Geri Dön
Kültür Sanat‘Bu hikâyeye ihtiyacımız var’

‘Bu hikâyeye ihtiyacımız var’

Kumbaracı50’nin Oğuz Atay’ın öykülerinden uyarladığı “Demiryolu Hikâyecileri” Bergama Tiyatro Festivali’nde prömiyer yapacak. Yönetmen Yiğit Sertdemir, “Bu hikâyeyi seçme sebebimiz, Oğuz Atay’ın müthiş dokunaklı gülümsemesine ihtiyaç duymamız” diyor

‘Bu hikâyeye ihtiyacımız var’

Seray Şahinler - Pandemi sürecinden en çok etkilenen tiyatrolar uzun bir aradan sonra yeniden izleyicisiyle buluştu. Özellikle açıkhavada düzenlenen festival ve buluşmalar herkese ilaç gibi geldi. Festivaller yaz boyunca tüm hızıyla sürecek. 26 -29 Ağustos tarihleri arasında Bergama’da düzenlenecek Bergama Tiyatro Festivali ise tiyatroseverler ve sanatçılar için güzel bir buluşma olacak. Kumbaracı50 yapımı “Demiryolu Hikâyecileri” festival programında ilk göz kırpanlardan. Yiğit Sertdemir’in hem yönettiği hem rol aldığı oyun, Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” eserindeki “Demiryolu Hikâyecileri”, “Unutulan”, “Beyaz Mantolu Adam” öykülerinden uyarlandı. 29 Ağustos’ta sahnelenecek “Demiryolu Hikâyecileri”ni Yiğit Sertdemir’den dinledik..

Oğuz Atay’ın öykülerinden yola çıkıyorsunuz bu kez ve üç öyküyü oyunlaştırıyorsunuz. Neden bu öyküler?

Temeline “Demiryolu Hikâyecileri”ni yerleştirdiğimiz bir oyun akışı var aslında. Bu hikâyeyi seçme sebebimiz, Oğuz Atay’ın müthiş dokunaklı gülümsemesine ihtiyaç duymamız. Kendi yolculuğumuzun güncesini tutarken, bu hikâye o günceyle örtüşüverdi ve insanın/sanatın yalnızlığı ile ‘neden’ soruları, Oğuz Atay’ın zekâsına/duyarlığına teslim bir yerden sese dönüştü. “Unutulan” ve “Beyaz Mantolu Adam” hikâyeleri de, temel metnin içinde var olan iki ayrı kişinin öznel hallerine uygun düştüğü için tercih ettiğimiz hikâyeler.

Tiyatro ve edebiyat arasındaki etkileşim son yıllarda daha görünür oldu...

Tiyatro söze dönüştükten bugüne, zaman zaman performansa, sözsüzlüğün kudretine teslim olsa da, aslen edebiyatın sonsuz merhemine de ihtiyaç duyduğu dönemler geçirdi. Kendi alanında giderek yalnızlaşan insan/sanatçı, disiplinlerarasılık ile kendini yeniden başkalarında tanımaya, başkalarıyla yeni bir ben yaratmaya çalıştı. Edebiyat ile sahnenin buluşması da, enikonu bu dürtülerle daha görünür oldu diye düşünüyorum. Diğer yönüyle ise, bir sahneleme/oyunculuk yöntemi olarak ‘anlatıcılık’ en ilkel, en öz, en sahici damarlarından biri tiyatronun. Eh edebiyat da anlatı için seçilebilecek en ufuk açıcı ve cezbedici seçim.

Oğuz Atay’ın metinleri zamansızdır aslında…“Demiryolu Hikâyecileri” bugüne ne söylüyor?

Dünden farklı bir şey söylemiyor galiba. Yarınımızı sahici ve sağlıklı inşa edebilmek için, kendimizin/diğerimizin ayırdına varıp, onunla eğlenip, eleştirip, yeniden nefes alabilmeliyiz. “Demiryolu Hikâyecileri”nin son cümlesi zaten hepimiz açısından bir çağrı: “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”

Tiyatro oyunları da birer edebi metin… Bu buluşma seyirci için güzel deneyim oluyor. Sizin için bir öyküyü sahneye uyarlama süreci nasıldı ve neden önemliydi?

Edebi metin meselesi birazcık karışık tiyatro açısından. Okunsun diye değil, seyredilsin diye yazılmış metinler oyun dediklerimiz. Hikâyeler ise yazan ile okuyan arasında geçen mahrem bir buluşma. Tiyatroda başkaca aracılar giriyor devreye. Dolayısıyla bir hikâyeyi sahneye uyarlamak söz konusu olduğunda da, temelde dert edindiğimiz, yazarın dünyasını mümkün olan en sarih haliyle seyirciye taşımak.

‘Bu hikâyeye ihtiyacımız var’

Oyunda terk edilmiş bir demiryolu istasyonunda, seyyar hikâye satıcılığı yapan üç kişinin hikâyesini; geriye kalan son kişi seyirciye aktarıyor. “Unutulan” ve “Beyaz Mantolu” adam hikâyeleri ise, kalan son kişinin hikâyesine eşlik ediyor. Kumbaracı50, “Oğuz Atay’ın; edebi zekâsı ve ironik dili aracılığıyla okuyucusu ile kurduğu yalın ilişkiyi; sahne üzerinde koruyarak, aynı izlekle hikâyeleri seyirciyle paylaşacağımız bir yolculuğa çıkıyoruz” sözleriyle izleyiciyi bu öyküye tanık olmaya davet ediyor.

Birbirimizi dinlemek hepimize iyi gelecek

Pandemi sürecinden en çok tiyatrolar etkilendi. Bazı sahneler kapandı, tiyatro toplulukları dağıldı. Bundan sonrası için öngörüleriniz neler, nasıl ayağa kalkmalı?

Çetin geçecek yeni süreç var önümüzde. Halen bir şeyin geçtiği, düzeldiği, toparlandığı, ders çıkarıp tekrarına müsaade edilmediği bir dönemde değiliz. Geçirdiğimiz ve geçireceğimiz zamanda iyi-sahici-nesnel analizlere ve içeriden bir duyguya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Biraz birbirimizi tabir yerindeyse ‘ciğerden’ dinlemek hepimize iyi gelecek.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler