Geri Dön
GündemTürkiye’de en kolay şey silaha ulaşmak!

Türkiye’de en kolay şey silaha ulaşmak!

Türkiye’de yılda 4 bine yakın kişi silahla vurulma sonucu hayatını kaybederken, 10 bin kişi de yaralanıyor. Cinayetlerin yüzde 70’inin silahla gerçekleştirildiği Türkiye’de 7.5 milyonu ruhsatsız yaklaşık 10 milyon silah bulunduğu tahmin ediliyor Öfke patlamasının yaşandığı toplumda silahlanma oranının ve ruhsatsız silah kullanımının bu kadar yüksek oluşunu ise uzmanlar, yaptırımların yetersiz oluşu, medyanın özendirmesi ve kültür yapısına bağlıyor...

Türkiye’de en kolay şey silaha ulaşmak!

“Doçenti profesör öldürdü”, “Bavuldan vahşet çıktı”, “Kıbrıs gazisi ahır yüzünden tartıştığı kişi tarafından öldürüldü”, “Bara damsız girme tartışması ölümle bitti”... Kan donduran üçüncü sayfa haberleri son günlerde manşetlerden düşmüyor. Ölümler kimine göre öfke patlaması kimine göre yaşanan vahşetin yansıması. Ancak öfkenin silahla buluşmasının zor olmadığı ortada. TÜİK verilerine göre Türkiye’de her yıl 700 kişi meskun mahalde ateş etme sonucu vurularak yaşamını kaybediyor. Umut Vakfı’nın verilerine göre ise 1 yılda 4 bine yakın kişi silahla hayatını kaybederken, 10 bin kişi de ateşli silahlar sebebiyle yaralanıyor. Ölümlerin yaklaşık 700’ü serseri kurşun nedeniyle meydana gelirken, cinayetlerin yüzde 70’i silahla gerçekleşiyor. Ergenlik dönemindeki gençlerin intiharlarında silahın 2. tercih olarak yer alması, Türkiye’yi dünya üzerinde gençlerin en çok silahla intihar ettiği 11. ülke konumuna getiriyor. Türkiye’de 2,5 milyonu ruhsatlı, 7,5 milyonu ruhsatsız yaklaşık 10 milyon silah bulunduğu tahmin ediliyor.

‘Toplumsal değerler sıfırlandı’
Silahın aldığı canlardan biri de tam 21 yıl önce 17 yaşındaki Umut Önal. Oğlunun ‘can arkadaşım’ dediği Melih Turgut’un evinde ölü bulunmasından sonra bireysel silahlanmaya karşı mücadele başlatan anne ise Nazire Dedeman Çağatay. Yıllardır bireysel silahlanmaya karşı mücadele veren Umut Vakfı Başkanı Nazire Dedeman Çağatay öfkenin artış gösterdiği görüşünde. Çağatay bunun nedenini şöyle açıklıyor; “Toplumsal olarak huzursuz, gergin, sürekli şiddetin körüklendiği, tahammülün, uzlaşmanın, neredeyse iletişimin koptuğu bir dönem yaşıyoruz. Maalesef ülkemiz her alanda kamplaştırılmış ve sert bir şekilde taraflar haline getirilmiştir. Ve yine maalesef toplum önderleri, siyasetçiler, yöneticiler buna zemin hazırlamıştır. Kuralların, yasaların, neredeyse toplumsal değerlerin moda terimiyle ‘sıfırlandığı’ dönemdeyiz. İçinde bulunduğumuz bu durum da, ikili ilişkilere, aile ilişkilerine, akran ilişkilerine yansıyor. Sonucunda sokakta, evde, işyerinde cinayetle sonuçlanan patlamalara neden oluyor. Tam bir ruhsal travma neredeyse ‘amok’ tarzı cinayetler oluyor. Yani beyin otomatiğe bağlanmış önüne geleni öldürüyor. Yaşananlar sonucu da, toplumsal huzur yok oluyor.”

‘Şiddeti önleyen projeler şart’
Çağatay yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor: “Acilen başta politikacılar olmak üzere toplum önderleri ötekileştirici yaklaşımlar ve kamplaştırıcı açıklamalardan vazgeçmeliler. Ayrıca her türlü hukuki ve organizasyonel tedbirlerin alınması suretiyle ‘yapanın yanına kâr kalıyor’ mantığı ülke gündeminden, kamuoyunun gündeminden bir an önce uzaklaştırılmalı, uzlaşma teşvik edilmelidir. Tüm Türkiye’yi kapsayan şiddeti önleyici projeler oluşturulmalı. Şiddeti sonuç alma anlamında kolaylaştıran bireysel silahların sınırlandırılması ve nihai olarak yasaklanması sağlanmalı. Eğitimde, sorunların barışçıl yolla çözümünün teşviki için özellikle ilköğretim ve ortaöğretime şiddet ve öfke denetimi ilgili derslerin konulması ve devamlılığın sağlanması gerekir. Basın yayın organlarında program yapımcıların duyarlı dizilerin ise şiddet içeriğinden arındırılması gerekir.”

Maganda kurşunuyla ölümlerde birinciyiz

Bireysel Silahlanma ve Savunma Hakkı İnisiyatifi’ne göre, Türkiye’de suç işlemekte kullanılan ruhsatsız silahların oranı yüzde 95’e ulaştı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Sarıçam da geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin ‘maganda kurşunu’ ile yılda 700 ölümle dünyada birinci sırada yer aldığını söylemişti. Öfke bunca yüksekken, silahlanma oranlarının yüksekliği ve ruhsatsız silah kullanımının bu kadar yaygın olmasını uzmanlar bu konudaki yaptırımların yeteri kadar uygulanmamasının yanısıra silahın medyada görünürlüğünün yüksek olmasına ve de kültüre bağlıyorlar.

‘Polis teşkilatı şiddete meyilli’

Öte yandan son dönemlerde güvenlik güçlerine ait silahların da bir çok can aldığına tanıklık ediyoruz. Onlardan biri de Okmeydanı Cemevi’nde geçtiğimiz ay bir cenaze törenine katıldığı sırada polisin açtığı ateşle hayatını kaybeden Uğur Kurt’tu. Kurt, polis kurşunuyla yaşamını yitiren ne ilk ne de son kişi. Cem Aygün, Ethem Sarısülük, Mahir Zorbey Demirkaya, Nurhak Çartay da polisin kurşunuyla öldü. Emniyet-Sen Başkanı İrfan Çelik son dönemlerdeki toplumsal olaylarda yaşananlara ve polis intiharlarında yaşanan artışa dikkat çekerek öfke kontrolünü en az yapan meslek gruplarından birinin polis teşkilatı olduğunu söylüyor. Çelik bunun sebep ve sonuçlarını ise şöyle anlatıyor:

‘Siyasi rest etkiliyor
“Şu ana kadar teşkilat üzerinde yapılan araştırmalara göre polisin öfkeli olmasının en temel nedeni, devletin üst kademelerindeki restleşmeler. Siyasi restleşmelerle toplumun ikiye bölünmesi ister istemez toplumu ayrıştırıyor. Bu tabi polis teşkilatına da yansıyor. Siyasi restleşmenin ayrıştırdığı kitleler sokağa çıkıyor. Aynı siyasi restleşmeden muzdarip olan polis teşkilatı, kitlelerin karşısına çıkartılıyor. Her iki öfkeli grup da birbirleriyle çatışıyor. Öfke kontrolü, müdahalelerin sertliği, anlayışsızlık gibi eleştirilere maruz kalan bir teşkilat söz konusu. Türk polis teşkilatı şiddete meyilli bir teşkilat. Keyfi görev yeri değişikliklerinden iş yüküne kadar polisin öfkeli olmasına neden olan pek çok unsur var. Genç polis adayları ne akademide ne polis meslek yüksekokullarında ne de moral merkezlerinde öfke kontrolü adına herhangi bir eğitim almıyor.”

‘Polis demokratikleşmeli’
Çelik, polisin şiddete meyilini ülkede uygulanacak demokrasinin kıracağı görüşünde; “Önce polis teşkilatının demokratikleşmesi gerekir. Demokratikleşmeyen bir polis teşkilatı halkın demokratikleşmesine müsaade etmez. Çünkü son dönemlerdeki tüm toplumsal olaylarda gördük ki demokratik hakkını kullanmak için sokağa çıkan halk kitlesine tahmin edildiğinden çok daha fazla şiddet uygulandı. Eğer demokratikleşmiş bir polis teşkilatı olsaydı, bunları görmeyecektik. Polis demokratikleşmezse bu kontrolü antidemokratik eylemlerle gerçekleştirir. Polisin öfke kontrolünü sağlayabilmesi için insan yerine konulması lazım. İnsan haklarını korumakla görevli bir yapının insan hakları elinden alınırsa bu korumayı gerçekleştirmesini bekleyemezsiniz. 1999 yılında gerçekleşen polis yürüyüşünü hatırlayın. ‘Kahrolsun insan hakları’ sloganları atıldı polisler tarafından. Çünkü insan haklarının onun haklarını sömürdüğünü düşünüyor. Polisin gözaltına aldığı en azılı suçlunun insan hakları mevcutken polisin hakları yoktur. Örneğin en temel anayasal hakkımız, yıllık 20 gün iznimiz dahi kullandırılmıyor. 90 saat boyunca çalışan bir polis memuru öfke kontrolünü yapabilir mi? Poliste maalesef şöyle bir yanlış düşünce var; yürüyüşe kitlenin güvenliğini sağlamak için gidiyor. Ancak polis fazla mesaiyi o göstericiler yüzünden yaptığını düşünüyor. Gösteri olmasaydı evimde olacaktım diye düşünüyor. ‘Sizin yüzünüzden buradayım’ düşüncesi var. Bu yüzden karşı tarafa öfkesini daha sert biçimde yansıtıyor.”

