Geri Dön
Kültür SanatBenim için üzülme şiddete dur de!

Benim için üzülme şiddete dur de!

Farah Zeynep Abdullah'ın, "Acıların Kadını" lakabıyla bilinen Bergen’i canlandırdığı film, aşk-nefret arasında gidip gelen marazi bir ilişkiyi kadına şiddeti eleştirerek perdeye getiriyor.

Benim için üzülme şiddete dur de!

Müjde Işıl - 30 yıllık kısacık bir yaşama ne kadar başarı ve acı sığar? 100'lerce şarkı, 10'dan fazla kaset, marazi bir aşk, bedensel ve fiziksel şiddet, "Acıların Kadını" lakabı ve cinayet. Asıl adı Belgin Sarılmışer olan Bergen'in sıra dışı ve trajik öyküsü gerçekten de film gibi. "Dilberay"daki gibi yine karşımıza kadına yönelik şiddet ve hatta cinayet çıkıyor maalesef. Erkek kahramanların biyografilerinde fakirlik en büyük engel iken kadınların mücadelesine erkeğin kendisi ve şiddeti de ekleniyor. "Dilberay"da bunu fazla fazla gördük ve izlerken çığlık atacak noktaya geldik. Canan Gerede imzalı 1995 yapımı "Aşk Ölümden Soğuktur" da Bergen’in hayat hikâyesinden izler taşıyordu. "Bergen" ise gerçek hayat öyküsüne çözüm önerisi ekleyerek farklı bir rota çiziyor kendine. İyi de yapıyor doğrusu...

Bergen'in röportajlarını okuyanlar ya da o dönemin tanığı olanlar bilir; Bergen'in de hayatında maddi sorunlar önemli bir yer tutar. Yönetmenliğini Mehmet Binay ve M. Caner Alper'in üstlendiği, senaryosunu Yıldız Bayazıt ve Sema Kaygusuz'un kaleme aldığı film, yoksulluğu ikinci plana koyan bir bakışla yaklaşıyor Bergen'in yaşamına. Müslüm ya da Dilber Ay gibi sıfırdan yola çıkma öyküsü yerine orta sınıfın eğitim ve sanat yoluyla kalkınabilme mücadelesine odaklanıyor. Bergen'in annesi Sabahat'ın, eşi aldatınca ondan ayrılması ve müziğe meraklı kızının konservatuvara girmesi için didinmesi hem eğitim ve sanatla kalkınma hem de kadın olarak ayakta durmanın anahtarı hâline geliyor. Bergen'in viyolonsele olan sevdası, sahne ismini viyolonseldeki Bergen yazısından alması ve bir caz kulübünde (o zamanın tabiriyle) Türk Hafif Müziği söyleyerek ün kazanması da mücadeleyi sınıf atlama kolaycılığından uzaklaştırıp sevdiği işle var olmak üzerine yoğunlaştırıyor. Maddi sorunlardan bahsedilse de bunun klasik yükseliş hikâyelerindeki gibi ana tema olmasından kaçınılmış. Bir açıdan da tersine bir “göç” hikâyesi izliyoruz filmde. Konservatuvar eğitimi alıp klasik kapsamda şarkı söyleyen bir kadının hem yaşam tarzı hem de şarkıcılık anlamında arabeske geçmesi, sınıf değiştirmeyi tersinden okutuyor.

Tertemiz bir prodüksiyon

"Zenne" ve "Çekmeceler" filmleriyle tanıdığımız Mehmet Binay ve M. Caner Alper tertemiz bir iş çıkarmışlar. Dönem filmi ve teknik açıdan özenilmiş bir film var karşımızda. Senaryoda Bergen’in marazi sevdasının, aşk-nefret ilişkisinin nedeni olarak baba travması merkeze konuluyor. Babasız büyüyen genç kız, sahneye çıkması yerine evlenmesini isteyen babası tarafından kabul görmek, sevilmek için sima olarak da ona epey benzeyen bir erkekle evleniyor. Baba travması, yaşanan trajedinin sebebini tümüyle Bergen’in hatası olmaktan çıkararak bunun yükünü erkeğe de pay etmiş oluyor. Bu hikâyeyi "Anne kızına taht kurmuş ama baht kuramamış" deyişiyle de özetlemek mümkün. Sabahat'ın kocasının sorumsuzluğundan ve ihanetinden kaçıp kızının eğitimi için mücadelesi, Bergen'in bir aşkın gönüllü kölesi hâline gelmesi ile darmadağın oluyor.

Senaryoda Bergen’in hayatındaki ana durakları atlamadan anlatma gayreti, bazı kişi ve olayların detaylandırılmadan karşımıza çıkmasına neden oluyor. Tanıdığımız bir karakter aniden ortadan yok olurken hiç tanımadığımız bir karakter dahil oluyor. Belli ki daha uzun süreli bir film yapılmak istenmiş ama sonradan parçaları birleştirmek handikap yaratmış. Bir not da Milliyet ile ilgili... Filmde Milliyet gazetesindeki manşetten Bergen'in albümünün satış rekoru kırdığını öğreniyoruz.

“Çağan Irmak"ın "Unutursam Fısılda"sında şarkı söyleme kabiliyetini sergileyen Farah Zeynep Abdullah, "Bergen"de başka bir seviyeye çıkmış. Sahne sanatçısı eldivenini layıkıyla kuşanmış. Filmin bütün şarkılarını söylerken yeteneğine hayran bıraktırıyor. Tilbe Saran “koruyucu anne” rolünün hakkını veriyor. Filmin gizli yıldızı ise dansöz Nadire’yi canlandıran Nergis Öztürk. Karakterine ve filme farklı bir doğallık katarken pozitif enerji kaynağı olarak parlıyor.

Filmde erkeğin adı geçmiyor

Bergen’in de dediği gibi onun için üzülmemizi istemiyor film. Bu yüzden de ajitasyondan uzak kalmak, filmin asıl hedefi olarak belirlenmiş. Bergen’in şiddet sahnelerinin gösterilmeyip kapalı kapılar ardından verilmesi de bu amacı belirginleştiriyor. Yeni Bergen trajedileri yaşanmasın istiyor film. Kadın cinayetlerini işleyen katillerin “Sevdim de yaptım”, “Namusumu temizledim” vs. savunmalarında yatan kadına yönelik tahakküm ısrarını Erdal Beşikçioğlu’nun başarıyla canlandırdığı katilde birebir görüyoruz. Filmde Bergen’in eski kocası olan katilinin isminin geçmemesi, son jenerikte de Beşikçioğlu’nun canlandırdığı o karakterin adının boş bırakılması, iyi hâlden cezasının düşürüldüğünün belirtilmesi ve İstanbul Sözleşmesi’ne yapılan vurgu, filmin etkisini daha da büyütüyor.