Geri Dön
GündemRızkı veren, dağıtan yalnız yüce Allah’tır

Rızkı veren, dağıtan yalnız yüce Allah’tır

Allah, sadece inananlara değil, kendisini inkâr edenlere, hatta iftira edenlere bile bol bol rızık verir. Peygamberimiz, ‘Duyduğu incitici sözlere karşı Allah’tan daha sabırlı davranabilen kimse yoktur’ buyurur

Rızkı veren, dağıtan yalnız yüce Allah’tır

Rızkı veren, dağıtan yalnız yüce Allah’tır
Allah Teala’nın canlılara yeme içme ve başka hususlarda yararlanmak üzere verdiği her şeyi “rızık” kelimesiyle ifade edilir. Sadece insanların değil, yeryüzündeki tüm canlıların rızkı Rezzak olan Allah’a aittir. O sadece inananlara değil, kendisini inkâr edenlere, hatta kendisine iftira edenlere de bol bol rızık verir. Peygamberimiz, Rahman’ın bu özelliğini şöyle dile getirmiştir: “Duyduğu incitici sözlere karşı Allah’tan daha sabırlı davranabilen kimse yoktur. O’na ortak koşarlar, çocuğu olduğunu söylerler. Ama Allah onlara afiyet vermeye ve onları rızıklandırmaya devam eder.” (Müslim, Sıfatü’l-münafıkin, 49).

“Rızık” nimete göre daha özeldir. Dünya üzerine serpiştirilmiş bulunan nimetlerden kişinin payına düşendir. Bireyin çalışıp elde ettiği, giyip eskittiği, boğazından geçip istifade ettiğidir rızık. Allah’ın kişiye özel olarak sunduğu her türlü nimettir. Kuran-ı Kerim’in pek çok ayetinde rızkın sahibinin kendisi olduğunu vurgulayan Allah Teala, geçim kaygısından dolayı çocuklarını öldüren cahiliye Araplarına şöyle seslenmiştir:

‘Aşağıda olanlara bakın’

“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırıyoruz.” (İsra 17/31) “Başlarınız hareket ettiği (yaşadığınız) sürece rızık konusunda ümitsizliğe düşmeyin. Çünkü şüphesiz annesi insanı, kıpkırmızı ve çıplak olarak doğurur. Sonra Yüce Allah ona rızık verir.” (İbn Mace, Zühd, 24) diyen Resulullah da rızkı verenin Allah olduğuna dikkatleri çekerek, inananlara bu konuda endişe etmemeleri gerektiğini bildirmiştir. Peygamberimiz adalet terazisinin Rahman’ın elinde olduğunu, böylece yarattığı nimetlerden herkesin alacağı payı da yine O’nun belirlediğini ifade etmiştir. Hz. Peygamber de inananlara, daha iyi durumda olanlara bakıp hayıflanmak yerine, daha muhtaç olanlara bakıp eldeki nimetin değerini bilmenin daha yerinde olacağını şöyle ifade etmiştir: “Sizden aşağıda olanlara bakın; yukarıda olanlara bakmayın. Bu, Allah’ın (size verdiği) nimetleri küçümsememeniz bakımından daha uygun olur.” (Müslim, Zühd, 9)

Rızkı veren, dağıtan yalnız yüce Allah’tır
Kuran-ı Kerim’de “Temiz ve helal olan şeylerden yiyin, iyi ve faydalı işler yapın!” (Mü’minûn 23/51) “Size verdiğimiz rızıkların helal ve temiz olanlarından yiyin” (Bakara 2/172) buyurulmaktadır. Bu ayeti alimler şöyle yorumlamaktadır: “Helal ve temiz olarak yiyiniz. Yediğiniz şeyler pis ve kirlenmiş olmasın. Başkalarının hakkı geçmiş, dinen haram sayılan ya da şüpheli görülen şeylerden sakınınız. Onlara tenezzül etmeyiniz ki, şeytanın adımlarına uymuş olmayasınız. Onun, çirkin ve kirli şeyleri gizliden gizliye uzuvlarınıza cazip göstermeye çalışacağı aşikardır. Salih ameller, helal lokmanın neticesidir. Ve meşru yoldan helal kazanç sağlamak bütün peygamberlerin sünnetidir. Kişi ailesinin geçimi uğruna çalışmaya başlayınca, hafaza melekleri ona; “Allah bu senin çalışmanı mübarek ve bereketli kılsın. Kazandığını cennette senin için azık yapsın” derler. Yerde ve göklerde bulunan bütün melekler “amin!” diyerek bu duaya iştirak ederler.”

‘Allah’a kulluk edin’

Medyen halkı ticaretle uğraşmaktaydı. Ticaretten elde ettikleri yüksek kârlarla bolluk içerisinde yaşarlardı. Bolluk içerisinde müreffeh bir hayatı sürdürenden beklenilen adaletle iş yapması, ticaretini doğru ve dürüst yapması iken, onlar yanlışa saptılar. İnsanları aldattılar. Yüce Allah da her topluma uyarıcı gönderdiği gibi Medyen halkına da iyi olanı bulsunlar iyi olana tabi olsunlar diye Hz. Şuayb’ı gönderdi. Tüm Peygamberlerin uyardığı gibi O’da kavmini şöyle uyardı: “Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber gönderdik.

O, şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. Ey milletim! Ölçüyü ve tartıyı tamamı tamamına yapın; insanlara eşyalarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Eğer inanan kimselerseniz Allah’ın bıraktığı helal kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim.” (Hud, 11/84-86). Şuayb (a.s.)’ın her türlü uyarısına kulak tıkayan ve söz dinlemeyen Medyen halkı bir sayha (ses) ile helak oldu.

Rızkı veren Allah’tır

Rızkı verenin ve dağıtanın yalnızca Allah olduğuna inanan mümin, başkasının sahip olduğu nimetlerden dolayı kıskançlık duymaz. Yeryüzündeki nimetlerden bolca yararlanmak ve rızkı olabildiğince çok elde etmek için yapması gereken tek şeyin Allah’ın helal kıldığı yollarda çalışmak ve sonra da tevekkül etmek olduğunu bilir. Resulullah, “Kesinlikle hiç kimse kendi el emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir” buyurarak helal lokmanın önemine vurgu yapmıştır. Zira rızkı veren Allah’tır, ancak rızık kazanmak için çaba sarf edecek olan insandır ve insanın bu çabası helal yollardan olmalıdır.

Ayrıca Resulullah, birtakım güzel davranışları yerine getiren müminin rızkının bereketleneceğini bildirmiştir. Örneğin akrabalık ilişkilerine önem vermenin kişinin rızkını bollaştıracağını söylemiş, (Müslim, Birr, 21) günahlara tevbe etmenin ise, insanın yepyeni ve umulmadık rızıklara kavuşmasına vesile olacağını haber vermiştir: “Allah, istiğfara devam eden kimsenin her sıkıntısı için bir çıkış yolu ve her kederi için bir ferahlık sağlar. Onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır.” (Ebu Davud, Vitr, 26)

Kayseri Hunat Hatun Külliyesi

Alaeddin Keykubad’ın karısı, II. Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hatun tarafından 1237-1246 yılları arasında yaptırılmıştır. Kayseri’deki cami, medrese, türbe ve hamamdan oluşan bu külliye, gerek genel görünüşü, gerekse yapılış şekliyle Anadolu’da bulunan Selçuklu eserlerinin en güzel ve en önemli örneklerinden biridir. Oturum alanı 2 bin 203 metrekaredir. Caminin batı cephesindeki ana giriş kapısı şaheser bir arabesk süsle donatılmıştır. Bunun üzerine de, “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, gereği üzere namaz kılan, zekât veren, Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder, onarır. İşte hidayet üzere bulunanlardan oldukları umulanlar bunlardır” mealindeki Ayet-i Kerime yazılıdır.

Rızkı veren, dağıtan yalnız yüce Allah’tır

Kitabesinde ise şöyle denilmektedir: “Bu mübarek mescidin yapılmasını, fetihler babası, dünya ve dinin yardımı ve emanı, Keykubad’ın oğlu Keyhüsrev zamanında, yüksek mertebe sahibi zahide, saliha, dünya ve dini safvetti, hayırların öncüsü, büyük valide emretmiştir. Allah onun yüceliğinin gölgesini daim ve iktidarını kat kat eylesin. Bu yapı altıyüzotuzbeş yılında şevval ayında inşaa edilmiştir.” Caminin üç kapısı vardır. Bunlar, kuzey, batı ve doğuya açılmaktadır. Ana kapı batıdadır. Bu kapının girişte sol tarafında, caminin kuzey ucunda, Mahperi Hatun’un türbesi bulunmaktadır.

Selçuklu döneminde “Huvand” unvanı Selçuklu Saray ailesine özel bir unvan olarak verilmektedir. Mahperi Hatun da bu ünvanı kullandığı için Cami Huvane’dan Türkçeleşerek “Hunat Cami” olarak adlandırılmıştır, Tarihi değeri çok yüksek mihrabi ve minberi vardır. Kırksekiz büyük ayaklarla beslenen kemerler üzerine oturtulan tavan tonoz şeklindedir. Ortadaki kubbesi daha sonra yapılmıştır. Minaresi ise 2. Abdülhamid döneminde inşa edilmiştir. Caminin arka bölümü Selçuklular döneminde yazlık olarak kullanılmaktaydı. Daha sonra tamamı kapatılarak bugünkü hale getirilmiştir.

Esma-i Hüsna: Kâdir

“Aciz olmayan, aklen imkan dahilinde bulunup muhal statüsüne girmeyen her şeye kayıtsız şartsız gücü yeten”. Kadir olan Allah, bizden bir şey istemişse onun yapılmaması düşünülemeyeceği gibi O’nun gücünün önüne kimse geçirilmez. Kul, O’nun yardımını kazandı mı hiçbir şeyin onu alt edemeyeceğini bilir de bütün gayretini oraya yöneltir. Allah’ın Kadir isminin tecellisine mazhar olan kişi duygusal ve fevri hareketlerde bulunmaz, gücünü öncelikle kendi nefsi üzerinde hâkimiyet kurmak için kullanır. Kendine hâkim olamayan, sağa sola çatıp sonradan pişman olacağı işler yapan kişi güçlü değildir. Aksine kendi zayıflıklarını telafi etmeye çalışan biridir.

Ebu’l-Leys Semerkandi’den

“Veren kişi, alana bir teşekkür edası içinde ikram etmelidir. Çünkü alanın nasibi, dünyevi bir ihtiyacının giderilmesi; verenin nasibi ise ilâhi rıza ve ahiretteki sonsuz lütuflardır. Böyle olunca, veren daha kârlı durumdadır. Onun için muhatabına teşekkür etmelidir.”

Hz. Aişe’nin sadakası

Hazreti Aişe validemiz herhangi bir sadaka vereceği zaman, o sadakanın sevabından mahrum olmamak için büyük bir titizlik gösterirdi. Yoksulun duasına dahi aynıyla karşılık verirdi. Kendisine:

“Hem sadaka veriyorsun, hem de dua ediyorsun; niçin böyle yapıyorsun?” diye sorulduğunda şu cevabı vermişti: “Onun yaptığı duanın, benim sadakamın karşılığı olmasından korkuyorum. Bana yaptığı duanın aynısını ona yapıyorum ki, sadakam halis olsun, böylece infakımın mükâfatını sadece Allah’tan beklemiş olayım.”