Geri Dön
Kültür SanatBrad için bir bilet lütfen

Brad için bir bilet lütfen

Brad Pitt’li zengin kadrosuyla dikkat çeken “Bullet Train/Suikast Treni”, kapalı alanda birbirlerini alt etmeye çalışan bir grup tetikçinin mizahla karışık kovalamacasını anlatıyor.

Brad için bir bilet lütfen

MÜJDE IŞIL- Aksiyon, sinema türleri arasında her ne kadar “hafif” ve “eğlencelik” görünse de sinemayı hem “gişesel” hem de görsel açıdan sırtlar. Oyuncu kadrosu ve atraksiyonları zengin ise değmeyin seyir zevkine… Tabii ki elde güçlü senaryo da olması gerekiyor. Bond serisini “kusurlarıyla” yeniden başlatan “Casino Royale”i ve ardından “Skyfall”u, kahramanlarını mutlak kötülük ve iyilikten ziyade insanileştirip aksiyona çeken “Mission: Impossible” serisini farklı konumlamamızın nedeni, senaryosunun ayaklarının yere sağlam basması. Dolayısıyla birkaç iddialı dövüş ya da kovalamaca sahnesi yahut efekt bombardımanı eskiden olduğu gibi ağızları açık bırakmıyor. “Bullet Train/Suikast Treni” bu açıdan eski usul kalmakla beraber yıldız kadrosuyla sezonun iddialı yapımlarından.

Filmin temeli, Kotaro Isaka’nın 2010 tarihli romanı. Romanı sinemaya uyarlayan, “Fear Street: 1978”in senaristlerinden Zak Olkewicz. Yönetmen koltuğunda ise tecrübeli bir dublör oturuyor: David Leitch. Brad Pitt’in “Fight Club”, “Troy” ve “Mr. & Mrs. Smith”te dublörlüğünü yapmış. Ayrıca yönetmen olarak da hayli parlak bir isim. Gayrı resmî olarak “John Wick”, resmî olarak da “Atomic Blonde” ve “Deadpool 2”nun yönetmeni. Filmin hikâyesi, sinemanın sevdiği mekânlardan olan trenin içinde geçiyor. Her birinin farklı amacı olan bir grup tetikçi Japonya’daki hızlı trende buluşuyor. Bir yandan kişisel hedeflerine ulaşmaya bir yandan da rakiplerini alt etmeye çalışıyorlar.

Brad için bir bilet lütfen

KONUŞUP DÖVÜŞÜYORLAR 

Film kendine Guy Ritchie ve Quentin Tarantino’nun ilk dönem filmlerindeki bol diyaloglu tarzını örnek alıyor. Filmde sürekli bir örnek alma hâli var. İlk “Mission: Impossible”ın aksiyonunu da… Ancak toplamda bu benzeme hâllerinden kendi dokunuşunu yaratan bir iş çıkmıyor. Özellikle ilk yarıdaki diyaloglar fazla uzun ve zorlama. Mizahı da fazla eski yüzlü. Evet, ‘80’lerin filmlerindeki kavgaların ortasında yaşlı bir teyze “Sessiz olun!” diye sus işareti yaptığında yüz gülümsetiyordu ama daha yeni ve yaratıcı fikirlere ihtiyaç var artık. Kalemi güçlü bir senaristle çok daha “hızlı” yol alabilirmiş film.

Hikâyede üç öğe baskın. Biri şans-şansızlık inanışı. Pitt’in lakabının Uğur Böceği olması bu açıdan zekice bir bakış açısı veriyor. Diğer öğe ise kader. Karakterlerin sürekli kader üzerine yorum yapması, cesareti nasıl algıladıklarıyla kesişiyor. Filmin en güçlü görünen karakterlerinin eş kaybından mustarip olması ise filme gizli bir kadın ağırlığı yüklüyor.

Filmin aksiyon kısmına bakarsak… Pitt’in çoğu sahnede dublör kullanmadığını bilmek, seyri daha keyifli hâle getiriyor. Seneler içinde Pitt’in her türe ve karaktere uyumunu görmek, oyunculuk adına zengin deneyim sunuyor bizlere. Özellikle Michael Shannon, Brian Tyree Henry ve Hiroyuki Sanada da hünerlerini gösteriyor. Film, ilk yarısındaki bol diyalogdan çıkıp aksiyona odaklandığında seyir zevki de yükseliyor. Bir de küçük ipucu: Geçtiğimiz aylarda vizyona giren “The Lost City” ile akrabalığı var “Bullet Train”in.

İki yıldız oyuncunun varlığı, filmin güzel sürprizlerinden. Kendileri prömiyerlerde ve oyuncu listesinde görülmediği için sürprizi bozmayalım. Perdeye geldiklerinde sizin de yüzünüz gülecek muhtemelen. Şanssızlığından yakınıp kendini sürekli bahtsız olayların içinde bulan tetikçi rolündeki Brad Pitt’in hem dövüş numaralarını hem de mizah yönünü izlemek ise bu tren yolculuğunun en güzel manzarası olarak hafızalardaki yerini alıyor.