Geri Dön
GündemTÜRKİYE'DE ALEVİLİK-DİNİN DEVLETLE OLAN İLİŞKİŞİ ÇOK GÜÇLÜ

TÜRKİYE'DE ALEVİLİK-DİNİN DEVLETLE OLAN İLİŞKİŞİ ÇOK GÜÇLÜ

Halbuki Türkiye’de din devlet kontrolünde. Toplum laiklik ilkesinin bireyleri baskı altına alıcı şekilde kullanılmasına karşı. Yeni Anayasa’da Türkiye Sünni devlet olmaktan çıkarılmalı...

TÜRKİYE'DE ALEVİLİK-DİNİN DEVLETLE OLAN İLİŞKİŞİ ÇOK GÜÇLÜ

Hepimizin ilkokuldan bu yana üzerine düşünmeden ezberlediği tanımdır: “Laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır.”
Bir yandan bu tanımla yetişen nesillere karışıp hala konumuz Aleviliği ve diğer inanç gruplarını bir ‘mesele’ olarak tartışıyor olmak, uygulamanın pek de ezberlediğimiz tanım gibi olmadığını gösteriyor. Aleviler, sivil toplum kurumları, akademisyenler ve uzmanlar; uygulanışından dolayı Türkiye’de laikliğin varlığıyla ilgili farklı görüşlere sahipler. Ancak, hemen hemen hepsi güçlü din devlet ilişkisine dikkat çekiyorlar.
Türkiye’de inanç ve laiklikle ilgili herhangi bir mevzu üzerine konuşmak sadece inancı değil, aynı zamanda devletin temel ideolojisini ve bu ideolojiyle şekillenen toplumu konuşmayı da beraberinde getiriyor.
Zira, laiklik aynı zamanda toplumsal dile yansımış, bir anlamda sosyolojik ve siyasi bir kavram. Birinden veya bir gruptan ‘laik’ olarak bahsetmek aynı zamanda onun ideolojik pozisyonuna da referans veriyor.



TÜRKİYEDE ALEVİLİK-DİNİN DEVLETLE OLAN İLİŞKİŞİ ÇOK GÜÇLÜ

Fotoğraf: ÜNAL ÇAM

Kutuplaşma ve damgalama
Cumhuriyetin kendini var ettiği ve sistemini koruduğu kavramlardan biri olduğundan, kendini laik olarak tanımlayanlar kurucu Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkan, egemen ideolojinin yanında konumlandırılırken; anti- laik olanlar ise bu değerlerin karşısında olanları temsil eder hale geliyor. Kutuplaşmalarla şekillenen siyasi ortamda artık laiklik Türkiye’deki siyasi güç dengelerine referans veriyor. Bu bağlamda, laikliğin uygulanışını, nasıl tanımlandığını eleştirmek bir anda eleştireni anti-laik; yani duruma göre “Cumhuriyet karşıtlığı”, “gericilik” ve “irticayı savunmak” gibi bir klişe damgalama içerisinde konumlandırıyor. Benzer şekilde, laik’ler de “kâfir”, “dinsiz”, “otoriter” , “özgürlük karşıtı” olarak damgalanıyor.
Hal böyle olunca ara sesler ve eleştiriler duyulmadığı gibi “laik- anti-laik” kutuplaşması üzerinden gerilim yaratmak kolay hale geliyor. Siyasi gerilimler, Alevileri de içine alıyor. 1993 Sivas katliamı ve ardından 1995’te yaşanan İstanbul Gazi Mahallesi katliamı Türkiye’yi laik anti-laik kutuplaşmasına çekme açısından önemli olaylar olduğu kadar 28 Şubat 1997 sürecinin de yol taşları arasında sıralanabilir. İlk iki olayda Aleviler mağdur olurken, 28 ™ubat daha çok kendini Sünnilikle özdeşleştiren yurttaşları hedef alıyor.

Yeni Anasaya sürecinde
Türkiye’deki siyasi gerilimler, kavramlar üzerine düşünüp konuşmayı engelliyor. Oysa sadece Alevi meselesiyle ilgili değil, yurttaş olarak hepimiz için anayasa tartışmalarının olduğu bu dönemde, laiklik gibi bir kavramdan ve uygulanışından ne anladığımızı tartışmak önemli.
Zira siyasi önyargılardan bağımsız, çoğulcu, temel hak ve özgürlüklerin yer aldığı bir anayasa, kutuplaşmaların olmadığı sağlıklı zeminlerde yapılabilir ancak.
Bugün, konuyla ilgili kişi ve kurumların da ifade ettiği önemli bir durum var. Türkiye’de toplumun büyük bir kesimi laikliği istiyor, ancak, şu anda Türkiye’deki laiklik uygulamasından tatminkâr değil. Dün, Diyanet’in verdiği hizmetlerin kapsamı ve din hizmetlerinin yanı sıra kurumun, Cumhuriyet’ten bu yana devletin bir mesaj verme aracı olarak nasıl faaliyet gösterdiğini de tartışmıştık.
Bugünkü konuyu da dünkü ile bağlantılı olarak yeni anayasa yapma sürecinde laik anlayışını ve tanımını nasıl ele almamız gerektiğine de değiniyor.

Sünniler de mutlu değİl

Laiklikten ne anlaşıldığını konuştuğum uzmanlardan biri olan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Dr. Hakan Mertcan Türkiye’deki laiklik anlayışını din devlet kontrolünde olduğu için eleştirirken, uygulamadan sadece Alevilerin değil, Sünni yurttaşların da mutlu olmadığını ifade ediyor:
“Türkiye’de laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak ifade edilmekle birlikte; uygulamada dinin devlet kontrolünde, devlet egemenliğinde siyasal iktidarın hizmetine sunması olarak yaşanıyor. Laiklik demokrasi için gerekli ve vazgeçilemez bir yöntem. Ancak, Türkiye’de uygulandığı biçimini savunmuyorum. Laiklik dini kutsal olanı, siyasetin hizmetine sürmeyecek bir yöntemdir. Onu kendi kutsal alanına, topluluklara bırakacak; insanlar dinini nasıl yaşamak istiyorsa, o biçimde yaşayacak. Türkiye’de, o kadar baskıya rağmen milyonlarca Alevi bugüne kadar kendi hizmetlerini yürüttü, cemaatine; dedesine sahip çıkabildi, Arap Aleviler şeyhleri de bir şekilde cemaat içinde finanse edebildi ve cemaat olarak ayakta durabildiler. İnanç grupları bunu yapabiliyorlar. Bugün yaşandığı haliyle laikliğin Sünni İslam’a da haksızlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü Sünni İslam çevrelerinden de buna itiraz eden var. ‘Devlet bizim dinimizi, Sünni İslam’ı artık tanımlamayı bıraksın’ diyorlar.”

Türkiye Sünni devlet olmamalı

İlahiyatçı ve antropolog olan Doç. Dr. Ali Murat Yel de anayasanın özgürlükler anayasası olması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye’nin Sünni bir devlet olmaktan çıkması gerektiğine değiniyor:
“Yeni anayasanın her şeyden önce bir “özgürlükler anayasası” olmasını istiyorsak Türkiye’de mevcut din-devlet ilişkilerinin devletin yanında ve onun lehine değil, vatandaşların yanında ve onların farklı ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde düzenlenmesi gerekir. Şimdiye kadar bu ülkede laiklik hep bir balyoz gibi kendisini dindar hisseden insanlara karşı kullanıldı; üstelik, gayr-i Müslim’lerin de veya Alevilerin de ihtiyaçları olabileceği ve bu ihtiyaçların nasıl giderilebileceği hiç düşünülmedi. Türkiye artık “sünni” bir devlet olmaktan çıkarılıp çok kültürlü ve çok dinli/mezhepli bir ülke haline getirilmelidir.”

Bireyin özgürlükleri esas alınmalı

Laiklik üzerine tartışmanın anayasa ile bağlantısına vurgu yapan Sivil Dayanışma Platformu’ndan Ayhan Ogan ise 1921 anayasası hariç 1876’dan 1982’ye kadar yapılan anayasalarda devletin merkez alındığını hatırlatarak, yeni anayasada bireyin ve özgürlüklerin esas alınması gerektiğini vurguluyor.
“Laiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili görüşlerimizi açıklayabilmemiz için öncelikle anayasaya bakış açımızı izah etmemiz gerekiyor. Yeni anayasada birkaç konu temel bakış açısının altını çizmek istiyorum: 1876’dan 1982’ye kadar yaptığımız anayasalar; 1921 anayasası hariç devleti merkez alan devletin korunması refleksiyle devlet tarafından hazırlanmış anayasalardır. İkinci temel nokta ise devlet merkeze alındığı için kısıtlamalar esas alınmış, özgürlükler istisna olarak sıralanmıştır. Laiklik ve Diyanet gibi kavram ve kurumlar devleti oluştururken anayasada kullanacağımız anayasal kavramlar ve kurumlardır. Bu yüzden özgürlükleri ve toplumu esas alan bir anayasa yapacaksak; özgürlüklerin esas alınıp, yasakların istisna olması ve yasakların sıralanması gerekir. Bu açıdan baktığımız zaman herkes etnik, dini, mezhebi, kültürel, sosyal, siyasal bütün kimlik ve hak taleplerinde esas olan özgürlük olacaktır. Kısıtlamalar ise birkaç noktada istisna olacaktır. O da şiddet, şiddete teşvik gibi, ayrımcılık gibi... Böyle bir anayasal düzen içerisinde laikliğe ihtiyaç yoktur. Zaten demokratik siyasal sistemlerde ayrıca bir laiklik tanımlaması getirmek gereksizdir.”

Seküler yapıda örgütlenme

YAP’ın (Yeni Anayasa Platformu) halk toplantıları sonuçlarını paylaşan Mehmet Uçum, Türkiye’de şu ana kadar uygulanan laiklik anlayışının devletin ideolojik bir ilkesi olarak çalıştığını ve bu yolla din ve vicdan özgürlüklerini kısıtladığını belirtiyor. Uçum’a göre toplum “devletin seküler bir yapıda örgütlenmesini” ve siyasal sistemin referansının laik hukuk olmasını istiyor:

Güvence ilkesi olarak önemli
“YAP’ın yaptığı halk toplantılarında ortaya çıkan ve TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na çeşitli kuruluş ve girişimler tarafından sunulan görüşlerden çıkan bir dizi sonuç var: Görüşlerin ortak paydası laiklik ilkesinin kişilerin ya da grupların yaşam tarzını sınırlayıcı ve baskı altına alıcı şekilde kullanılmasına karşı çıkmak. Diğer bir sonuç, laiklik ilkesi kullanılarak belli bir yaşam tarzının farklı kimlikleri baskı altına almasına karşı çıkış. Yine kabul gören diğer bir sonuç, devletin dini kurallara göre işletilmemesi bakımından laiklik ilkesinin bir güvence olarak önemli olduğu.”

Demokrasiden çok uzak

Toplumun laikliği istediğine vurgu yapan bir başka uzman ise Tesev Demokratikleşme Programı Direktörü Özge Genç. Genç, Türkiye’deki laiklik anlayışı “demokratik bir prensip olmaktan oldukça uzak” olduğuna dikkat çekerek bireysel özgürlüklerin kısıtlandığını ve tek tip bir din anlayışının olduğunu vurguluyor. Genç, insan hakları, sivil toplum kurumları, dini azınlıklar ve Sünnilerin de etkin bir şekilde katıldığı gruplarla gerçekleştirilen anayasa çalışmaları sırasında, tüm kesimlerin kendince laiklik anlayışlarını anlatarak, din ve vicdan özgürlüklerini kapsayacak şekilde yeniden düzenlemesini savunduğunu belirtiyor.

İfade özgürlüğü üzerinden
“Laiklikle ilgili önerilerde, baskı altına alıcı laiklik ilkesine karşı çıkılırken, aynı zamanda belli bir yaşam tarzının farklı kimlikleri baskı altına almasına karşı bir güvence olarak laikliğin anayasada kalması gerekliliğine vurgu yapılıyor. Bu doğrultuda, yeni anayasada tartışılması gereken asıl mesele laikliğin anayasal düzene ilişkin bir denetim aracı olmaktan çıkarılması. Onun yerine, tanım ve uygulamaları tasarlanırken, ifade özgürlüğü olarak tanımlayabileceğimiz din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alan operasyonel bir ilke haline getirilmesi.

Eşit mesafe sorumluluğu
Taleplere bir bütün olarak baktığımızda, din ve vicdan özgürlüğü talebi, bir ifade özgürlüğü talebi olarak öncelikle kişilerin ortak yaşam alanlarında kendilerini eksiksiz ifade etme hakkı, ve tabi ki devletin farklı din ve inanç tercihlerine tarafsız veya eşit mesafede durma yükümlülüğü, son olarak da devletin farklı din ve inanç tercihleri bakımından eşit seviyede yükümlülük altında olma sorumluluğu olarak anlaşılıyor”

YARIN: Alevi meselesiyle yüzleşme adımlarını Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, çatışma çözümü uzmanları Yrd. Doç. Dr. Esra Çuhadar ve Yrd. Doç. Dr. Talha Köse değerlendiriyor.

Nil Mutluer'in 'TÜRKİYE'DE ALEVİLİK' YAZI DİZİSİNİN DAHA ÖNCEKİ
BÖLÜMLERİNİ AŞAĞIDAKİ LİNKLERDE BULABİLİRSİNİZ

13 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-hayatin-her-alaninda-ayrimcilik-var/gundem/gundemdetay/13.01.2013/1654629/default.htm

14 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-evi-isaretlenen-alevilere-sunni-komsu-destegi/gundem/gundemdetay/14.01.2013/1654976/default.htm

15 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-secmeli-din-dersi-nde-dislanacagim-kaygisi-/gundem/gundemdetay/15.01.2013/1655403/default.htm

16 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-cemevlerinin-statusu-artik-belirlensin-/gundem/gundemdetay/16.01.2013/1655892/default.htm

17 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-yalniz-birakildim-/gundem/gundemdetay/17.01.2013/1656360/default.htm

18 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-laiklik-tekrar-tanimlanmali-/gundem/gundemdetay/18.01.2013/1656815/default.htm

19 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-calistaylar-devletin-hafizasini-guncelledi-/gundem/gundemdetay/19.01.2013/1657369/default.htm

20 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-ayni-agacin-bereketli-birer-dali/gundem/gundemdetay/20.01.2013/1657757/default.htm

21 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-bir-alevi-dislanirsa-kusuru-kabul-ederim/gundem/gundemdetay/21.01.2013/1658110/default.htm

22 Ocak 2013
http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-alevi-sivil-toplumu-genelde-karamsar/gundem/gundemdetay/22.01.2013/1658565/default.htm

23 Ocak 2013

http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-alevilerden-bahsedersek-sunni-oylari-kaybederiz/gundem/gundemdetay/23.01.2013/1659055/default.htm

24 Ocak 2013

http://gundem.milliyet.com.tr/turkiye-de-alevilik-diyanet-esit-temsiliyet-icin-bakanliga-donusmeli-/gundem/gundemdetay/24.01.2013/1659505/default.htm

Sultangazi'de tekmeli tokatlı kavgalar!İstanbul Sultangazi'de hafta sonu iki farklı kavga çıktı. Kavgalar polis tarafından sonlanırken, o anlar kameralara saniye saniye yansıdı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Türkiye’nin haber yaşam platformu Milliyet Dijital yenilendi!

Uygulama ile devam et, gündemi kaçırma!

Şimdi DeğilHemen Keşfet