‘Silahı kutsayan bir kültür var’

l Türkiye Psikiyatri Derneği, Ruh Sağlığı ve Medya Çalışma Birimi Koordinatörü Doç. Dr. Burhanettin Kaya: “Silah önemli bir şiddet aracı, Türkiye’de ruhsatlandırma da kolay. Türkiye’de silah kutsanan bir şeydir. Erilliğin simgesi olarak görülür. Bu at, avrat, silah denilen kültürün de bir yansıması olarak şiddet özgün bir davranış biçimi olarak kutsanıyor. Ya da medyada şiddetin fazlaca görünür hale gelmesi insanların zihinlerinde ‘bu olabilirmiş’ algısı yaratıyor. Mesela siz ‘8 kere bıçaklayarak öldürdü’ dediğinizde kişi kafasında, ‘Bunu yapabilmiş, bu olabilir bir şeymiş’ diyor. Silah haberlerde ya da dizilerde gösterilen bir şey olmamalı, bu tür eylemler canlandırılmamalı.”

‘Erkek çocuklar etkileniyor’
l Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Nilüfer Narlı: “Silahlanma, insanların öfkeli olduğu bir ülkede çok negatif bir durum. Bireysel silahsızlanmayla ilgli daha çok adım atılması gerekir. Türkiye tedbir konusunda niye başarısız biliyor musunuz? İnsanlar arasındaki şiddeti durdurabilmede kanunların yaptırımı çok zayıf.”
l Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı: “Türkiye’de şiddete ve silaha kolayca başvurmanın nedenleri çocuklukta aranması gerekiyor. Medya ve basın saldırganlığa özendirici olabiliyor. Hatta mesela çizgi filmlerde bile biri diğerine bir yumruk atıyor sonra diğeri fırlıyor... Bu tür fiziki şiddet çok sergileniyor. Hatta bazen sempatik halde gösteriliyor. Yapılan bütün araştırmalar da bunların özellikle de erkek çocuklarda etkili olduğunu gösteriyor.”

Nefret cinayetlerinin çoğu kesici aletlerle

Silahın aldığı canlardan biri de 2012 yılında Diyarbakır’da eşcinsel eğilimleri olduğu gerekçesiyle babası ve 2 amcası tarafından ‘baş kısmından bitişik atışla öldürülen’ R.Ç.’ydi. R.Ç. gibi çok sayıda kişi bu topraklarda kimi cinsel yönelim kimi etnik kimliği kimi ise mezhepsel durumu sebebiyle nefret cinayetine kurban gitti. Nefret duygusuna hakim olamayan ya da olmak istemeyen bireyler de silahlara çok kolay ulaştı. Nefret hissinin, söyleminin ardından doğan bu cinayetlerin yüksek oranı ‘canavarca his’ sebebiyle kesici aletlerle gerçekleşse de silahlarla işlenen nefret cinayeti sayısı da bir hayli yüksek. Çünkü ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2014 raporuna göre sadece İstanbul’da her 66 kişiden biri nefret suçu mağduru.

‘Acı çektirilerek öldürülüyor’
Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD) avukatı Fırat Söyle, “Heteronormativite, ataerkillik ve homofobi/transfobinin bir araya gelmesi ile işlenen nefret cinayetlerinde bireyin kendisi ile yüzleşememesinden kaynaklanmaktadır. Erkek olma, erkeklik, iktidar, güç gibi son derece soyut ama aynı zamanda bireyin kendisi ile yüzleşmesini engelleyen bu durumlar nefret suçlarının ortaya çıkmasına ön ayak olmaktadır. Nefret suçlarında failin içinde bulunduğu saik ve suçun kendisini düşündüğümüzde bir öfkeden çok nefret etme, yok etme duygusu daha ağır basmaktadır. Nefret suçlarına baktığımızda cinayetlerin canavarca hislerle işlendiğini görebiliyoruz. Ateşli silahların nadiren kullanıldığını, buna karşın kesici-delici aletlerin çokça kullandığı söylenebilir. Onlarca bıçak darbesi, boğazı kesilen insanları düşündüğümüzde faillerde artan biçimde bir nefretin var olduğunu söylemek mümkündür. Nefret suçu neticesinde meydana gelen cinayetlerde yargının bu güne kadarki kararları şiddetle eleştirilmiştir. Çünkü konu bir olay değildir tüm nefret cinayetleri politik cinayetlerdir” diyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler