Geri Dön
Kültür SanatBir hesaplaşma ve helalleşme hikâyesi

Bir hesaplaşma ve helalleşme hikâyesi

Semih Kaplanoğlu, yeni filmi “Bağlılık Hasan”da inanç kavramını temel alarak, insan benliğine, belleğine dönük sorgulamalara başlıyor ve bir aile öyküsü etrafında sosyopolitik atıflar yapıyor

Bir hesaplaşma ve helalleşme hikâyesi

Seray Şahinler - Yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun “Bağlılık” serisinin ikinci filmi “Bağlılık Hasan” Türkiye prömiyerini 58. Altın Portakal Film Festivali’nde yaptı. 74. Cannes Film Festivali’nde gösterilen film önceki gün Antalya Film Festivali’nde izleyicinin karşısına çıktı. Filmin hikâyesi özetle şöyle: Hasan, geçimini babadan kalma meyve bahçesi ve domates tarlasıyla sağlar. Bir gün bahçeye gelen mühendisten, arsaya elektrik direği dikileceğini öğrenir. Bahçeyi korumak için bürokrasiyle mücadeleye başlar. Bu başlangıç, eşi Filiz’le birlikte yıllardır gitmek istedikleri Hac yolculuğuyla da birleşerek Hasan ve ailesi için bir hesaplaşma sürecine dönüşür.

İnsan-doğa ilişkisi

“Bağlılık Hasan” bir hesaplaşma ve helalleşme hikâyesi. Kaplanoğlu bu kez insan-doğa-inanç meselelerini temel alarak, insanın benliğine ve belleğine dönük sorgulamalara başlıyor ve bir aile öyküsü etrafında sosyopolitik atıflar yapıyor. Kaplanoğlu bu tercihi “İnsan çok boyutlu bir varlık. İlişkilerini açmaya başladığınız zaman sosyal, politik, inanç gibi konuların yaşadığımız toplumdaki iz düşümlerine bakmamız gerekiyor. Bunlar yokmuş gibi davrandığınız zaman bir çok şeyi eksik görürsünüz. Ama mesele sosyal ya da politik düşünsel bir şey değil. İnsanın içiyle alakalı. Bizi çevreleyen varlıkla alakalı” sözleriyle anlatıyor.

Filmin serüveni Kaplanoğlu’nun Bursa’daki mekân arayışında başlamış. Bir bankacının kredi borcu olan köylülerle karşılaşması üzerinden filizlenen süreci Kaplanoğlu şöyle anlattı: “Bursa civarında mekân araştırıyordum. Elma bahçeleri vardı. Oturduğumuz kahvede birden uzaktan bir araç göründü, içinden genç bir adam çıktı. Arkama baktığımda herkes kaybolmuştu. Ne oldu diye sordum, ‘Beni görünce bulundukları yeri terk ediyorlar. Hepsinin kredi borcu var dedi. Çok dikkatimi çekti. Tarımla, doğayla, toprakla ilgi bütün filmlerinde vardır. İnsan-doğa ilişkisi asli hayatımızda en temel ilişki. Yaşadığımız sorunları hepimiz görüyoruz. Gündelik hayatımızda, ilişkimizde bunları nasıl bir mesele haline getiriyoruz.  Bir yandan da kozmik alandan bir bakış getirmeye çalışıyorum. Varlığı ve doğayı devre dışı bırakırsanız çok önemli bir merkezi kaçırmış oluyorsunuz. Her şeyin her şeyle ilişkisini görmeye ve anlamaya çalışan birisiyim. Biz birbirimize de başka şeylere de bağlıyız. Bu düşünce ve kavram üzerinden üçlemeye başladım.”

Tanpınar’ın “Huzur”unu uyarlıyor

Semih Kaplanoğlu, büyük bir İstanbul filmi yapmak istediğini ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Huzur” romanının adaptasyonu üzerinde çalıştığını kaydetti. Kaplanoğlu, “30’ların İstanbul’u ve günümüz İstanbul’u üzerine bir şey düşünüyorum. Tanpınar’ın karakterlerinin o gün tartıştıkları ve konuştukları şeyleri bugün hâlâ konuşuyor ve tartışıyor olmamız çok çarpıcı geliyor. 30’ların fotoğraf ve film arşivini taradım. İstanbul, inanılmaz bir şehir ve bugün maalesef tanınmaz halde. Ne kaybettiğimizi anlamamız gerekiyor. Belki bir film bunu aktarabilir. Yapılabilir mi bilmiyorum, büyük bütçe gerekiyor. Ama Türkiye’de yaptığımız başvurular o filmi yapabilecek bütçeyi sağlayacak durumda değil” diye konuştu.