Geri Dön
Kültür SanatKapitalizmin hedefinde aile kavramı var

Kapitalizmin hedefinde aile kavramı var

Fikret Reyhan, yazıp yönettiği “Çatlak”ta ödenmemiş bir borç hikâyesinden yola çıkıyor ve aile içi fay hatlarında yaşananlar üzerinden kapitalist değer(sizlik) sisteminin fotoğrafını çekiyor.

Kapitalizmin hedefinde aile kavramı var

Müjde Işıl - İlk uzun metrajı “Sarı Sıcak”ta tarımla uğraşan bir ailenin çıkışsızlığını anlatarak dikkatleri çeken Fikret Reyhan, yeni filmi “Çatlak”ta hikâyesini şehre taşıyor. Aynı apartmanda yaşayan aile üyelerinin halının altına süpürdüğü borç meselesinden dolayı çatlamaya başlayan ilişkilerini anlatıyor film. “Kol kırılır yen içinde kalır” sözünün hızla geçerliliğini kaybettiği, Yeşilçam’ın o meşhur “zorluklar karşısında kenetlenmiş aile” klişesini çürüten “Çatlak”ı, Fikret Reyhan ile konuştuk.

“Çatlak”ın ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız?

Kardeşimin Londra’da yaşayan arkadaşının anlattığı bir hikâye ile başladı bu yolculuk aslında. Bu arkadaş İstanbul’da yaşayan bir tanıdığının ailesine yüklü miktarda borç para vermişti. İki sene geçmesine rağmen bu aile parayı geri ödememişti. “Paranın bir kısmını bile ödemediler mi” diye sordum, biraz da onu teselli etmek niyetiyle... “Nerede” dedi, “İki-üç ay süre istemişlerdi benden. Bu sürenin sonunda paramı istemek için aile reisini aradığımda çok sert ama bir o kadar da ilginç bir tepkiyle karşılaştım. Aile reisi telefonu açar açmaz ‘sen hangi yüzle beni arıyorsun, senin yüzünden ailem dağıldı, kardeşler birbiriyle konuşmaz oldu, mahvettin bizi’ diye çıkıştı bana.” Geçen süre içinde ailede ne yaşanmıştı da aile reisi bu noktaya gelmişti? Bu düşünce beni inanılmaz heyecanlandırmıştı. Aynı apartmanda altlı üstlü yaşayan bu aile hakkında bu arkadaştan arada biraz daha ayrıntılı bilgi alınca böyle bir senaryo yazmaya karar verdim.

Klasik Yeşilçam filmlerindeki “zorluklar karşısında kenetlenmiş” ve toplumda “kutsal” olarak tanımlanan aile kavramını ters yüz ediyor film. Böyle bir amaçtan mı yola çıktınız?

Böyle bir amaçla yola çıkmadım tabii ama her çeşit toplumsal değişimin hızla yansıdığı aile, günümüzde kapitalizmin hedefi hâlinde. Hele filmdeki aile gibi yaşam tarzları hâlâ feodal üretim mantığıyla şekillenmekte ise bu ailenin bir metropolde çatlamadan yaşaması çok zor. Belki korunma güdüsüyle, belki ataerkil yaşam tarzının getirdiği alışkanlıkla kalkışılan “şehirde iç içe yaşam”, zaman içinde bu aile için samimiyetsiz ve sevgisiz bir ortam yaratıyor. Farklı farklı yerlerde, daha bireysel bir ekonomik modelleme ile hayatlarını devam ettirseler belki günümüzün kapitalist sisteminden daha az etkilenip daha sağlıklı bir aile biçimi geliştirebilecekler. Ancak diğer bir yandan bu durumun ironisi olarak tüketimci kapitalizmin de aile kurumundan beslendiği düşünüldüğünde günümüz aile yapısının ahlaki ve kültürel değişime uğramaması imkânsız gibi görünüyor. İşin acı kısmı, bu değişimin kapitalizmin arzu ettiği şekilde olması...

Kapitalizmin hedefinde aile kavramı var

Toplumun mikro yapısındaki kırılmaların makro ölçekteki yansımaları neler?

Her ne kadar orta-alt sınıf bir aile içindeki borç meselesine odaklansa da “Çatlak”ın asıl gayelerinden biri, bu coğrafyaya özgü küçük anlar ve ayrıntılar üzerinden günümüz toplumunun yapısına ve kodlarına dair büyük resme ulaşmak... Toplumsal yapının en küçük yapı taşı olarak her türlü çatışma ve çelişkiyi içinde barındıran aile kurumu ise bu resme ulaşmanın en kısa yolu. Ailede yaşanan mikro ölçekteki sosyal ve ekonomik çatlaklar, aynı zamanda makronun fay hatları... Bunun tersi de geçerli.

“Sieranevada” başta olmak üzere Rumen Yeni Dalgası filmlerinin gerçekçilik ve çekim tekniği ile yakınlık hissediliyor “Çatlak”ta.

Tabii benim de çok sevdiğim “Sieranevada” gibi bir filmle “Çatlak”ın karşılaştırılması beni rahatsız etmez, aksine iyi hissettirir. Rumen Yeni Dalga sinemasında Cristu Puiu’nun da bende yeri farklıdır. Evet, ne kadar mekân kullanımı ve tema anlamında benzerlik taşısa da ben iki filmin gerek içerik gerek yapısal anlamda farklı olduğunu düşünüyorum.

Tek mekânda film çekmek, teatrallik riskini de beraberinde getiriyor genellikle. “Çatlak”ta ise sinema duygusundan kopmuyor seyirci. Bunu nasıl sağladınız?

Baştan beri en çok çekindiğim ve belki en çok kafa yorduğum konuydu, bu teatralliği kırma konusu. Tek mekân oda sinemasının en büyük handikabı, duygu ve görsellik olarak sinemadan çok tiyatroya yakın durmasıydı. “Çatlak” baştan sona kadar çok konuşkan ve kalabalık bir oyuncu kadrosunu içinde barındıran bir film olduğu için bu riski daha da çok taşıyordu. Bu riski bertaraf edip izleyiciyi sinema duygusundan koparmamak için filmimi farklı bir görsel dille ve ritimle desteklemem gerektiğinin farkındaydım. “Çatlak”ta gördüğünüz, durmadan hareket eden kamera eşliğinde yaratılan uzun plan sekansların ve mizansenlerin ritmi ve matematiği, bu kaygıdan kaynaklandı diyebilirim. Ve sonuçta bu dilin çalıştığını görmek beni ayrıca mutlu etti.

Filmin vizyon yerine 25 Aralık’tan itibaren dijital platformda seyirciyle buluşmasını neden tercih ettiniz?

“Çatlak”ın seyirciyle buluştuğu ilk günden bu yana yoğun bir ilgi ile karşılaştık. Bu ilgi ve merakın sonucunda bütün gösterim olanaklarını değerlendirip neticede filmin izleyiciyle bir an önce buluşabilmesi için mevcut koşulları da göz önünde bulundurarak MUBI’de gösterilmesinin uygun olacağına kanaat getirdik. Elbette beyaz perdenin yeri ayrı. “Çatlak”ı perdede izlemek isteyenler için birkaç ay içerisinde vizyona da çıkmayı planlıyoruz.