Geri Dön
Kültür Sanatİntikam hissiyle sakın ola ki hareket etme!

İntikam hissiyle sakın ola ki hareket etme!

… Bunalımdaydım. Ömer Bey başsağlığı dileğinde bulunurken ‘Bak bir gelinin ve bir torunun var. Bundan sonra onların geleceğini düşün, yaşını başını da aldın artık, akıllı ol. Onlar için yaşa,’ dedi. Aslında bu da bir tür gözdağıydı. Beni öldürmemişti yine ama oğlumu öldürmüştü. Tabii onun oğlumu öldürdüğünü ispatlamam mümkün değildi. Sadece bir tahmindi. Hep, ‘İnşallah bunu Ömer Bey yapmamıştır,’ diye dua ediyordum. Ama şüphelerim her zaman vardı. Sonuç olarak beni hayatta tutan tek şey torunum ile gelinim oldu. Onlar için yaşamaya karar vermiştim. Ama bir taraftan da kendimi lanetlenmiş hissediyordum. Bir adamın gözetiminde bir köleydim ben. Gerçekleri anlatamayan, susup oturan bir köle…

İntikam hissiyle sakın ola ki hareket etme!

 

Sonra bir gün bir olay oldu. Ömer Bey eşi Nevin Hanım’a bir tokat attı. Tokat atınca zavallı kadın başını şöminenin kenarına çarptı ve anında öldü. Nevin Hanım kanser hastasıydı. Sonra bu olayı, hastalığı nedeniyle dengesini kaybedip düştü ve öldü diye rapor ettiler. Kasım ve birkaç hizmetli daha bu yönde para karşılığı tanıklık yapınca olay kaza sonucu ölüm olarak kapandı. Hizmetçilerden birinin dediğine göre aralarında kavga başlamasının nedeni, gece Ömer Bey’in sarhoş olduktan sonra kızının odasına girmesiymiş. Uyuyan kızının odasına girdiğini gören Nevin Hanım, Ömer Bey’i odadan çıkardıktan sonra ona bağırıp çağırmaya başlamış. ‘Sen ne biçim adamsın, utanmıyor musun? İnsan kızına sulanır mı? Ahlaksız!’  diye bağırınca Ömer Bey de, ‘Sus bizi rezil edeceksin herkese…’ demiş. Ama karısı susmayınca bir tokat atmış. Tabii kızın bundan haberi olmamış. Uyanınca annesinin öldüğünü görmüş ve çok üzülmüştü. Sonra bazı şeyler kulağına çalınınca da babasına düşman oldu ve asla affetmedi. Babası her ne kadar, ‘Yok öyle şey kızım, olur mu hiç öyle şey?’ demesine rağmen yurt dışına dönmüştü. Ve uzun yıllar gelmemişti. Zaten Nevin Hanım son zamanlarında ara sıra kızına biraz evlatlık olduğunu hissettirmeye başlamıştı. ‘Kızım sen evlatlık olduğunu öğrenirsen üzülür müsün?’ gibi sorular sorarak Aylin’in içine bir kurt düşürmüştü. Kız şüphelenmeye başlamıştı. Annesinin şaibeli ölümü de bunun üzerine tuz biber ekti. Herkese sorular sormaya başladığı zaman Ömer Bey onu hemen yurt dışına gönderdi. Gönderirken de, ‘Annen artık çok hastaydı, beyni sulandı ve ne dediğini bilmiyordu. Yok tecavüzden, yok evlatlıktan falan bahsediyordu. Bunlara sakın inanma!’ deyip duruyordu. Nevin Hanım mirasının tamamını gizlice ona bırakmıştı. Bu nedenle tekrar geldi. Yoksa gelmeye niyeti yoktu.

İşte sevgili oğlum Sedat, bütün bunları kulaklarımla duydum. Çok şeye tanık oldum. Sana yıllarca bunları anlatmak istedim ama bir türlü başaramadım. Önce sevgili karıcığımı, sonra da biricik oğlumu kaybettim. Bu lanet değil de nedir oğlum? Şimdi bu hayatta torunum ve gelinimden başka kimsem yok.

Bana bir şey olursa bu mektubu sevgili gelinim Yeşim sana verecek. Bu benim vasiyetimdir. Ve senden ricam şudur oğlum. Bana bir şey olursa torunumla, gelinime göz kulak ol, onları yalnız bırakma. Tabii kendine de iyi bak! İntikam hissiyle sakın ola ki hareket etme! O zaman kendine zarar verirsin. Hayatını en iyi şekilde yaşamaya bak. Babacığın da böyle olmasını isterdi. Sen benim gibi olma oğlum.

Beni de affet oğlum.

Elveda

Arif.”

***

Bu sabah kendim yaptığım mandalina reçeliyle kahvaltımı yapıp dışarı fırladım. Arif Efendi’yi bulacaktım. Gece düşünmekten sabahı zor ettim. Arif Efendi’nin Bitez’de oturduğunu biliyordum ama adresini bilmiyordum. Muhtarlığa gidip adresini öğrenmeye çalışırken, trafik kazasında öldüğünü söylediklerinde beynimden vurulmuşa döndüm. Gece geç saatlerde evine dönerken kimliği belirsiz bir araç ona çarpmış ve kaçmıştı. Arif Efendi olay yerinde hay tını kaybetmişti. Ne büyük bir tesadüftü ki, oğlu da aynı şekilde trafik kazasında yaşamını yitirmişti. Arif Efendi, sevgili biricik oğluyla aynı kaderi paylaşmıştı.

Adrese gittiğimde ev taziyeye gelen komşularla dolmuştu. Gelini Yeşim yalnız kalmıştı. Ben de kendisine taziyelerimi bildirdim. Ağlamaktan üzüntüden gözleri şişmişti. Bana dikkatle baktı ve sonra kulağıma fısıldayarak, “Kayınpederimin size bir emaneti var. Bugün çok yoğun bir gün takdir edersiniz. Eğer yarın sabah bana uğrayabilirseniz size vermek isterim,” dedi. “Emaneti nedir?” diye sorduğumda, “Bir mektup” dedi. Heyecanlanmıştım. Cenaze namazından sonra toprağa vermiştik emektar Arif Efendi’yi… Çok üzülmüştüm. Babamla çalışırken ne kadar neşeli, istekli, coşkulu bir insandı Arif Efendi. O da mandalinaları çocukları gibi sever, onlara özenle bakar yetiştirirdi. Sabahı iple çekecektim. Düşünmemek için yeniden bahçeme dönüp mandalinalarımla ilgilenmeye başladım.

Mandalinalarla ilgili bir kitap okuyarak zaman geçirmeye karar vermiştim. Latince adı “Citrus reticulata” olan mandalinaların çocuklar tarafından çok sevilmesinin nedeni hiç kuşkusuz kolay soyulmaları. Soğuğa dayanıklı, farklı dönemlerde olgunlaşan çeşitlerinin bulunması, çekirdeksiz çeşitlerinin bulunması, pazarlamada kolaylıklar sağlaması bu meyvenin sevilmesinde önemli rol oynuyordu. İdeal bir turunçgil anacında aranacak özellikler arasında, hastalık ve zararlılara dayanıklı olması, yörenin toprak özelliklerine uyumlu olması, iklim koşullarına özellikle soğuklara dayanıklılık göstermesi, anaç olarak kullanılan meyvelerinin çok çekirdekli olması gösteriliyordu.

Mandalina bahçesi tesis edilecek yerin seçiminde, yetiştirilecek tür ve çeşit için en yüksek ve en düşük sıcaklıklar düşünülmeliydi. Bahçe tesis edilecek yerin rüzgâr zararına karşı korunaklı olmasına dikkat edilmeliydi. Bahçe, iç drenaja sahip olmalı ve bahçede yeterince derin ve verimli, yeknesak bir toprak bulunmalıydı. Ayrıca bahçede sulama için yeter miktarda ve iyi kalitede su kullanılmalıydı. Bahçe tesisi için seçilen alan, donlara sıkça maruz kalmamalıydı.

Mandalina bahçelerinde görülen önemli zararlılar arasında, kırmızı kabuklu bit, yıldız koşnili, limon çiçek güvesi, harnup güvesi, Akdeniz meyve sineği, beyaz sinek, yaprak biti, empoasca, unlu bit, pas böcüsü, tomurcuk akarı, kırmızı örümcek, yaprak galeri güvesi, turunçgil unlu biti sayılıyordu.

Bütün bu bilgiler benim bildiğim bilgilerdi. Ama tekrar tekrar okumaktan sıkılmıyordum. Ancak aklım başka yerdeydi. Arif Efendi’nin mektubundaydı. Acaba bana söyleyemediği şeyleri mektubuna mı yazmıştı? Babamın ölümü hakkında bilmediklerim neler olabilirdi? Acaba Arif Efendi’yi kasıtlı mı öldürmüşlerdi?

Bu sorular aklımı kurcalıyordu. Kitabı kapattım ve düşünmeye başladım. Ama düşünmek soruların yanıtlarını bulmama yardımcı olmuyordu. Kitabın kapağını rastgele açtım.

Mandalinalar olgunlaştıktan sonra ağaç üzerinde uzun süre kalamaz; fazla kaldığında meyvelerde şeker/ asit dengesi bozulur, kalite düşer, puflaşma ve kabuk kalınlaşması olur. Ayrıca, rüzgâr, dolu, don zararlanmaları ve dökümler olmaktadır. Ağaçta fazla kalmış meyvelerin depoda dayanması da azalır. Meyvesi geç derilen ağaçlar gelecek yıl az ürün vermektedir. Mandalinalarda uygun derim zamanının çok iyi saptanması gerekmektedir; çünkü erken derimde kabuk kararmaları, beneklenme gibi bozulmalar görülür, meyve kalitesi düşer. Geç derimde ise, meyvelerin depoda dayanımı azalır, çürüklük etmenleriyle daha çabuk zararlanır, meyvelerde kabarma, puflaşma olur ve dökümler görülür. En uygun derim zamanı, tür ve çeşitlere göre değişiklik göstermektedir. Mandalinalarda hasat zamanı; bölgesel olarak değişmekle beraber, mandalina çeşitlerine göre de değişmektedir.

***

24 Kasım Pazartesi (üç gün sonra)

O kadar yorgunduk ki hepimiz, son üç günü dinlenerek geçirdik. Bu arada da gelecek raporları bekliyorduk. Bakalım bulgular bize neyi gösterecekti? Tahminlerimi netleştirip doğrulayacak mıydı?

Arif Efendi’nin yazdıkları birçok bilinmeyene daha ışık tutmuştu. Şimdi sıra Sedat Girit ile ile görüşmeye gelmişti. Bakalım o bize neler anlatacaktı?

Hepimiz yine büroda toplanmış, Olay Yeri İnceleme’den gelecek raporu bekliyorduk. Gelecek rapor, büyük olasılıkla bu dosyanın belki de en önemli ve son raporu olabilirdi. Bu arada David’in birlikte yaşadığı sevgilisi Jane, tarihi eser kaçakçılığı yaptıklarını itiraf etmek zorunda kalmıştı. Geçmişte, yirmi dört yıl önceki Araplar Sokağı’ndaki kazının kaçak yapıldığını ve oradan çıkan eserlerin satışından milyonlarca dolar kazandıklarını da itiraf etti. Kazıya nasıl karar verdiklerini, hangi teknikleri uyguladıklarını, hangi tür aletleri kullandıklarını da tek tek ayrıntılı bir şekilde anlattı. David’in, maktullerden Şevki Kartal ile yıllar önce Güneydoğu bölgesinde askerlik yaparken tanıştıklarını anlattı. Askerlerin o sırada kaçak kazı yapan iki yabancıyı yakaladıklarını, David’in de onları kurtarmak için bir heyetle

yöreye geldiğini, o sırada subay olan Şevki Kartal ile tanıştıklarını ve arkadaş olduklarını, sonraki yıllarda da bu dostluklarının sürdüğünü anlatmıştı ifadesinde.

Jane, Ömer Akbaş, Orhan Aksoy, Metin Caner ve Şevki Kartal’ın son yapılan kazıdan ele geçirecekleri tarihi eserlerin satışından da kar istediklerini, aksi takdirde ihbar edeceklerini söyleyerek tehdit ettiklerini de açıklamıştı. Sözüm ona bunu şaka yollu söylemişlerdi ama David’in bunu oldukça ciddiye aldığını “Bu adamların şakası olmaz,” dediğini de söylemişti.

Jane, Engin Soytay’ın yani namı diğer Soytarı’nın Şevki Kartal’ın yeğeni olduğunu vurgulamış, “Eğer satabilseydik, David sadece Şevki Kartal’a ve polis yeğeni Engin’e para verecekti. David’i Engin’le tanıştıran ve Bodrum’a tayin ettirip başka şubeye aktaran Şevki Kartal’dı. Şevki Kartal’ın az ama öz hatırı sayılır iyi dostları vardı,” demişti.

Jane, tüm bu itiraflarına karşın David’in cinayetlerle bir ilgisinin olmadığını da yinelemişti.

Olay Yeri İnceleme’nin raporu sonunda gelmişti. Raporda Sedat Girit’in saklandığı Aylin Akbaş’a ait olan evde bulunan silahın Ömer Akbaş ve Kasım Topçu’yu öldüren silah olduğu balistik incelemede ortaya çıkarılmıştı. Ancak bulunan malzemelerin hiçbirinde Sedat Girit’in parmak izlerine rastlanmamıştı. İskambil kağıtlarındaki ve silahtaki parmak izlerinin Aylin Akbaş ile uyuşup uyuşmadığının belirlenmesi gerekiyordu. Tabii bunun için Aylin Akbaş’ın parmak izlerinin alınması gerekiyordu. Kayıtlarda parmak izine rastlanmamıştı. Yeşim Ayan’a ait pasaportta da ilginç bir bulguya rastlanmıştı. Son cinayetlerde Ömer Akbaş ve Kasım Topçu’nun ölümünden önce Yeşim Ayan’ın yurt dışına çıkış yaptığı ve halen yurt dışında olduğu görülüyordu.

Oysa kadın buradaydı. Bu pasaportları kullanan kişinin Aylin Akbaş olduğunu tahmin ediyordum. Bulduğumuz pasaport bize yol göstermişti. Bu pasaport çıkarılmış ama sanırım hatalı olduğu için kullanılmamıştı. Mutlaka bir yenisi daha çıkarılmıştı. O yenisi ise Aylin Akbaş’taydı. Bu durum Aylin Akbaş’ın da Ömer Akbaş ve Kasım Topçu’nun cinayetlerinde yurt dışında olduğunu gösteriyordu. Ama yapılan incelemede diğer cinayetler sırasında Aylin Akbaş yurt içindeydi.

ARKASI YARIN...

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler