Geri Dön
Kültür SanatDoğa “bizi rahat bırakın” diyor

Doğa “bizi rahat bırakın” diyor

Ali Kabaş’ın çevre değişikliğine ve doğaya verilen zarara dikkat çektiği yeni sergisi “Yabani/Untamed” Ayvalık’ta ziyarete açılıyor. Kabaş, “Doğa bence bizi rahat bırakın diyor. Onu kaybettiğiniz zaman geri gelmiyor” diyor

Doğa “bizi  rahat bırakın” diyor

Seray Şahinler - Türkiye’nin en köklü sanat dergisi Milliyet Sanat, 49. yılında özel ve anlamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Fotoğraf sanatçısı Ali Kabaş’ın çevre değişikliğine ve doğaya verilen zarara dikkat çektiği yeni sergisi “Yabani/Untamed” 10 Ağustos’ta ziyarete açılıyor. Daha önce İstanbul’da izleyiciyle buluşan serginin yeni durağı Cunda... Ayvalık Ayazması’nda düzenlenen sergide Kabaş, insanın eliyle değişen ve dönüşen doğanın bugün geldiği noktaya bütün çıplaklığıyla ışık tutuyor. Sanatçının Türkiye’nin Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerinde, insan müdahalesi olmayan doğal alanları paramotoruyla uçarak fotoğrafladığı kareler oldukça çarpıcı. El değmemiş alanların keşfine çıkan sanatçı sahil bölgelerine yönelerek özellikle karadan ve denizden ulaşımın mümkün olmadığı ve kurtarılmanın zor olduğu bölgeleri kayıt altına alıyor. Sabiha Kurtulmuş küratörlüğündeki sergi 15 Ağustos’a kadar ziyarete açık olacak. İklim krizinin sonuçlarını en ağır şekilde yaşadığımız dönemde anlamını pekiştiren sergiyi Ali Kabaş ve Sabiha Kurtulmuş’tan dinledik.

 “Yabani” sergisi nasıl yola çıktı?

2003’ten beri paramotorumla İstanbul kıyılarında arkadaşlarımla beraber sürekli uçuyorum. İstanbul’da rüzgâr daha çok poyraz estiği için de Karadeniz sahil boyunu tercih ediyoruz. Üzerinden sıklıkla uçtuğumuz uzun bir sahil bölgesi var ki, her geçişimde İstanbul’a yakın olmasına rağmen henüz insan ve araç görmemiş olmamıza bir kez daha şaşırır, “Demek ki ulaşımın yasak veya zor olduğu bir bölge” diye düşünürüm. O bölgenin dışında kalan yerlerin tümü, madenler, inşaatlar ve yerleşim alanları tarafından işgal edilip, çoktan tabii hallerini yitirmiş durumda. 2016’da o bölgenin havadan etkileyici bir fotoğrafını çektikten sonra “Cennet ülkemizde acaba bunun gibi el değmemiş başka nereler var?” diye merak ederek araştırmaya koyuldum. Sahil bölgelerine odaklandım. İki yılı geçen bir sürede araştırmalarım ve yerinde tespitlerim sonucunda Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerinde aradığım özellikte bölgeler buldum. Her gidişimde hava şartlarından dolayı uçmak mümkün olmadığından, farklı zamanlarda tekrar gittim. Karadan ve denizden ulaşımın mümkün olmadığı bölgelerde uçarken, motorum durursa kurtarılmanın çok güç olacağı noktalara inmeyi göze alıp riskli uçuşlar yaptım.

Doğa “bizi  rahat bırakın” diyor

Türkiye’nin Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerinde, insan müdahalesi olmayan doğal alanları fotoğrafladınız. Bu fotoğraflar bir bütün olarak baktığımızda ne söylüyor?

Bence “bizi rahat bırakın” diyorlar. Belki de fotoğrafını çektiğim birçok yeri bu yangınlardan sonra tekrar aynı şekilde fotoğraflayamayacağım, bu gerçekten çok üzücü. Türkiye gerçekten bir cennet ve bizim bu cennete gözümüz gibi bakmamız lazım. Doğayı kaybettiğiniz zaman geri gelmiyor veya çok uzun zamanda geri geliyor. Bu nedenle her kazmayı vururken bir değil bin kere düşünmek gerekiyor. Ülkemizi ve dünyayı, dengesini bozmadan, güzellikleriyle korumamız gerekiyor.

Fotoğraflar tabiatın rahat bırakıldığı zaman oluşturduğu doğal zenginliği de ortaya koyuyor. Sizin bir fotoğraf sanatçısı olarak çevre ve doğa, iklim konularındaki hassasiyetleriniz neler?

Özellikle son yüzyılda sanayinin gelişmesi ve tüketimin pompalanması ile dünyadaki tüm kaynakları büyük bir hızla tüketiyoruz. Ben on yaşındayken dünya nüfusu yaklaşık 3,5 milyardı bugün dünya nüfusu 8 milyara yaklaştı. Bu demektir ki, bu nüfus artış hızı ile torunum 40 yaşına geldiğinde nüfus 16 milyar olacak. Bu dünya bu nüfusu kaldırabilir mi? Böyle hoyratça tüketmeye devam edersek mümkün değil. Ben istiyorum ki, benim girdiğim, serinlediğim Ege Denizi’ne benim çocuklarım, torunlarım da girsin, benim yürüyebildiğim o güzel ormanlarda onlar da yürüyebilsin, spor yapsın. Böyle giderse bizden sonraki nesiller havaya, suya, yeşile ulaşmada çok zorlanacaklar.

Yangın, sel, müsilaj gibi birçok felaketin olduğu dönemde bu serginin anlamı da pekişiyor. Bu noktada serginin sözü, mesajı, çağrısı ne olur?

Bu sergi fikri oluştuğu zaman Türkiye’de son günlerde yaşadığımız birçok felaket yaşanmamıştı ama geliyorum diyordu. İnsanoğlu dünyaya verdiği zararı önümüzdeki dönemde aynı hızla devam ettirirse çocuklarımıza torunlarımıza gerçekten yaşayacak bir dünya bırakamayacağız. Hatırlarsanız pandeminin başladığı ilk zamanlarda, evlerde oturduğumuz ve az tükettiğimiz için doğa tekrar kendine gelmeye başlamıştı, Bir-iki aylık bir ara bile doğaya nefes aldırmıştı. Kanun koyucular, STK’lar, özel sektör ve tabii ki bireyler önümüzdeki dönemde üzerlerine düşeni yapmalı ama kâğıt üstünde göstermelik değil gerçekten yapmalı. Tüm kısa vadeli kazançlar bizi geleceğimizden kopartıyor. Bence bu serginin sözü, “Doğaya rağmen değil doğa ile birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz”…

Doğa “bizi  rahat bırakın” diyor

Fotoğrafın en gerçekçi hali

“Yabani” sergisi bugün doğa üzerine düşündüğümüz süreçte ne ifade ediyor sizce?

“Yabani” sergisinin içeriği çağdaş sanatın, sanatçıların ve duyarlı insanların hiç değişmeyen konusu. Gerek bienaller gerekse birçok farklı projede sanatçılar, antropozene, dünyanın geri dönülemez şekilde değişime uğramasına dikkat çekmeye çalışıyor. Ali Kabaş da çok farklı bir şekilde gökyüzünden yeryüzüne insanın ulaşamadığı ve bozamadığı doğal güzellikleri bize sunuyor. Hepimiz günlerdir uyumuyoruz. Ormanlarımızı, canlılarımızı, yaşam alanlarımızı yangına teslim ettik. İklim değişikliği tüm dünyanın konusu ve bir an önce en doğru önlemlerin alınması ve doğanın korunması gerekiyor.

Doğa, çevre, iklim konularına dikkat çekme noktasında fotoğrafın gücü nedir?

Fotoğrafın anı yakalayıp bize direkt sunma gücü var. Yine “Yabani” sergisinin üzerinden gidersek, doğanın, yeşil alanların, dünyamızdaki güzelliklerin önemini bize gerçekçi bir şekilde sunabilmesi açısından çok önemli. İyi ve güzeli renkleriyle sunmasının yanında şu an içinden geçtiğimiz doğal afetleri de tüm gerçekliğiyle bize yansıtmada da gücü çok kuvvetli.