Geri Dön
Kültür SanatAcıların kadını gişenin kraliçesi

Acıların kadını gişenin kraliçesi

Seyirci sayısı 2 milyon 600 bini geçen “Bergen”, “Dilberay”ın hedeflediği ama gerisinde kaldığı, yerli yapımların pandemiden önceki yüksek gişe rakamlarına ulaşacak gibi görünüyor.

Acıların kadını gişenin kraliçesi

Müjde Işıl - En son hangi yerli yapım gişede rüzgâr gibi esmişti, hatırlıyor musunuz? Kovid salgını, kapanan salonlar, maskeyle film izlemek istemeyen seyirci, mesafeli oturma düzeni, aşı ve test kontrolü derken geçmiş rutinimiz altüst oldu. Hafızamızı zorlayalım o hâlde… Yurt dışından minik minik virüs haberleri gelirken 31 Ocak 2020’de vizyona girmişti “Eltilerin Savaşı”. Gupse Özay ve Merve Dizdar'lı komedi, pandemi nedeniyle mart ortasında sinemalar kapatılana kadar yani yedi haftalık vizyon yolculuğunda 3 milyon 600 bin seyirci sayısını aşmıştı. Bir sene önce ise gişenin liste başında 5 milyon 310 bin ile "7. Koğuştaki Mucize", ikinci sırada 4 milyona yaklaşan “Recep İvedik 6” vardı. Geçen sene sonunda vizyona giren "Örümcek-Adam: Eve Dönüş"ün seyirci sayısı 2 milyon 800 bini geçince yakın zamana kadar dopdolu salonlarda dipdibe film izlediğimizi yeniden hatırladık. Asıl soru, pandemiden beri sekteye uğrayan o 5-6 milyonluk rekor gişeye ilk hangi yerli yapımın ulaşacağıydı. Özellikle de pandeminden önceki  ile şimdiki bilet fiyatları arasında ciddi artış varken…

İki filmin farkı

Martta vizyona giren “Bergen”, Box Office Türkiye’nin verilerine göre ikinci hafta sonunda seyirci sayısını ilk haftaya göre yüzde 33 artırarak 2 milyon 644 bin seyirci sayısına ulaştı. Bu cuma vizyona girmesi planlanan Ferit Karahan’ın bol ödüllü filmi “Okul Tıraşı”, Ezel Akay’ın “Osman Sekiz”i ve geçen sene kaybettiğimiz Rasim Öztekin’in son filmi “Dijital Esaret” önümüzdeki aylara ertelendi. “Bergen” yerli film kotasını tek başına doldurmuş görünüyor.

 Aslında gişedeki ilk patlamayı 4 Şubat’ta vizyona giren “Dilberay” filminin yapması bekleniyordu. Büşra Pekin’in Dilber Ay’ı canlandırdığı, rahmetli Ayberk Pekcan’ın da son filmi olan yapım, halkın sevdiği bir karakterin hayat öyküsünü yine halkın sevdiği bir oyuncunun bedeninde perdeye getirdi. Vizyondaki altıncı haftasında sadece 667 bin seyirciye ulaştı. Biri acılarla yoğrulmuş, diğeri acıların kadını sıfatıyla bütünleşmiş iki kadının biyografik filmleri arasında ne fark vardı da seyirci birine, diğerinden daha fazla ilgi gösterdi?

Acıların karşılaştırması yapılmaz elbette ama Dilber Ay’ın hayat hikâyesinin ve dolayısıyla filmin de seyirciye feryat attıracak kadar “yüklü” olması “Dilberay”ı, izlemesi ağır bir tecrübeye dönüştürdü. Kahramanın başına gelenler birebir perdede görülürken, empati kurmaktan ziyade eziyet çekiyormuş hissi ağır bastı. “Bergen” ise kadına yönelik şiddeti göstermeden ilerlemeyi, hatta katilin adını bile zikretmemeyi tercih etti. “Dilberay”ın kadına uygulanan şiddeti anlatma yönteminin aksine “Bergen”, kadına yönelik şiddeti eleştirmeyi merkeze koydu. Orta sınıftan ve konservatuvarlı bir kadının arabeske kayışını “işte böyle oldu” tarzında değil, senelerdir değişmeyen erkek eziyetini, kaldırılan İstanbul Sözleşmesi’ne vurgu yaparak eleştirdi.

“Dilberay”ın karikatürleşen kahramanları yerine gerçekçi, günümüzde de karşı karşıya gelebileceğimiz karakterler çıkardı perdeye “Bergen”. Elinde “kezzap” dâhil ajite edebilecek çok malzeme varken bundan uzak durarak izleyiciyi damardan yakalama kolaycılığı yerine hukuki korunma olmama durumunda hiçbir kadının bu şiddetten azade kalamayacağına dikkat çekmesi, seyirciyle bağını kuvvetlendirdi. Oyuncular açısından bakarsak… Büşra Pekin’in komedi kökeni ve tipleme oynama deneyimi, Dilber Ay’ın da üzerine sinmiş gibiydi. Dilber Ay’ı filmin yarısına kadar Zeliha Kendirci’nin, yarısından sonrasını Pekin’in canlandırmasının aksine Farah Zeynep Abdullah, Bergen’i gençliğinden olgunluğuna, okulludan arabeske dönen sesini hissettirdi seyirciye. Şarkıları yorumlama ve sese gerçeklik katmada “Bergen”in gücü belirgindi bu yüzden. “Bergen” gişe başarısıyla sinemada pandeminin bittiğini ilan etti. Darısı nitelikli diğer yerli yapımlarımızın başına… Ve bağımsız yapımlarımızın da salon bulabilme imkânına kavuşması ümidiyle…