Geri Dön
Kültür SanatBiraz daha şeker?

Biraz daha şeker?

Biraz daha şeker?

Egemen Limoncuoğlu - egemenlimoncuoglu@gmail.com / Bir rock grubu hem çok sevilen hem müthiş satış rakamlarına ulaşan hem de eleştirmen kurumu gözünde de alkışlanan bir albüm yaptıktan sonra işleyen normal prosedür senelerce ağızlarıyla kuş tutsalar, gitarlarıyla arşa uzansalar da hep o albümü aşamadıkları yönünde işler. Ne şarkılar, ne albümler sırf bu yüzden güme gider. Müzisyenler sırf o başarı abidesinin travmatik, beklenti karşılama mecburiyeti hissetme baskısını hafifletmek için farklı türlere yönelir. Olmazsa bir benzerini kaydetmekle uğraşır, bir türlü aynı noktaya gelemez. Ya da tamamen o başarılı albüme, sıklıkla da şarkıya küser. Tabii, bu prosedür illa böyle olacak diye bir şart yok. Akla ilk gelecek örnek Pink Floyd’un “Dark Side of the Moon” gibi bir şaheser kaydedip, sonra bir de “The Wall”u yapması mesela. Ya da Radiohead’in ilk büyük hit’leri “Creep”e küsmesi, ama onun yerine bambaşka bir(kaç) güzergâhta bambaşka şarkılar ile kariyerini yükseltmesi gibi.
Def Leppard özelinde işler hem bu ‘standart’ prosedüre göre işledi, hem de tuhaf bir şekilde işlemedi. İşlemedi zira grubun da sanki dillere destan, belgesellere konu başarılar dizen şampiyon albümü “Hysteria” sonrası onlar da durumu kabullendiler. 1987’de çıkan “Hysteria”, çok büyük bir albümdü. Üzerinde uzun uzun çalışılmış detaylarına çok kafa yorulmuş bir prodüksiyon
harikasıydı. O şarkıları sahnede icra etmek için de ayrıca kafa patlatıp doğru şekilde basitleştirmeleri gerekmişti. Hangi şarkılardı bunlar? Mesela “Pour Some Sugar on Me”, “Animal”, “Hysteria”, “Love Bites”. Ki “Pour Some Sugar on Me”yi başlığımıza da “Biraz daha şeker?” şeklinde taşıdık bakınız.

Saçlarına müziklerinden daha çok vakit ayırıyormuş gibi görünen ‘rocker abiler’ çağında, hem bu kadar ticari hem de bu kadar teferruatlı bir albüm yapmak nadir bir durumdu. Vokal konusunda ders kitabı gibi bir albümdü. Prodüktör John “Mutt” Lange, Def Leppard’a uyguladığı formülün aynısını Bryan Adams’a uyguladı, Adams da “Waking Up the Neighbours”ı yaptı. “(Everything I Do) I Do It for You” ihtiva eden, başarısı Bryan Adams’ı bizdeki ilk stadyum konserini veren isim yapan albüm hani. Sonra ne oldu? Sonra ‘90’lar geldi. Rock tanımı değişime uğradı. Seattle’dan genç insanlar geldi yağlı saçları ve oduncu gömlekleriyle. Def Leppard “Adrenalize” ile buna direndi. 1996’da yaptıkları “Slang”le vaziyete uyum sağlamaya çalıştı.

Davulcuları Rick Allen’ın geçirdiği trafik kazasında bir kolunu kaybedişini, grubun has elemanı Steve Clark’ın ölümünü atlatıp müziğe devam edebilmiş bir grup için “Hysteria” albümü giyotin gibi tepelerinde hazır bekledi. 2000’leri de ite kaka, takdir görerek ama hep “Hysteria”dan şarkılarla geçirdiler. Halbuki bahsettiğimiz grup NWOBHM kuşağına mensup, yani New Wave of British Heavy Metal çağının, yani heavy metal dediğimiz türün ilk örneklerini veren genç müzisyenlerden. İngiltere’de çok başarılı olup Amerika’da bir türlü dikiş tutturamadığı için hiçbir zaman ‘dünya’ yıldızı olamayan isimlerden de değil. “Hysteria”nın esas başarısı Amerika’da.

Bu ay yeni bir albüm geliyor Def Leppard’dan. “Kick” şarkıları ve cafcaflı videosuyla müjdeledikleri üzere, biraz can gelmiş kendilerine. Büyük ölçekte etkisi ne derece olur? Pek yeri göğü inletmez. Fakat sosyal medya çağında, plakların ön sipariş verildiği günlerde, klasik rock ve metal gruplarının itibarlarının yerinde olduğu zamanlarda Def Leppard’ın yedi sene sonra yeni albüm yapmasının bir kıymeti var. En azından bir kısmımız için.

Bu yazı Milliyet Sanat’ın mayıs sayısından alıntılanmıştır. Yazının tümünü dergide okuyabilirsiniz.