Geri Dön

‘Sanat herkese iyi gelir’

Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden Pelin Esmer’in yeni filmi ‘Kraliçe Lear’, 15 Kasım’da gösterime girdi. Adana Film Festivali’nden Yılmaz Güney Ödülü’yle dönen filmi Pelin Esmer’le konuştuk

‘Sanat herkese iyi gelir’

Pelin Esmer son dönemin en dikkat çeken yönetmenlerinden birisi. Titiz, üretken ve tutkularının peşinden giden bir sinemacı. 2002’de dedesini anlattığı orta metraj belgesel “Koleksiyoncu” ile çıktı karşımıza. Ardından 2005’te Mersin’in küçük bir köyünde tiyatro oyunu sergileyen köylü kadınların peşine takılıp bol ödüllü belgeseli “Oyun”u ortaya çıkardı. Esmer 14 yıl önce belgesellerini çektiği Arslanköylü kadınlardan aldığı bir telefonla yine Mersin’in dağ köylerinde bulduğu kendisini. Arslanköylü kadınlar bu kez “Kral Lear”i köy köy dolaşarak sahneleyeceklerdi. Esmer bu fırsatı kaçıramayacağını düşündü ve küçük
bir ekiple peşlerine takıldı… Ortaya “Kraliçe Lear” çıktı.

 “Kraliçe Lear” bundan 14 sene önce çektiğiniz ilk uzun metrajınız “Oyun”un bir nevi devamı. Bunca yıl sonra Mersin’in küçük bir köyü olan Arslanköy’de neleri değişmiş buldunuz?

14 yıl sonra yeniden oraya gitmek heyecan verici ve yenileyici bir deneyimdi. Zaten tamamen hiç kopmamıştık, ara ara konuşuyorduk. Bunca yıl sonra tekrar yeni bir film için bir araya gelmek bir nevi deja vu duygusu yaratırken bir yandan da arada yaşanmış yılların hepimiz üzerindeki etkisini hissetmek çok zenginleştirici bir deneyimdi benim için. Aslında film bir yana, kişisel deneyim olarak benim için çok kıymetliydi. Yıllar geçerken bazı şeyler değişirken, bazı şeylerin de hiç değişmediğini ya da değişmeyeceğini görmek... Bunlar film yapmaya devam etmek için geçerli sebepler benim için. Burada benim çok önemsediğim bir şey onların yıllar içinde tiyatroya devam etmeleriydi. Çünkü yaptığımız filmlerin ömrü hepimizinkinden uzun, bu bir gerçek ama tiyatro yapmaya ve ondan faydalanmaya devam etmeleri benim için çok önemliydi. Tam bir süreklilik içinde yapmamış olmalarına rağmen, bir imkân doğduğu zaman nasıl hepsinin yeniden bir araya gelip başka kadınlara da enerjilerini saçabileceklerini görmek umut verici bir şeydi. Buna da çok ihtiyaç duyduğum bir dönemdi. Yıllar önce bir gazete haberi sayesinde bu kadınların köylerinde tiyatro yaptığından haberdar olduğumda otobüse atlayıp yanlarına gitmiştim. Tanışıp anlaştıktan üç hafta sonra da küçük bir ekiple çekime başlamak üzere yanlarındaydık. “Kraliçe Lear”de de aynen öyle oldu; böyle bir turne yapacakları haberini bana verdikten üç hafta sonra yine kameramızla oradaydık. Bu sefer dağ köylerine doğru yollarda. Bazı şeyler değişmiyor dedim ya!

‘Onlara da iyi geldi’

Kadınlardan biri diyor ki, “Sahneye çıkınca tüm dertlerimi, tasalarımı unutuyorum.” Sizin de bu macera boyunca bununla ilgili gözlemleriniz oldu mu?

Olmaz mı! Tiyatronun onlar üzerindeki etkisine bizzat şahit olup yaşadım. Hep diyorum, sanat kimseye kötü gelmez! Tam tersine herkese iyi gelir. Duruşlarında, hareketlerinde bunu görüyorsunuz. Onlara nasıl iyi geldiğini, onları nasıl rahatlattığını, kendilerini ifade etmek, özgüvenlerini kazanmak için nasıl yardımcı bir araç olduğunu çok güzel gösterdi sanat bana bu süreçte. Sadece bize değil, gittikleri dağ köylerinde onları izleyen kadınlara da gösteriyorlar. En kıymetli ve önemli kısmı da o. Çünkü biri diyor ki “Bak ben de senin gibi inek sağıyorum ama tiyatro da yapıyorum!” Öbürü diyor ki, “Ben yapamam, ben köylü kadınıyım, utanırım.” Diğeri cevap olarak diyor ki, “E ben de köylü kadınıyım.  Hatta köy bile görmedim ben yıllarca, yörüktüm, dağdaydım dağda!” İşte o zaman işler bambaşka bir boyuta geliyor ve oradan açılabiliyor kapılar. 

‘Sanat herkese iyi gelir’

‘Yol, su gibi bir ihtiyaç’

Bu belgeselle de Mersin’in dağ köylerini dolaşma şansı buldunuz. Bu yolculuk sizde neler bıraktı?

Bu yolculuk bende “Orada uzakta birileri var” duygusunu hatırlattı. Çünkü bu turnede gerçekten o gittiğimiz yerdeki insanlar da bu filmin başkarakterleriydi. Çoğu hayatında tiyatroya gitmemiş, hatta bırakın tiyatroyu, yolu, suyu olmayan köylerde yaşıyorlar. Biz oraya tiyatro ve sinema götürdük. Kimsenin gitmediği, hal hatır sormadığı, bir ihtiyacınız var mı demediği, Allahın unuttuğu o köylere gitmek bile o insanlara “Biz size geldik, size bir diyeceğimiz var, siz de önemlisiniz,” demenin bir yolu diye düşünüyorum. Ayrıca az önce bahsettiğimiz “işe yarar mı yaramaz mı” meselesi yine bir şekilde gündeme geldi. Gittiğimiz dağ köylerinde “Ya biliyoruz yolunuz yok, suyunuz yok ama biz bu sefer size sanat getirdik” diyebilmenin de verdiği hoş bir duygu vardı tabii. Sanatın da yol, su, elektrik gibi insanlara ulaştırılması gereken bir ihtiyaç malzemesi olduğunu görünce, tamam işe yarıyor işte diyor insan göğsünü gere gere.

‘Sanat herkese iyi gelir’

‘Shakespeare uzaktan izliyordur umarım’

“Oyun” belgeselinde Ümmiye Koçak köylü kadınların başrolündeydi diyebiliriz. “Kraliçe Lear”da onunla birlikte “Oyun”daki başka üç kadını da göremiyoruz. Neden yoklar bu projede?

“Oyun”un bir başrolü olduğunu düşünmüyorum. Filmde yer alan 9 kadının da ayrı ayrı hayat hikâyeleri vardı filmde. Film, bu kadınların kendi hayat hikâyelerini oyunlarına nasıl sızdırdıkları ve tiyatroyu kendilerine iyi gelecek bir şey olarak keşfetmeleri üzerineydi. Daha sonra o tiyatro ekibinden ayrılanlar oldu: Kimi hayat gailesinden kimi belki diğerleri kadar istekli olmadığı için kimi eşinden izin alamadığı için kimi de başka yere taşındığı için. Ümmiye Hanım da o gruptan ayrıldı, kendi tiyatrosunu kurdu. Kendi oyunlarını yapmaya başladı, hatta film çekti. Kalan ekip, “Kraliçe Lear”de gördüğünüz Ümmü (Kurt), Zeynep (Fatih), Fatma (Fatih), Behiye (Yanık) ve Cennet (Güneş) de zaman zaman oyun çıkartmaya, Türkiye’nin pek çok yerinde, kimi zaman da yurt dışında turnelere gitmeye devam ettiler. Yani bir köyden iki tiyatro grubu çıktı. Daha ne olsun! “Kraliçe Lear”e gelirsek, oradaki ekip biraz farklı. Hüseyin’in bu dağ köylerine tiyatro götürme projesi için yeni karma bir ekip oluşturmuşlar. “Oyun”dan tanıdığımız ve tiyatroya devam eden bu 5 kadınla Mersin Şehir Tiyatrosu’ndan birkaç profesyonel oyuncudan oluşan karma bir ekipti. Ekipte ayrıca şehir tiyatrosunda çalışan çaycı ve şoförler de vardı, hep birlikte şahane sahneler yarattılar, bir de üstelik gittikleri köylerdeki insanları da oyuna katarak... “Shakespeare uzaktan izliyordur umarım” diye düşündüğün çok an oldu.

‘Sanat herkese iyi gelir’

Pelin Esmer söyleşisinin tamamını Milliyet Sanat’ın Kasım sayısında okuyabilirsiniz.

 

 

 

 

Komandolardan öğrencilere videolu mesajAntalya Serik Kızılören İlkokulu öğrencilerinin Mehmetçiğe gönderdiği mektuplara, Hakkari Dağ Komando Tugayı 3'üncü Tabur Komutanlığında görevli askerler çektikleri video ile cevap verdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber