Geri Dön
Kültür SanatAçıklarını bulduğunda şantaja başvurmaktan kaçınmazdı

Açıklarını bulduğunda şantaja başvurmaktan kaçınmazdı

“Bildiğim kadarıyla yok” diye cevap verdi kısaca Abidin. “Yani bu yüzden öldürecek kadar düşman olan birini tanımıyorum. Site olarak aldığımız arsaların yüzde ellisinden fazlası mandalina bahçesiydi, bu doğru. Ama arazi sahipleri herhangi bir sorun olmadan satışı yaptılar. Pazarlıklar neticesinde yapıldı satışlar. Alan memnun veren memnundu. Yani kimse kazıklanmadı, kimsenin hakkı yenmedi. Birkaç arazi sahibi bahçesinin ucuza gittiğini söyledi sadece, ama bunlar bir düşmanlık yaratmadı bildiğim kadarıyla.”

Açıklarını bulduğunda şantaja başvurmaktan kaçınmazdı

 

Abidin doğru söylüyordu büyük olasılıkla. Oldukça samimi konuşuyordu. “Siz ne zamandır birlikte çalışıyorsunuz?” diye sordum. “Çok oldu. On beş yıldır birlikteyiz Orhan Bey’le,” diye yanıtladı Abidin kirli sakalını sıvazlayarak hiç düşünmeden.

“Sizden önce bir sorun yaşanmış olabilir mi?”

“Olabilir, bilemiyorum.”

“Sitede oturanlar, işinde sert ve acımasız biri olduğunu söylediler. Öyle miydi?”

“Doğru, işinde sert, mutlaka istediğini elde eden biriydi.”

“Peki elde edemediği bir durum olduğunda şiddet ve tehdit yollarına başvurduğu oldu mu?”

“Şiddet yanlısı biri değildi. Ama rakipleri, iş yaptığı insanlara karşı tehditkar olduğu görüşüne katılıyorum. Yani onların açıklarını bulduğu zaman şantaja başvurmaktan kaçınmazdı.”

***

“Ne gibi?”

“Yani onların açıklarını arardı. Bulduğunda da onların yüzüne söylerdi. Ama bu devamlı olan bir şey değildi. Birkaç kez olmuştur. Bir iki arazi sahibini ikna etmek için özellikle böyle bir yönteme başvurdu.”

“Yani silahla tehdit veya adamlarını üzerine salmak gibi mafyavari şeyler yaşanmadı mı?”

“O kadar ileri gitmezdi. Özetle onları reddedemeyecekleri duruma getirmeyi iyi biliyordu. Bu bazen arazi sahipleri olurdu, bazen de belediye yetkilileri olurdu.”

“Yani rüşvet mi verirdi?”

“Orhan Bey kaz gelecek yerden tavuğu esirgeyen biri değildi diyelim kısacası. Ben onunla dediğim gibi yıllarca çalıştım. İş dünyası acımasızdır komiserim. Siz başaramazsanız başka birileri gelir o işi alır. Boşluk varsa doldurulur. Bu arazi olur, ihale olur, başka bir şey olur. Bu işler bu piyasada böyle döner.”

“Bu yüzden birilerinin düşmanlığını kazanmış olabilir mi?”

“Mümkündür. Ama her zaman işleri tatlıya bağlamıştır Orhan Bey. O nedenle bugüne kadar kimse gelip onu rahatsız etmemiştir.. En azından benimle çalıştığı yıllarda bu böyleydi. Ama benden öncesini bilemem.”

“Peki Şevki Kartal ile arası nasıldı?”

“Şevki Bey’i tanırdı evet. Çok nadir olarak bir araya gelirlerdi. O da önemli günlerde falan. Genelde sadece telefonla görüşürlerdi.”

“Sık mı?”

“Çok sık değil, hayır.”

“İyi arkadaş mıydılar?”

“Yani iyi olup olmadıklarını bilemiyorum. Çok yakınlıklarını görmedim. Ama birbirlerine saygılı davranırlardı.”

“Enseye tokat değillerdi yani demek istiyorsun?”

“Estağfurullah komiserim, evet öyle olduklarına doğrusu tanık olmadım.”

Abidin bu arada salonun uzak köşesinde el pençe divan duran hizmetçi kadına el işareti yaptı. Sonra eli havada bize dönüp, “Bir şey içmek istemediğinden emin misiniz? Çayımız çok tazedir, kahvemiz de iyidir,” diye sordu. Biraz önceki soğuk tavrını affettirmek istercesine yüzündeki ifade daha sevecen bir hal almışa benziyordu. Biraz da rahatlamış gibiydi. Ben bir bardak su rica ettim, Zühre ise bir bardak çayda karar kıldı. Artık biraz daha ayrıntıya girmenin zamanı gelmişti.

“İkisini öldürenler aynı mesajı bırakmışlar. ‘Mandalinaları unutmadım’ yazılı bir not bırakmışlar. Bu size bir şey ifade ediyor mu?”

Abidin şaşkınlıkla ikimize de bakıyordu. “Gerçekten bilemiyorum. Siz sorduğunuzdan beri düşünüyorum, belki çok daha eski bir olaya dayanıyor olabilir mi diye…”

Biraz gözünü korkutmam gerekiyordu ve hemen sizli bizliden senli benliye geçme gereği duydum.

***

“Bu ‘mandalinaları unutmadım’ mesajı yalnız aramızda kalsın. Kimseye bir şey söyleme. Duyarsam bir yerden senden bilirim ve senin için iyi olmaz. Bu iş sonuçlanıncaya kadar kimseye bir şey söylenmeyecek. Anlaşıldı mı Abidin Bey?”

Sert tavrım karşısında afallamıştı. “Tabii komiserim, merak etmeyin kimseye söylemem.”

Bu arada hizmetçi kadın çay ve suyu getirmişti. Abidin’e bir Türk kahvesi vermişti. Abidin bir şey istememişti ama belli ki hizmetçi o söylemeden ne istediğini biliyordu. Abidin kahvesini yudumlamaya hazırlanırken biraz hınzırlığına sordum. Fincan havada kaldı.

“Eşi geçmişiyle ilgili bilgiye sahip olabilir mi?”

“Bilebilir.”

Yeni bir soruya fırsat vermeden kahvesinden ilk yudumu almıştı.

“Çevrecilerden rahatsız eden var mıydı?”

“Zaman zaman çevreciler ‘mandalinaları yok etmeyin’ diyerek birtakım protesto eylemleri yapmışlardı. Ama çok ciddi tehditler ve telefonlar almadık bugüne kadar. Onların içinde Orhan Bey’e takan biri olduğunu anımsamıyorum. Ama içlerinde bazı manyakların var olduğunu biliyorum. Bunu ancak o çevreciler bilir. Onlarla konuşursanız daha çok şey öğrenebilirsiniz.”

“Hangi çevreci dernekten söz ediyorsunuz?”

“Mandalinaları Yaşatalım adlı pek adı sanı duyulmamış bir dernek var. Yani üye sayısı üç beşi geçmez. Mandalina üreticileri ve bahçe sahipleri bile pek bilmez. Bilse bile ilgilerini çekmez. Bu küçük grup arada sırada böyle büyük bahçeler alınıp siteye dönüştürülmek istendiği zaman ortaya çıkar. Birkaç kişiden oluşan küçük gruplarıyla protesto ederler. Ellerinde de her zaman aynı pankartı taşırlar. ‘Mandalinaları yok etmeyin!’, ‘Bodrum’un geleceğini yok etmeyin!’, türü şeyler.”

“Yaptıkları eylemleri doğru bulmuyor musunuz?”

“Yapmayın komiserim. Doğru olabilir ama bunun sorumlusu müteahhitler, inşaat şirketleri değildir herhalde…”

“Bu çevreci derneğin yöneticisi kim?”

ARKASI YARIN...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler