yükselen bu yapı, Fırtına Vadisi’ne hakim konumuyla tam bir kartal yuvasını andırıyor.
Bir sonraki rotamız Palovit Şelalesi’ydi. Ancak yol üzerinde Şimşir Ormanı’nda kısa bir mola verdik. Gövdesi yosun tutmuş ağaçlar, büyülü bir atmosfer oluşturmuştu. Çapları 32 santimi, boyları 10 metreyi bulan ağaçların oluşturduğu orman dünyada tek kabul ediliyormuş. Ancak yol çalışmaları nedeniyle kurumaya başlamış.
Palovit, buradaki son durağımızdı. Rize’nin debisi en yüksek şelalelerinden biri olarak öne çıkan Palovit, gür bir orman içinde ve yaklaşık 15 metre yükseklikten dökülen sularıyla eşsiz bir manzaraya sahip.

Mençuna’da yüzün

Karadeniz’de bir çay molası


Artvin’deki Kamilet Vadisi Türkiye’nin en önemli doğal alanlarından biri. Yaklaşık 11 bin bitki türüne ev sahipliği yapan ve barındırdığı bitki türlerinin yüzde 40’nın tıbbi özellik taşıyan vadi, el değmemiş doğasıyla ülkemizin saklı cenneti olarak anılıyor. Vadinin en güzel hazinesi ise Mençuna Şelalesi. Arabalarla belli bir noktaya kadar gittikten sonra 20 dakikalık bir yürüyüşle Mençuna’ya ulaşmak mümkün. Bu 20 dakikalık yürüyüş, hiç de kolay değil. Çünkü çok dik bir yol. Ancak çıktığınıza değiyor. Sizi yaklaşık 90 metre yükseklikten dökülen bembeyaz su ve o suyun biriktiği küçük bir göl karşılıyor. Bu göldeki su durgun olduğu için yüzmek mümkün. Yanına şortlarını alanlar yüzdü, eğer soğuk suya alışkınsanız, mutlaka deneyin. Mençuna dönüşünde, yolunuzun üstündeki Çiftekemer Köprüsü’nde de bir fotoğraf çektirip albümünüze ekleyebilirsiniz.

Uzun tatil kesin gibi ama parası olana!..
Yakamoz Abbas Güçlü

10 günlük bayram tatili kesin gibi. En yüksek makamdan da icazet alındı.
Böylece Bakanlardan birisi ille de tatil diye tuttururken, bir diğeri, bu kadar cari açık varken, tatil neyimize, daha çok çalışmalıyız deyip kafa karıştırmayacak!
Görünen o ki, turizm sektörünün bir can simidine ihtiyacı vardı ve o atıldı. Peki, yeterince değerlendirilebilecek mi? Uzun tatilde, tatilciler yine rotayı yurtdışına mı çevirecek yoksa güzel ülkemizi mi gezecekler, hep birlikte göreceğiz! İşte bu noktada, bu sezon için yabancı turistlerden artık umutlarını iyice kesen turizm sektörüne çok önemli görevler düşüyor.
Başta uçak ve oda fiyatları olmak üzere her şeye ince ayar vermek zorundalar.Gelmeyen turistin zararını, gelenlerden çıkartmaya kalkarlarsa, yine aradıkları canlılığa ulaşamazlar.
Başbakan Yıldırım, Ulaştırma Bakanı’yken, uçak biletlerine üst sınır getirmişti, yine benzer bir uygulamaya gidilemez mi? Aynı şekilde, otel ve tatil köyleri de sezon fiyatları yerine, daha mütevazi tekliflerle, aklında hiç tatil olmayanları bile harekete geçiremezler mi?
Eğer yine burunları doğrultusunda gidip, bu tatilde de tam doluluk oranlarını yakalayıp, zararlarını azaltmazlarsa, gelecek yıla bir sıfır yenik başlamış olurlar ki, bunun da hiç kimseye bir yararı olmaz!..
Yabancılara tanınan
avantajlar bize niye yok?
Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu Hocamız, ne zaman yurtdışına gitse, her şeye farklı gözlerle bakar, bize de durum değerlendirmesi yapar. Geçen hafta Almanyaday’dı. Çok çarpıcı görüntüler gönderdi. Örneğin ilanlardan birinde, 549 euro’dan 333 euro’ya inen Antalya Lara’da tatil vardı. Beş yıldızlı otellerde, iki kişilik odalarda, uçak ve her şey dahil bu avantajlar, bize niye sunulmaz ki? Bu kadarını, bizler de hak etmiyor muyuz?..
Dikkat çektiği bir başka nokta ise aynı otellere ait farklı fiyat politikaları. Kataloglar da ayrı, acentelar da farklıymış. Bu farklı fiyatlar, yarın aynı otelde, aynı masada sohbet edenlerin kafasını karıştırmaz mı?
Ve son önerisi, deniz turlarına çok daha fazla önem verilmesi. Kıbrıs Rum gemileri, Yunan bayrağı ile bizim denizlerde fink atıyor, biz ise dünden de gerideyiz uyarısında bulunuyor!..

Konaklarda kalın

Karadeniz’de bir çay molası


Doğu Karadeniz’deki Çağlayan Köyü, Lazların zengin kültürünü görebileceğiniz yerlerden. Yöre halkının en önemli geçim kaynağı çay. Bizim programımızda yoktu, ancak siz gittiğinizde mutlaka deneyimleyin. Bu bölgedeki tarihi konaklar restore edilerek turizme açılıyor. Biz de Osman Şatıroğlu’nun konağına misafir olduk. 253 yıllık konakta, sofraya konulan her şey doğal. Burada, bölge mimarisinin bir klasiği olan “serender”in, diğer adıyla naylanın altında, bir çay molası verdik. İklim ve arazi şartlarıyla mücadele için yapılan serenderler, ambar olarak kullanılan yapılar.

Yemeden dönmeyin

Karadeniz’de bir çay molası


Gördüklerinizle ruhunuz beslenirken, yerel lezzetlerle de midenizi şenlendirin. Karalahana sarması, mıhlama, turşu kavurması, fasulye diblesi, Karadeniz pidesi, Laz böreği, siron, sütlaç ve hamsili pilav gibi yöresel lezzetleri tatmayı unutmayın.

Gel... Çek.. Yaz...

‘Klasik rotalar ilgimi çekmiyor’

Karadeniz’de bir çay molası


Ömer Seyfettin Kılıç: Avukat olmamın yarı sıra yarı zamanlı gezginim. Son 3 senede farklı kıtalarda 38 ülkeye seyahat ettim. Yoğun iş hayatım olsa da seyahatler olmazsa olmazım. Üzerinde yaşadığımız dünyayı daha iyi tanımamız gerektiği kanaatindeyim. Gittiğim ülkelerde yerel halka karışmayı, kültürleri yerinde görmeyi ve gördüğüm güzellikleri fotoğraflamayı seviyorum.
Ne yazık ki artık klasik rotalar ilgimi çekmiyor. Tanzanya, Gine, Kamboçya, Endonezya, Malezya gibi birçok ülkede yaşadığım sıra dışı deneyimler sayesinde artık ilgi alanım cesaret isteyen, farklı rotalar.

‘Masalsı şehir’

Karadeniz’de bir çay molası


İlkem Durak (@ilkemdurak): Hayatımda gördüğüm en masalsı yerlerden biri. Böyle düşünmemdeki sebep sadece çizgi filmden fırlamış yeşil evleri ve yel değirmenleri değil. Şehre girdiğiniz anda başlayan yoğun çikolata kokusu. Kokuyu ilk aldığım anda, aklım bana oyun mu oynuyor diye düşünmüştüm. Sonra şehirde çikolata fabrikası olduğunu öğrendim. Böyle tatlı bir şehre, böyle güzel bir koku yakışırdı zaten. Keşke onu da paylaşabilsem.

22 Şubat 2020 Günün Özeti Milliyet'te22 Şubat 2020 Günün Özeti Milliyet'te

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber