Geri Dön

Sözlerin en güzeli Kuran-ı Kerim’dir

Müminin Kuran’la ilişkisi konusunda en büyük örnek Allah’ın Elçisi’dir. Sevgili Peygamberimiz, ‘Kuran’ı ağır ağır, tane tane oku’ şeklindeki ilahi emri titizlikle uygular, ayetlerin arasında bir müddet duraklar sonra devam ederdi

Sözlerin en güzeli Kuran-ı Kerim’dir

Sözlerin en güzeli Kuran-ı Kerim’dir
Peygamber Efendimiz’in en büyük mucizesi Kuran-ı Kerim’dir. İnsanı insan yapan değerlere hasret Mekke halkı, aradığı saf ve temiz dini Kuran’da buldu, onun olağanüstü anlatım üslubu karşısında hayran kaldılar. Sadece Hz. Peygamber’in değil Hz. Ebu Bekir gibi güzel sesli bir başka müslümanın Kuran okuduğu yerde de müşrik erkek ve kadınlardan, hatta çocuklardan oluşan kalabalıklar toplanıyordu. Suya hasret kalanların yağmura kavuşmasını andıran bu manzara, inanmayanlar için dayanılmaz bir durumdu. Müşrikler, “Bu Kur’an’ı dinlemeyin. O okunurken yaygara koparın, belki o zaman baskın çıkarsınız.” (Fussilet 41/26) diyorlardı.

‘Kuran’ı ağır ağır oku’

Her konuda olduğu gibi müminin Kuran’la ilişkisi konusunda da en büyük örnek Allah’ın Elçisi’dir. O, Kuran’ın nasıl okunması gerektiğini Yüce Yaratıcı’dan öğrenmişti. Bir defasında vahiy alırken inen ayetleri hızlı hızlı tekrar etmeye çalışmış, “Onu aceleyle almak için dilini kımıldatma’’ (el-Kıyame 75/16) şeklinde uyarılınca bu acelecilikten vazgeçmişti. Sevgili Peygamberimiz, “Kuran’ı ağır ağır, tane tane oku.” (el-Müzzemmil 73/4) şeklindeki ilahi emri titizlikle uygular, Kur’an okurken ayetlerin arasında bir müddet duraklar sonra devam ederdi. Secde ayeti geçtiğinde secde ederdi. Allah’ın yüceliğinden bahseden bir ayet geldiğinde tesbihatta bulunur, dua edilmesi gereken bir konu geldiğinde durup dua eder, Allah ‘a sığınılacak hususları ihtiva eden bir ayet okuduğunda ise okuyuşuna ara verip Allah’a sığınırdı.

Namaz kılarken Fatiha okuyan kişinin dilinden dökülen her ayete Allah’ın anında cevap verdiğini, dolayısıyla Cenab-ı Hakk’ın Kur’an okuyana bizzat karşılık verdiğini söylerdi. Kur’an okumanın insana verdiği huzura sığınarak sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kaldığında namaz kılardı.

Düzenli Kur’an okumak, Peygamber Efendimiz’in (sav) aksatmadığı ve çok önem verdiği bir sünnetiydi. Evde, mescitte, namazda, yolculukta, gündüz veya gece hep Kur’an okurdu.

Harabe ev benzetmesi

Öte yandan, Allah Resulü , Kuran’ı güzel sesle ve usulüne uygun okumaya itina gösterirdi. Bu konudaki yeteneğiyle tanınan sahabilerden Ebû Musa el-Eş’ari’ye, “Hz. Davud gibi güzel sesle ve ahenkle okuduğu” için övgüde bulunmuştu. Peygamber Efendimiz, Kur’an-ı Kerim’i düzgün okumayı ve ayetlerin anlamlarını kavrayabilmeyi önemsediği kadar, inananları Kuran’ dan sureler ezberleyerek hafızalarında taşımaya da teşvik ederdi. Kalbinde ve hafızasında Kuran’dan hiçbir şey bulunmayan kişiyi, “harabe bir eve” benzetmiş, “Kuran’ı ezberleyip okuyan kişi, Allah katındaki seçkin meleklerle birlikte olacaktır. Kuran’ı zorlanarak da olsa devamlı okumaya çalışan kişiye ise iki kat ecir vardır” buyurmuştur.

Sözlerin en güzeli Kuran-ı Kerim’dir
Kuran okumayı öğrenmiş veya Kuran’ı ezberlemiş olmak, dinini öğrenmek ve yaşamak isteyen bir Müslüman için tek başına yeterli değildir. Kişi okuduğunu anlamalı, ezberlediğini kavramalı, Kuran ayetlerindeki mesajları düşünmeli ve araştırmalıdır. Zira Kuran, “Müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.’’(en-Neml 27/77) Öğrenen ama düşünmeyen bir insan, “Kuran üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üstünde kilitler mi var?” (Muhammed 47/24) sorusuna nasıl cevap verecektir?

Mukabele böyle başladı

Her yıl ramazan ayında, o yıl içinde inenler dahil, o ana kadar nazil olan ayetlerin tamamını Hz. Cebrail’e okur, onunla karşılaştırma ve karşılıklı okuma yapardı. Bugün ramazanda yaygın olarak sürdürülen ve bir kişinin Kuran-ı Kerim’i okuyup diğerlerinin takip etmesine dayanan “mukabele” uygulaması böyle başlamıştır.

Peygamberimiz ömrünün son günlerinde sevgili kızı Fatıma’nın kulağına, “o yılın ramazanında Cebrail ile Kuran mukabelesini bir değil iki defa yaptıklarını ve bunu vefatının yaklaştığı şeklinde yorumladığını” fısıldamış ve bunun üzerine Hz. Fatıma ağlamıştı. Hanımı Hz. Aişe ise Resulullah’ın (sav) vefatından sonra gelip, “Onun ahlakı nasıldı?” diye soran bir kimseye, “Kuran okumuyor musun? Allah’ın Elçisi’nin (sav) ahlakı Kuran’dı” cevabını vermişti. (Diyanet İşl. Bşk. Hadislerle İslam isimli eserden yararlanılmıştır).

Sözlerin en güzeli Kuran-ı Kerim’dir

Sultanahmet Camii

İstanbul’u ziyaret eden yerli yabancı herkes tarafından hayranlıkla izlenen ve şehrin önemli simgelerinden biri olan Sultanahmet Camii, yine çok önemli tarihi eserlerlerimizden biri olan Ayasofya Müzesi’nin tam karşısında yer almaktadır. Sultanahmet Meydanı da ismini Sultanahmet Camii’nden almıştır. Bu değerli yapı Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’a armağan edilmiş en önemli eserlerin başında gelmektedir. Sultanahmet Camii, Osmanlı Sultanı
I. Ahmet tarafından 1609-1616 tarihleri arasında yaptırılmıştır.

Sözlerin en güzeli Kuran-ı Kerim’dir
Klasik Türk sanatının en tipik örneği olan eser, orijinal olarak 6 minare ile inşa edilen ilk camidir. Mimar Sinan’ın eserlerinden biri olmadığı halde bu yapı Sinan’dan izler taşımaktadır. Sinan’ın öğrencisi Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa, söylenene göre, camiyi inşa ederken, üstadının daha önce denediği bir planı daha büyük bir ölçüde uygulamıştır

Sultanahmet Camii’nde, birçok camide olduğu gibi sosyal ve kültürel içerikli pek çok yapıyı barındıran bir kompleks bulunmaktadır. Kompleksin içinde Kapalı Çarşı, Türk hamamı, aşevi, hastane, okullar, kervansaray ve Sultan Ahmed’in türbesi gibi eserler yer almaktadır. Caminin girişi, Sultanahmet’te yer alan ve Roma Devri’nden kalmış hipodrom tarafındadır. Bu değerli yapıda bir dış avlunun çevrelediği iç avlu ve esas mekân, yüksek bir podyum üzerindedir. İç avluya açılan kapıdan, şadırvan ve uyum içinde birbiri üzerine yükselen kubbeler görülür. İçeriye açılan üç kapıdan herhangi birinden girildiğinde, dış görünüşü tamamlayan boyama, çini ve vitray camlarının zengin ve renkli süslemeleri ile karşılaşılır.

RAMAZAN ORUCUNUN SEVABI

Ramazan orucu tutmaya başlayan bir kimse daha sonraki günlerde oruç tutmaktan vazgeçerse ne gerekir?

Ramazan ayında her günün orucu başlı başına ayrı bir ibadettir. Bundan dolayı her gün için oruç tutmaya ayrıca niyet etmek gerekir. Dolayısıyla bir günün orucundaki bozukluk, diğer günküne engel olmaz. Bu bakımdan ramazan orucu tutmaya başlayan bir kimse daha sonraki günlerde mazeretsiz olarak oruç tutmaktan vazgeçerse, sadece tutmadığı günlerin orucunu kaza etmesi gerekir, keffaret gerekmez. Zira keffaret, orucu mazeretsiz olarak kasten bozma durumunda söz konusudur. Ancak ramazan orucunun mazeretsiz olarak tutulmaması büyük günah olup, kazasıyla birlikte tövbe etmek de gerekir. Ayrıca ramazandan sonra tutulan oruç, ramazanda tutulan orucun sevabını karşılamaz. Hz. Peygamber bir hadisinde, ramazanda mazeretsiz olarak tutulmayan bir günü, bir sene boyu tutulan orucun karşılamayacağını belirtmiştir (Ebû Dâvûd, Savm, 38).

Sözlerin en güzeli Kuran-ı Kerim’dir
Duanın mührü

Sahabeden Ebu Züheyr başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatıyor: “Bir gece Resulullah (sav) ile birlikte dışarıya çıkmıştık. Devamlı ve ısrarla dua eden bir adamın yanına geldik. Bunun üzerine Hz. Peygamber durup onu dinlemeye başladı ve ‘Eğer mühürlerse, kazandı’ dedi. Cemaatten birisi, ‘Ne ile mühürleyecek?’ diye sorunca, Allah Resulü, ‘’Amin diyerek. Eğer amin ile mühürlerse kazandı.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz’e soru soran kişi, dua eden adama gidip şöyle dedi: ‘Ey filan, ‘amin’ ile bitir ve müjdeye nail ol!” (Ebu Davud, Salat, 167).

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca koronavirüs açıklamasıSağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul'da Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısına başkanlık etti. Bakan Koca, toplantının ardından basın toplantısı düzenledi.Sağlık Bakanı Koca: ''İstanbul'da durumu kontrol altına alamazsak salgın baş edilebilir olmaktan çıkacaktır''

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber