Geri Dön
Kültür SanatGerek yok bas tetiğe bitsin bu iş

Gerek yok bas tetiğe bitsin bu iş

Gerek yok bas tetiğe bitsin bu iş

Kendi birimi kendi elemanının üzerine gitmeye tenezzül bile etmiyordu. Haberleri mutlaka vardı. Eğer bu takip ve ihbar etme işi, Soytarı’nın da kulağına giderse - ki yüzde yüz giderdi; ya da gitmişti - mutlaka bize sarar, burnumuzdan getirmeye bakardı.

Bodrum’u geride bırakmış, Milas’tan Muğla yoluna girmiştim. Hava da kararmıştı artık. Radyoda güzel bir müzik kanalı bulmuş onu dinliyordum. Birden aklıma bir şey gelmişti ki, arkadan büyük bir cip hızla bana doğru yaklaşıyordu. Dikiz aynasından farların ışığını görmemek için gece ayarı yaptım. O hızlanınca ben de gaza basıp hızlandım. Yol vermek için iyice sağa yanaştım ama o sola geçmiyor arkadan hızla gelmeye devam ediyordu. Hatta daha da sağa yanaştım ama o hala şerit değiştirmiyor giderek yaklaşıyordu. Selektör falan da yakmıyordu. Uzun farlarını kullanıyordu. Pek hayra alamet bir duruma benzemiyordu. Aracın içindeki sürücüyü de göremiyordum. Araçta sadece göstergenin ışıkları, içeriyi loş bir şekilde aydınlatıyordu ama sürücünün kim olduğunu anlamak mümkün değildi. Silahım yine yanımda değildi. Şu silahı yanımda taşımama hastalığından kurtulmam lazımdı. Telefonumu elime aldım. Ama telefonun şarjı bitmişti. Kapalıydı. Torpido gözünde şarj kablosunu alacaktım ama araç birden sol yanıma gelmiş, beni sağ taraftaki boşluğa doğru itmeye çalışıyordu. Benim mütevazı Opel Astra sedan marka aracım, o dev gibi markasını çıkaramadığım cipin yanında oldukça sıska kalmıştı. Land Rover marka bir araca benziyordu. Kısaca adamın niyeti kötüydü. Kimdi bu adam, yoksa katil miydi? Bazı izlere ulaştığımı anlayınca beni de öldürmek için harekete mi geçmişti yoksa? Hızla frene asıldım, araç sağa doğru yalpaladı. Uçurumun kenarına gelmiştim resmen. Diğer araç ise benim birkaç metre ilerimde zınk diye durmuştu. Geri geri gelip benim birkaç metre arkama geçti. Sonra ben harekete geçince, hızla gaza asılıp sağa doğru bana soldan tekrar hızla çarptı. Çarpmanın etkisiyle araç boşluğa doğru yuvarlanmaya başladı. Aslında bildiğimiz anlamda dehşet verici uçurumlardan değildi. Dik bir yamaçtı ama Allahtan her yer çam ağaçlarıyla kaplıydı. Kemerim takılıydı ama araç hızla ağaçlara çarpa çarpa aşağı doğru kayıyordu. Neyse ki ağaçlar aracın düşme hızını kesiyordu. Yamaçta ağaçların azalmaması için dua ediyordum. Dik bir yamaçtan aşağıya resmen kayıyordum. Araçla karda slalom yapan kayakçılar gibiydim. Sonra birden araç sert bir darbeyle bir ağaca çarpıp durdu. Ama aşağıya bakmaya korkuyordum. Kıpırdarsam yeniden kayarım diye de endişeleniyordum. Eğer araba ağaçtan kurtulur ve ileride de ağaçlar yoksa aşağıya doğru uçabilirdim. Yavaş hareketlerle emniyet kemerimi çıkarıp aracın kapısı açmaya çalıştım. Bir süre uğraştıktan sonra kapıyı açmayı başardım. Ayaklarım tutmuyordu. Koltukla direksiyon arasında sıkışıp sert darbelere maruz kaldıkları için uyuşmuşlar ve çok ağrıyorlardı. Vücudumun diğer taraflarında ise herhangi bir hasar yok gibi görünüyordu. Kendimi araçtan kayarak çam iğneleriyle dolu toprağa bıraktım. Yerde ayaklarımı hareket ettirmeden oturuyordum. Birden yukarıdan bana doğru gelen yerdeki çam iğne ve dallarından dolayı çıtırtılı ayak seslerini duydum; sonra da tanıdık bir ses.

“Merhaba Kızıl! Hala yaşıyor musun?”

Tahmin etmeliydim. Adam deşifre olacağını anlayınca harekete geçmişti. Amacı beni korkutmak falan değil, resmen öldürmekti. Korkutmak olsaydı kendini gizler, böyle ortaya çıkmazdı. Zaten elindeki tabanca ay ışığında gıcır gıcır parlıyordu. Bu iş anlaşılan buraya kadardı. Ama korkak bir tavşan gibi yalvarıp yakaracağıma şerefli, onurlu bir şekilde davranmayı daha uygun bulmuştum.

“Engin soytarısı sen misin?”

“Benim Kızıl Komünist!”

“Hoşgeldin Soytarı!”

“Ulan seni hiç sevmemiştim. Belki zaman içinde severim demiştim ama şimdi  öldürecek kadar nefret ediyorum senden. Seni pislik, beni ispiyonlarsın ha? Bunu yanına bırakacağımı mı sandın?”

“Soytarı sadece görevimi yapıyorum. Yani senin yapmadığını. Takip ettiğimiz bir adamla görüştün; ne yapsaydım yani görmezden mi gelseydim? Soytarı mıyım ben senin gibi?”

“Sana göstereceğim soytarıyı şimdi. Biliyor musun seni Zonguldak’ta amire ispiyonlayan bendim. Ama hak etmiştin. Ayrıca komünistlerden de hiç hoşlanmam, hele böyle senin gibi komünist meraklısı tiplerden ise nefret ederim.”

Soytarı içindekini kusuyordu. Yılların birikimi varmış meğerse, yüzüne gülüp arkadan iş çeviren pislik herifin içinde. “Anladım Soytarı, sen benden katmerli nefret ediyorsun. Senin ispiyonladığını da biliyordum bu arada.”

“Ulan neredeyse benim karıyı da halledecektin değil mi? Neydi o akşam yemekteki romantik Romeo hallerin? Resmen takla atıyordun kadının önünde abazan herif. Sürekli kıvırıyordun. Sen elindekini kaçır, sonra da elalemin kadınına sulan. Senin gibi puştları polis yapanda kabahat, sende değil.”

“Vay vay, bana polislikten söz eden soytarıya bak sen! Teşkilatın yüz karası olarak bugüne kadar gerçek yüzünü gizlemeyi başardın ama artık deşifre oldun. Ne işler çeviriyordun David denen o herifle?”

“Sana bunu öğrenme zevkini tattırmadan eşek cennetine gitmeye ne dersin Kızıl?”

“Öldür o zaman, ne bekliyorsun şerefsiz soytarı?”

“Son duanı yap o zaman diyeyim mi?”

Soytarı zevkten dört köşe kahkahaları patlatıyordu.

“Gerek yok, bas tetiğe bitsin bu iş.”

Soytarı’nın tabancayı tutan eli titriyordu. Ama beni öldürmekten başka çaresi de yoktu.

ARKASI YARIN...

 

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler