GündemTıbbın kansere karşı son silahları

Tıbbın kansere karşı son silahları

09.02.2015 - 02:30 | Son Güncellenme:

Genetik olarak aktarılanancak çevresel faktörlerin belirleyici olduğu kanser nedeniyle ölümler her yıl dünya genelinde artıyor. 20 yıl içinde kansere yakalanan insan sayısının 2 kattan fazla artması bekleniyor. Pekitıp dünyasının kansere karşı silahları ne durumda?

Tıbbın kansere karşı son silahları

Başlarken...

Haberin Devamı

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), önceki günlerde kansere yakalanan kişi sayısının 2035 yılında 24 milyon olabileceğini açıkladı. 2012 yılında WHO’nun rakamlarına göre Dünya’da 8.2 milyon kanser sebebiyle hayatını kayberderken, 14 milyon insan ise kansere yakalndı. Yapılan açıklamalar ve istatistikler, her geçen gün artan rakamlarıyla kanserle mücadele etmek için yapılması gerekenleri gündeme getirdi. Kanserle mücadelede tedavi alanındaki yeni gelişmeler neler? Kanserden korunmak için neler yapmak lazım? Kanser hastaları nelere dikkat etmeli? 4 gün devam edecek bu yazı dizisinde yeni tedavi yöntemleri başta olmak üzere tüm bu soruları uzmanlara yönelterek cevaplarını arayacağız.

KEMOTERMİ İLE TEDAVİ

Haberin Devamı

Kanser tedavisinde kullanılan bir başka yöntem de ‘kemotermi’. İstanbul Üniversitesi’nin eski rektörlerinden ‘Tıbbi Onkoloji ve Kemoterapi Dernieği’nin onursal başkanı Prof. Dr. Bülent Berkarda’nın uyguladığı ‘kemotermi’ kemoterapinin ‘kemo’su ve hiperterminin ‘termi’sinin birleşiminden oluşuyor. Duruma göre ayrı ayrı ya da bir arada uygulanan bu tedavileri Berkarda şöyle anlatıyor:
“Kanser kemoterapisi büyük ölçüde standart ya da konvansiyonel şekilde yapılıyor. Burada kanser ilaçları tek veya birkaçı bir arada, 2-3 haftada bir kere ve oldukça yüksek dozlarda vücuda veriliyor. Bu tedavi oldukça sık olarak yan etkilere yol açıyor. Bunun karşısında, haftada bir veya iki kere yapılan düşük dozda bir kemoterapi şekli daha var. Adı metronomik kamoterapi. Burada dozlar daha düşük olduğu için yan etkiler hafifliyor. Ayrıca daha sık uygulandığı için de esas etki de sağlanmış oluyor.
40 derece ile ısıtılıyor
Hipertemi ise vücuda ısı verilerek uygulanan bir tedavi yöntemi. Hastalığın cinsine ve yaygınlığına göre lokal hipertermi ve tüm vücut hipertermi tedavileri uygulanıyor. Tedavi tek başına uygulanabileceği gibi kemoterapi ya da radyoterapiyle de birlikte uygulanabilir. Bu tedavilerle birlikte gerçekleştirildiğinde etkilerinin de artmasını sağlar. Hipertermide yaklaşık 40 derecelik bir ısı hasta bölgeye veriliyor. Kanser hücrelerinin zararı, bu ısıda bozuluyor ve birlikte verilen ilaç veya X ışınlarıyla hedeflenen anti-kanser etkisi artmış oluyor.”

Haberin Devamı

KANSERLİ HÜCREYE ISIYLA MÜDAHALE

Girişimsel Radyoloji ile tedavi
Kanser tedavisinde kullanılan yöntemlerin hastalar üzerinde yarattığı olumsuz yan etkiler, gözlerin yeni ve alternatif tedavi yöntemler için ihtiyaç yarattı. Bu yöntemlerden biri, girişimsel radyoloji. Medstar Antalya Kanser Merkezi’nden Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Saim Yılmaz, ‘önceden cerrahi yollarla tedavi edilen hastalıkların görüntüleme yöntemleri eşliğinde cerrahi olmayan tekniklerle tedavi edilmesi’ olarak tanımladığı ‘Girişimsel Radyoloji’yi anlattı.
Tedaviye karar verilmeden önce sağlıklı bir biyopsi ile kanser türünün tespit edilmesi gerektiğini dile getiren Yılmaz biyopsinin de geliştirilen tekniklerle daha kolaylaştığını belirtiyor. “Yakın zamana kadar cerrahi yöntemle gerçekleştirilen biyopsi, artık peruktan, yani ciltten girilerek, görüntüleme cihazlarının eşliğinde bir iğne ile gerçekleştirilebiliniyor. Hasta 3-4 saatlik bir gözlemin ardından günlük hayatına devam edebiliyor” diyen Yılmaz, tedavinin ileriki aşamalarını ise şöyle anlatıyor:
İğneyle tümöre ulaşmak
“Biyopsi işleminde olduğu gibi ciltten bir iğne aracılığıyla ilerleyerek, herhangi bir cerrahi işlem yapmadan tümörü yok etmek mümkün. ‘Perkütan ablasyon’ denilen bu yöntem, tüm kanser türlerinde olmasa bile özellikle başta karaciğer ve akciğer olmak üzere birçok organda rahatlıkla uygulanıyor. Tümörün bulunduğu alan ve büyüklüğü uygulanacak perkütan ablasyon yöntemi için belirleyici. Ciltten girilerek ulaşılan tümörün içine yerleştirilen iğne lazer, mikrodalga ya da radyofrekans kullanılarak yakılıyor. 100 derece ısıya kadar çıkan bu yakma işlemi sırasında tümörün çevresindeki kanserli dokuların da yok edilmesi sağlanıyor. Kalp ya da ana damara yakın tümörlerde yakma işlemi yerine dondurma ya da nanoknife yöntemleri kullanılıyor. Bu yöntemde iğne ile içine girilen tümör, dondurularak ya da elektrik akımı verilerek tahrip ediliyor.”

Haberin Devamı

Tedaviyi kanserin türü ve yeri belirliyor
Her yöntem her hastada uygulanabilir mi? Yılmaz uygulanacak tedavi şeklinin, kanserin türü ile birlikte tümörün bulunduğu bölge ve büyüklüğüne göre değiştiğinin altını çizerek, “Bazı durumlarda ise birden çok tedavi yöntemini kombin edilerek aynı anda kullanılıyor” diyor. Mümkün olduğu durumlarda ilk yol olarak cerrahi müdahalenin tercih edildiğini dile getiren Yılmaz, bahsedilen yeni tedavi yöntemlerinin cerrahinin mümkün olmadığı, tümörün kalp ya da ana damara yakın olmadığı durumlarda devreye girdiğini kaydediyor.

Haberin Devamı

Yaşam kalitesini düşürmüyor

Yılmaz’a göre, girişimsel radyolojinin en önemli avantajı diğer tedavi yöntemlerinin tersine sağlıklı dokulara zarar vermemesi. Tedavinin direkt kanser dokusuna uygulanması, etkiyi arttırırken vücudun diğer bölgelerindeki yan etkiler de önlenmiş oluyor. Yan etkiler gözükmediği için hastanın yaşam kalitesi değişmiyor. Girişimsel radyolojinin ciltten girilerek yapılması nedeniyle hastanede kalmayı gerektirmediğini ve cerrahi operasyonlara göre riskinin daha az olduğunu da sözlerine ekleyen Yılmaz, “Hasta yapılan işlemlerin sonrasında neredeyse hiç ağrı hissetmiyor” diyor. Bu tedavi yönteminin dezavantajı ise tümörün aynı yerde tekrarlaması olasılığının cerrahi ve radyoterapiye göre daha yüksek olması.

Atardamardan müdahale

Tümör hücrelerini öldürmek için girişimsel radyolojide kullanılan bir başka yöntem de atardamarla doğrudan tümörlü hücreye müdahalede bulunulması. Koldan verilen kemoterapi ilacı tümöre ulaşana kadar tüm vücudu dolaşıyor ve etkinliği azalıyor. Yılmaz, bu yöntem de ise kol yerine tümörü besleyen atardamardan verilen kemoterapi ilacının yoğunluğunu kaybetmeden direkt tümöre etki ettiğini belirtiyor. Bu yöntem sayesinde aynı doz ilaçla daha fazla etki elde edilebileceğini dile getiren Yılmaz, böylece hastada tedaviden kaynaklanan yan etkilerin azaldığını ve ilacım tümöre etkisinin arttığını vurguluyor.
Uzmanların verdiği bilgilere göre, özellikle bazı kanser türlerinde koldan verilen kemoterapinin etkisi istenilen oranda olmuyor. Bu yöntemle tümör hem hapsediliyor hem de kemoterapi yüklü taneciklerle atardamardan yoğun bir ilaç tedavisi uygulanıyor.
Karaciğer izole edilebilir
Karaciğer kanseri tedavisinde, yüksek dozda kemoterapi ilacı verebilmek için organ kan dolaşımından izole edilebiliyor. Kemosatürasyon denilen bu yöntemde, karaciğerin atardamarlarından çok yoğun kemoterapi ilacı verilmesi amaçlanıyor. Bu yolla, karaciğer atar damarından verilen ilacın kana karışmasını engellemek için karaciğerin toplardamarları balonlarla geçici olarak kapatılıyor. Uçları vücudun dışına alınan toplardamarlardaki kan, filtrelerle süzüldükten sonra tekrar vücuda veriliyor. Böylece, karaciğere normal dozun 50-100 katı ilaç verilirken, kan vücuda dağılmadığı için toksik etki görülmüyor.

YARIN: UZMANLAR HEDEFE YÖNELİK AKILLI TEDAVİLERİ ANLATIYOR n MOLEKÜLER TAKSİ VE MAVİ BONCUK UYGULAMALARI

Yazarlar