Geri Dön
GündemKıyamet alameti sayıyorlar! 5 yılda bir suya gidip kurban keserek...

Kıyamet alameti sayıyorlar! 5 yılda bir suya gidip kurban keserek...

Kötü bir rüya görünce akan suya anlatmak, şifa için okunmuş su içmek, dilekleri kağıda yazıp suya atmak, yere çömelerek su içmek, suya kurban kesmek... Tüm bunlar aslında Türk halkları arasında yüzyıllardır süregelen bir inancın parçası. Bizi bunları yapmaya iten sebebin altında yatanlar ise oldukça ilginç.

Fazilet Şenol / Milliyet.com.tr - Türk inancının temel ögelerinden olan su ile ilgili birçok inanış, Türk halklarında hâlâ devam ediyor. MSGSÜ Sanat Tarihi Bölümü Emekli Öğretim Üyesi, Erken Devir Türk Sanatı ve Mitolojisi uzmanı Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu, kendilerini Şamanist olarak adlandıran Tuva-Hakasya bölgesi Türkleri'nde, eski inançların günümüzde de varlığını sürdürdüğünü belirtti.

"Su ile ilgili inançlar bazen bilinçli şekilde perdelenmiş veya dönüştürülmüş olarak, bazen de geleneğin aktarımı yoluyla varlığını sürdürüyor" diyen Prof. Çoruhlu, sulara bir ruh atfetme veya sahibinin bulunduğunu ifade etme, yaradılışın sulardan olduğu, bazı suların canlılık veya ölümsüzlük verdiği gibi inançların çeşitli mitler ve hikâyelerle aktarıldığını söyledi.

'AKARSULARI KİRLETMEMEK İÇİN YIKANMAZLARDI'

Suyun yaratıcı özelliği olduğu düşünüldüğünden anne karnında ceninin gelişimi için mevcut olan sıvının suyla özleştirildiğinin altını çizen Yaşar Çoruhlu, bu nedenle nisan yağmuru ve nisan taşları kültünün de ortaya çıktığını söyledi. Prof. Dr. Çoruhlu, "Nisan ayında toplanan suları içen çocuğu olmayan Türkmen-Yörük kadınları, suyu içtiklerinde çocuklarının olacağına inanırlardı" dedi. Suyun sahibi olarak belirtilen 'su iyesi' veya 'iyeleri'nin en güçlü ruhlardan kabul edildiğini de ekleyen Prof. Dr. Çoruhlu, "Akarsuların kirletilmesi hoş karşılanmazdı. Hatta bu nedenle akarsularda yıkanmaktan dahi sakınan Türk toplulukları vardı" diye konuştu.

SUYA KURBAN KESİLİYOR

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu, günümüzde Altay Türklerinde de gece su ruhları rahatsız olacağı için nehre girilmesinin hoş karşılanmadığını söyledi. Prof. Dr. Çoruhlu, Altay Türkleri arasındaki bir söylenceye göre nehrin su iyesinin, ayağı kırılan bir avcıyı iyileştirdiğini de ekledi. "Yakutlar da su ruhuna içki saçısı yapar ve hatta yavrulamış inek kurban ederlerdi" diyen Prof. Dr. Çoruhlu, suya kurban kesme pratiğinin Türkiye’de de görüldüğünü belirtti.

"Rifat Araz’ın kaydına göre, Harput’un yakınında 7 ayrı kaynak suyunun bulunduğu yerde, 5 yılda bir suyun bol ve bereketli olması için kurban kesilirmiş" diyen Prof. Dr. Çoruhlu, su ile ilgili adetlerin birçoğunun su iyesi inanışına dayandığının altını çizdi.

YERİN VE SUYUN YARATICILIĞIYLA BAĞDAŞTIRILMIŞ

Su iyesi inanışı Türk mitolojisinde bu kadar yaygınken su iyelerinin kadın olması da dikkat çeken detaylar arasında. Peki su iyelerinin kadın olarak kabul edilmesini nasıl yorumlamalıyız? Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu bu soruya, "Türk mitolojisinde göğe ilişkin ögeler eril, yer ve yere bağlı ögeler de çoğu kere dişildir. Çünkü kadının doğum yapabilmesi, yerin ve suyun yaratıcılığıyla bağdaştırılmıştır. Ancak gök de yağmurlar ile yeri dölleyendir. Yağmurlar, suları da oluşturur ve bereketi sağlar" diyerek cevap verdi.

Ardahan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Şayhan ise bu konuda Prof. Dr. Çoruhlu ile hemfikir. "Bu durum tamamen suyun dişil ve doğurucu özelliğinin kadına yansıtılmış yüzüdür. Günümüzde bile Altay Türkleri suların iyelerini dişi olarak kabul ederler" diyen Doç. Dr. Şayhan, suyun, yaşamın akıp giden canlılığının sembolü olduğunu, kadının da yaşamsal anlamda varlığın taşıyıcısı konumunda bulunduğunun altını çizdi.

Kıyamet alameti sayıyorlar 5 yılda bir suya gidip kurban keserek...

PLASENTA SIVISI İLE SU ARASINDAKİ BENZERLİĞE VURGU

Öte yandan Göktürkler dönemindeki kaynaklarda adı geçen Tanrıça Umay'ın (Umay Ana) da bu doğumla ve plasentayla ilişkilendirilen bir Tanrıça veya ruh olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çoruhlu, "Kaşgarlı Mahmut kendisi bir Müslüman olmasına rağmen Umay’dan bahseder ve Dîvânu Lugâti't-Türk’te Umay’ın çocuk doğunca anne karnından çıkan 'son' olduğunu söyler. Ayrıca Umay’a tapılırsa erkek çocuk doğacağını da belirtir" dedi. Prof. Dr. Çoruhlu, Altay Yaradılış destanlarından birinde, Tanrı Ülgen Yeri yaratırken sulardan çıkan bir Ak Ana'nın (Akene) ona yaratma ilhamı verdiğini de sözlerine ekledi. Doç. Dr. Şayhan da bütün bu anlatılanların bir sonucu olarak doğanın besleyen, büyüten, gözeten ve koruyan 'yüce ana' olarak değerlendirilmesinin, su ile ilgili iyelerde kadın imgesinin oluşmasına yol açtığını söyledi.

'SU BİRİKİNTİSİ BİLE BİR İYEYE SAHİP'

Mitolojide her nehrin, her gölün, pınarın veya su birikintisinin de çeşitli isimlerle anılan bir iyesi olduğu belirtiliyor. Prof. Dr. Çoruhlu, Türklerde su iyelerine olan inanç nedeniyle bu ruhlar istenilmeyen şeyler yapılıp da kızdırılırsa zarar vereceği inancı olduğundan, su ruhlarına korkuyla karışık bir sevgi ve saygının da beslendiğini söyledi. Prof. Dr. Çoruhlu, "Öte yandan fırtınalarda, şiddetli yağmurlarda taşan sular, kabaran, geçilemeyen nehirler, tufanlar da insanları korkutuyor. Bu tür suyun tehdide dönüştüğü durumlar aynı zamanda mitlerde kıyamet alameti sayıldığından belirli zamanlarda ön plana çıkan bir su korkusu oluşturmuştur" ifadelerini kullandı.

Kıyamet alameti sayıyorlar 5 yılda bir suya gidip kurban keserek...

DERİN SULARIN DİBİ ÖLÜLER ÜLKESİYLE İLGİLİ

Çeşitli Türk mitlerinde veya destanlarda yeryüzünün sınırını nehirlerin veya göllerin belirlediği belirtiliyor. Öyle ki yeraltında sular yeryüzündekinin aksine ters yönde akıyor, ağaçlar da kökleri yukarıda gövdesi ve dalları aşağıda olarak tasvir ediliyor. "Kötülüğün efendisi Erlik'in hüküm sürdüğü dünyanın karanlık suları da tehdit edicidir" diyen Çoruhlu, bu nedenle 'derin sular'ın dibinin karanlık olduğu için yeraltı alemiyle veya ölüler ülkesiyle bağdaştırıldığını belirtti. 

'HİÇBİR ŞEY YOKKEN SU VARDI'

Neredeyse Türk mitleri dahil bütün dünya mitolojilerindeki söylencelerde, hiçbir şey yokken su olduğu görülüyor ve dünya 'kozmik okyanus' denilen bu su üzerinde yaratılıyor. Prof. Dr. Çoruhlu, Sümer mitolojisinde tanrıların yeri yaratırken kozmik okyanusta yüzen dev hayvanların üzerine toprağı yerleştirdiklerini ve böylece dünyanın suya batmadığını, bu anlayışın bütün Avrasya mitolojilerinde de görüldüğüne vurgu yaptı. Böylelikle sulara duyulan sevgi ve saygının, hem suyun yaşamsal öneminden hem de daha az oranda ve belli durumlarda ondan çekinilmesi sonucunda oluştuğunu belirtti.

OTURARAK SU İÇMEK DE SAYGI İFADESİ

Aynı zamanda suyun oturularak içilmesinin 'suya saygı' ifadesi olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu, Müslümanların bunun sünnet olduğunu söylediklerinin de altını çizdi. Kültürümüzde ayakta yemek yemenin de uygun olmadığını belirten Prof. Dr. Çoruhlu, "Suyu oturarak içmek veya yemeği oturarak yemek, aynı zamanda vücudun yemeği veya suyu zorlanmadan alması (organların zarar görmemesi ve zorlanmaması için) için de daha sağlıklı bir yol" dedi.

'HER ŞEYDEN ÖNCE SADECE SU VARDI'

Doç. Dr. Fatih Şayhan da hemen hemen bütün mitolojilerde suyun kökensel olarak yaşamın kaynağı olduğunu görüldüğünün altını çizdi. Konuya Altay Türklerine ait olan 'Cerdin Bütkeni' (Yerin Yaratılışı) efsanesinden örnek veren Şayhan, şu ifadeleri kullandı: "Yer yaratılmadan önce sadece su vardı. Yer, gökyüzü, ay ve güneş yoktu' diye başlanarak başlangıçta sadece suyun olduğunu, Tanrı Kuday’ın suların üstünde bir insan ile birlikte kara kaz olup uçtuğunu ve yeryüzünü bu su kütlesinden yarattığı belirtiliyor."

Kıyamet alameti sayıyorlar 5 yılda bir suya gidip kurban keserek...

'HEM VAR EDİCİ HEM DE YOK EDİCİ'

Evrensel oluşumun dört temel unsur içerisinde yer alan suyun insanoğlu tarafından kirletilmeye en uygun unsur olduğunu söyleyen Doç. Dr. Şayhan, "Dolayısıyla suların kirletilmesine karşı korkuyla kaplı bir saygı kültü de oluşturulmuş. Çünkü su hem var edici hem de yok edici. Suya karşı konulamayacağı gibi suyun var edici yönünün de yaşatılması gerekir" diye konuştu.

NEDEN GEREKEN ÖNEM VERİLMİYOR?

Türk mitolojisinde suya verilen değer bu kadar fazlayken neden günümüzde yoğun bir su israfıyla karşılaşıyoruz? Yaşar Çoruhlu bu soruya, "Şu an ülkemizde ve büyük oranda da dünyada hangi değerlere sahip olursak olalım bu değerler teorik ve uygulanmayan planda kalıyor. Bencilce tüketim yüzünden doğa tahrip oluyor, dolayısıyla su kaynaklarımız da azalıp yok oluyor" diyerek cevapladı. "Bu durumu suyun görüntüsünde doğanın varlık alanı bağlamında ele almamız gerekiyor" Doç. Dr. Fatih Şayhan ise, "Doğa, var eden bütüncül yaşam enerjisi ile insanlık için bir olanaklar gömüsüdür. Bu bakımdan belirtmemiz gerekir ki insanlık, kendisini doğadan kopardığı zaman doğaya zarar vermekten öte yaşamsal boyutta kendisine karşı bir yıkım mekanizmasına dönüşür" dedi.

'EĞER HALKA AKTARILABİLİRSE YOK OLMAKTAN KURTARILIR'

Yaşar Çoruhlu eğitim, üretim yoluyla doğaya veya suya ilişkin sevgi, saygı çerçevesinde halka aktarılabileceğini vurguladı. Prof. Dr. Çoruhlu'ya göre bu yol, su tüketimini dengeleyebilir ve su kaynaklarını daha fazla yok olmaktan kurtarabilir. Doç. Dr. Fatih Şayhan da çözüm önerisi olarak, "İlk olarak doğa ile ilişkilerimizi tek taraflı ve yıkıcı olmaktan öte karşılıklı ve koruyucu düzlemde ele almalıyız. Kültürel anlamda da çocukları geleceğe hazırlarken doğaya ve doğanın unsurlarına saygıyı oluşturacak sanatsal, görsel, işitsel ve kültürel etkinlikler düzenlenebilir" diye konuştu.