Geri Dön
Kültür SanatAğızlarına yine yeşil mandalinalar tıkıştırılmış

Ağızlarına yine yeşil mandalinalar tıkıştırılmış

Seza ie Zühre bana endişeli gözlerle bakıyorlardı. Dünkü gelişmeler ve bugünkü cinayetlerden sonra ne durumda olduğumu görmek için dikkatle beni inceliyorlardı. Anlaşılan ikisi artık iyi geçiniyor gibi görünüyordu. Pabucum dama mı atılıyordu yoksa?

Ağızlarına yine yeşil mandalinalar tıkıştırılmış

 

İkisiyle de selamlaştıktan sonra, Seza Komiser önce davranarak, “Ayvaz beklenen cinayet gerçekleşmiş nihayet, gözümüz aydın!” dedi. “Gözümüz aydın!” iyi oturmuş, ironik bir söz olmuştu. Anlaşılan katil herkesten daha hızlı davranmış ve iki adamı da gözünü kırpmadan öbür tarafa postalamış, ne korumalara, ne polislere aldırmıştı.

***

“Aynı yöntemle mi öldürmüş, içeriyi görebildiniz mi?”

“Ali görmüş cesetleri, biz göremedik, hala bekliyoruz içeri girmek için,” dedi Zühre.

“Savcı ile Adli Tabip geldi mi?”

“Henüz gelmediler.”

 Ali’nin jeton düşmüş olacak ki, “Aynı yöntem komiserim.” dedikten sonra devam etti. “Ancak susturucu silahla başlarından vurularak öldürülmüşler. Çünkü kimse ses duymamış. Sonra ağızlarına yine yeşil mandalinalar tıkıştırılmış. Notta da her zamanki gibi ‘Mandalinaları unutmadım’ yazıyormuş. Olay yerinden arkadaşlar verdi bu bilgileri…”

“Silah?”

“Silah bulamamışlar, ortada yok, katil bırakmamış. Beretta 7.65 diyorlar olay yeri incelemeciler deneyimlerine dayanarak… Yakından ateş edilmiş, içerde her yerde kan lekeleri varmış. Maktul Ömer Akbaş’ın yatak odasındaymış cesetlerin ikisi de…”

“Kamera var mı?”

“Var ama sadece ön taraftaki giriş kapısında, başka bir yerde göremedik.”

“Tek kamera mı?”

“Evet, sadece giriş kapısını gösteriyor. O da gelenin kim olduğunu görüp kapıyı otomatik açmak için.”

“Bakmaya fırsatınız oldu mu?”

“Sanmıyorum komiserim, kimse bakmadı henüz. Zaten herkes yeni geldi. Bir saattir burada Olay Yeri İnceleme ekipleri, kamera görüntülerine baktıklarını  sanmıyorum.”

“Onlar bakmadıysa sen baksaydın Ali! Hadi fırla şu görüntülere bir bak bakalım.”

Ali sanki bir hata yapmış da onu telafi edercesine koşarak giderken, “Aynı fikirdeyim,” diye söze girdi Seza Komiser. Sonra bana dikkatle baktı. “Sedat Girit mi?”

“Bence öyle. Adam ortadan kaybolmuş, şimdi tek tek öldürüp intikamını alıyor. Hem babasını öldürenden, hem de mandalinaları katledenlerden. Bu dört adamın bir ilişkisi olmuş belli ki. Belki Sadık Girit’in ölümünde bunların da payı vardır. Zaten kare as oluşturmuşlar. Ancak bir şey olmuş ayrılmışlar. Bu adamların geçmişteki hikayesini öğrenmek lazım. Mutlaka bir bağlantı var. Katil, sadece mandalina bahçeleri yüzünden bu kadar çok adamı öldürmez. En azından ben öyle düşünüyorum.”

“Bulamadık şu adamı, nerede saklanıyor kim bilir?” diye sordu Seza Komiser. “Bu adam bir mandalinacı, bir ziraat mühendisi, hayatında hiç cinayet işlememiş birisi, nasıl oluyor da böyle soğukkanlı cinayetler işleyebiliyor, aklım almıyor doğrusu komiserim. İnsan korumalarla dolu ve polislerin devriye gezdiği böyle bir yere girmeye ve bu iki adamı öldürmeye nasıl cesaret edebilir?” dedi Zühre haklı olarak.

***

“Haklısın ama belli ki yalnız hareket etmiyor. Baksana birisi mandalina yetiştiricisi Ahmet’e para ödüyor. Yani yardım alıyor olabilir. Belki parayı kendi bırakıyor da olabilir tabii, o da bir olasılık. Ayrıca intikam duygusu güçlü bir duygudur. İnsan kendini Batman, Süperman bile hissedebilir. Hele ilk cinayette yakalanmayıp başarılı olduysa, bu onu daha da kamçılamış, teşvik etmiş olabilir. Öte yandan iyi hazırlanmış, iyi planlamış, iki yıldır ortalarda olmadığına göre yatmış kalkmış bunu düşünmüş. Kendini iyi hazırlamış belli ki. İyi de bir film izleyicisi ve iyi bir polisiye okuyucusudur belki de. Doğuştan da soğukkanlı bir yapısı varsa ki, öyle görünüyor. Sorunu böyle yanıtlayabilirim Zühre.”

Bu arada ön kapıda bir gürültü vardı. Yağmur da çiselemeye başlamıştı. Hepimiz başımızı kapıya çevirince, muhabirlerle polisler arasında bir tartışma olduğunu gördük. Seza’nın tokat attığı gazeteci Celal de öfkeyle bize bakıyordu. Seza birden hızla oraya doğru yürümeye başladığında Celal korkudan olsa gerek ortadan kayboldu. Seza’dan çekiniyordu anlaşılan, yediği okkalı tokattan sonra…

Seza yanımıza gelerek, “Fotoğraf çekip bilgi almak istiyorlarmış. Ben de beklemelerini söyledim. ‘Fotoğrafa izin yok ama bilgi verilecek sizlere’ diyerek ortalığın sakinleşmesini sağladım,” dedi.

“Taktın Seza Komiserim sen bu gazetecilere.”

“İşlerini doğru yapsalar tabii ki takmam. Allah aşkına gazeteciliğin temel görevi nedir kuzum?”

Haber vermek,” dedi Zühre kısa ve öz. Seza başını salladı. “Evet, haklısın. Görevi haber vermek. Ama bu haberi verirken nasıl verecek?” diye sordu. Sonra sorusunu yine kendi yanıtladı.

“Doğru, gerçek ve objektif olacak haberi verirken. Kamuoyu yararını gözetecek. Bunlar okullarda okutulan en temel şeyler yahu. Ama bu paparazzi kılıklı tiplerin gerçek gazetecilikle hiçbir ilgileri yok. Gıcığım onlara, yanlış yaptıklarında derslerini hemen veririm.”

“Gazetecilik dersi almış gibisin komiserim?” dedim gülümseyerek. “Yeğenim okudu iletişim fakültesinde, biraz ilgimi çekmişti, oradan biliyorum az çok.”

“Aman Seza Komiserim bunlarla fazla dalaşmaya gelmez. Dikkatli olmak da yarar vardır,” dedi Zühre.

Tartışma sürerken, Olay Yeri İnceleme’nin beyaz üniformalı elemanları incelemesini, araştırmasını tamamlamış görünüyorlardı. Komiser bizi çağırıyordu. Olay Yeri İnceleme’nin başındaki deneyimli Komiser Haluk Serim, maktul Ömer Akbaş’ın üzerinde kupa ası bir iskambil kağıdı bulduklarını söyledi.

ARKASI YARIN...