Geri Dön
Kültür SanatKaramsarlık yok artık umut var

Karamsarlık yok artık umut var

Şiddet gördükleri kocalarını öldüren iki kadının, hapishaneden gönderdiği mektuplarının seslendirildiği “15+” hem yıpratıcı hem de umut aşılayan bir belgesel.

Karamsarlık yok artık umut var

MÜJDE IŞIL - İzlediğiniz belgesellere benzemiyor. Deneysel olması, imgelerle mesajlarını aktarması bir yana, hapisteki kadınların dışarıdaki sanatçıların sesiyle zihnimizde canlanması, yaşaması kesinlikle sıra dışı bir sinema tecrübesi. Mevzu yaralayıcı, yıpratıcı ama izledikleriniz ve dinledikleriniz bir açıdan da sizi hafifletiyor, umutla ferahlatıyor. Şiddet gördükleri kocalarını öldürmüş iki kadının mektuplaşma yoluyla gönderdikleri metinleri merkeze alan “15+”, bu sene İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Yarışması’nda yer aldıktan sonra 25 Haziran’dan itibaren MUBI’de seyirciyle buluşuyor.

İlk uzun metrajı “Kaygı”nın ardından “Cadı Üçlemesi”ne başlamıştı Ceylan Özgün Özçelik. Kadınlara ve kız çocuklarına uygulanan şiddete odaklanan üçlemenin ilk filmi, kısa metrajlı “13+”da bir odaya kız çocuklarının koca isyanını sığdırmıştı. Üçlemenin ikinci filmi “15+” deneysel belgesel tarzında. Kadına yönelik şiddete cezaevinin hem içinden hem de dışından bakıyor. Belgeselin merkezinde iki kadın var: Aylin ve Havva. İkisi de şiddet gördükleri kocalarını öldürmüş, “eşini kasten öldürmekten” ağırlaştırılmış hapis cezası almış. Aslında görünenden ziyade görünmeyene odaklanıyor belgesel. Çünkü izleyenin zihninde güncel haberler dönüyor sürekli. Her gün erkek şiddetine uğrayıp katledilen kadınlar ve onları katledip de iyi hâlden ya da haksız tahrik indiriminden faydalanan kocalar, erkek arkadaşlar çıkıyor karşımıza. Öldürme eylemini kadın işlediğinde ise ona da benzer indirim uygulandığı haberi gelmiyor aklımıza nedense. Tam da bu yüzden belgeselin göstermedikleri, aslında daha görünür.

Sesle canlandırma

Baroya kayıtlı bir avukat olmanın avantajıyla Ceylan Özgün Özçelik, kadınların dava dosyalarını okuyup Aylin ve Havva ile iletişim kurmuş. Sorularını mektupla göndermiş, cevaplarını da yazılı almış. İşte o umut ve yaşama bağlılıkla dolu mektuplar Hare Sürel ve Gülçin Kültür Şahin’in sesiyle hayat buluyor. Sürel’in Aylin’i, Şahin’in de Havva’yı içselleştirdikleri ve onlarla bütünleştikleri seslerinde iki kadının yaralarını, mutlu oldukları anları, kendilerini iyileştirmelerini dinliyoruz. Onların yaşadığı yerlerde yapılan çekimler geçmişlerini, hapis hayatlarında tutundukları duyguları ve gelecek umutlarını imgelerle perdeye getiriyor. Bunca acı içinde şiddet olsa da umut da var. Çocukluk anılarındaki masumiyet var, hapiste edindikleri kız kardeşliklerin dayanışması var, geleceğe ve en çok da çocukları üzerinden kurdukları ümit hikâyeleri var. Cinayet gecesine ve şiddet içeriğine değil, işte bu umuda odaklanıyor belgesel. Zaman zaman kâbuslar ve kötü günler içimizi titretirken onların hayallerinde ümitlerine ortak oluyoruz.

Sahi, kocalarından şiddet görmüş bu kadınlar da eşlerini öldürmüş erkekler gibi iyi hâl ya da haksız tahrikten indirim alsaydı, şimdi çocuklarına kavuşmuş olurlar mıydı? Bunun gibi pek çok soru “15+”da sizi bekliyor.

‘Ağır duygularla baş etmek zor’

“13+” kısa filmdi. “15+” için belgesel tarzı seçmenizdeki etkenler neydi?

“Cadı Üçlemesi”, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete dair iyileşme öyküleri anlatan, birbirinden bağımsız üç filmden oluşuyor. Teması ortak olan filmlerin formları, türleri, öyküleri ve karakterleri farklı... Kurmaca bir kısa film olan “13+”da sistematik şiddet gören bir kız çocuğu dünyayı yerle bir ediyordu. Üçlemenin ikinci filmi “15+” deneysel bir belgesel. Bu kez doğrudan gerçeğe temas etmek istedim. Birleşmiş Milletler’in 2018 tarihli araştırma sonucuna göre; kadınlar için en tehlikeli yer evleri. Şu sorunun peşine düştüm: Kadınlar kendini koruduğunda, sistem neden öz savunma diyemiyor ve yakacak bir cadı arıyor? Kendisine ve çocuklarına şiddet uygulamış eşlerine karşı öz savunma hakkını kullanan kadınlarla cezaevlerinde bir araya geldim. Ziyaret ettiğim ve hayran kaldığım kadınlardan ikisi, Aylin ve Havva belgesele hikâyelerini verdiler.

Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, sinemamızda önemseniyor mu sizce?

Bu konu, sinemamızda yeterince temsil edilmiyor. Kadına yönelik şiddete “karşı” bir film yapmak istenirken o şiddet yeniden üretilebiliyor. Bir yandan da riskli ve tartışmalı bir alan. Beş yıldır şiddet temasına çalışıyorum ve kendi adıma zorlayıcı olduğunu da eklemeliyim. Bunca gerçekle ve ağır duygularla baş etmek çok zorluyor.