Geri Dön
Kültür SanatKatil kendisini ele verecek iz bırakmamıştı

Katil kendisini ele verecek iz bırakmamıştı

“O günün gelmesini iple çekeceğim.” dedim teşekkür ederek. Sonra ayıp olmasın diye Barbaros’a dönüp onun bugün neler yaptığını sordum. Bu arada patates sosis iyi gitmiş, açlığımı yatıştırmıştı.

Katil kendisini ele verecek iz bırakmamıştı

 

Bodrum’un Eskiçeşme Mahallesi Poyraz Sokak’ta yaklaşık bir dönüm arazi üzerine yapılacak villaların temel kazısında Roma döneminden kalma mozaikler bulunmuştu. İlk bulunan kalıntıların MÖ 2. yüzyılda yaşayan ünlü zengin balıkçı Phainos’un villasına ait olabileceği tahmin ediliyordu. Ayrıca mezarlar, kanallar, kuyular da bulunmuştu. Taban mozaiklerinin birinde merkezinde bulunan ve etrafı büyük bir çerçeve kuşağıyla sınırlandırılmış panonun ortasında sandal, kürek çeken sandalcı ve oltasıyla balık avlayan balıkçı, palmiyeler, kuşlar, bitki motifleri, köpek ve kuş figürleri ortaya çıkarılmıştı.

Mozaikli tabanın kenar bordürlerinde ise yunus, kılıç, çipura ve buna benzer balık türleri olduğu tespit edilmişti. Mozaik tabanlı mekanların yanında ise insanlık tarihinde en eski gömü biçiminde gömülmüş sağ tarafına yatmış bir iskelet ile ayak ucunda bir hayvana ait kemiklere rastlanmıştı. İskelet çevresinde disk şeklinde balık ağı ağırlıkları, ağ iğnesi, mermer iskandiller olduğu da görülmüştü. Çalışmalar sırasında ayrıca, alanda birbiriyle bağlantılı mekanlar ile çevresinde on üç mezar ve urne denilen ölünün küllerinin yer aldığı bir kap tespit edilmişti. Pişmiş toprak tezgah, ağ ağırlıkları, kandiller, Hellenistik dönemde, orta kısmında bir şişkinlik bulunan, pişmiş topraktan yapılmış antik bir kap ile Knidos ve Kos amforalarına ait parçalar, kurşun parçalar da uzmanlarca gün yüzüne çıkarılmıştı.

Barbaros büyük iştahla bir çırpıda anlatmıştı bunları. Bodrum gerçekten antik bir tarih üzerine Halikarnas üzerine inşa edilmiş bir günümüz kentiydi.

***

“Burası kazılmadan önce neymiş?”

“Arazi sahibi buradaki çok sayıda mandalina, portakal ve incir ağacının neredeyse yarım asırlık olduğunu söyledi. Çocukluğundan bu yana bahçeymiş yani anlayacağın.”

“Bodrum’un her yerinden tarih fışkırıyor desene Barbaros. Burayı turistik alan değil, tarihi alan ilan etmek daha doğru olmaz mıydı sence?”

“Evet, bu tür eserler daha çok Halikarnas Mozolesi civarında çıkıyordu. Demek ki buralarda da varmış, belki dediğin gibi Bodrum kazılsa altından eski bir kentin tamamı bile çıkabilir. Amerikan Hastanesi’nin altından bile tarihi eserler çıktı. Bunlar paha biçilmez eserler aslında.”

“Mozoleyi ve içindeki eserleri de götürmüşler, bir daha da alamıyoruz İngilizlerden, değil mi David?”

David böyle bir soruya hazırlıklı gibiydi. Gülerek yanıt verdi. “Ama bize sizin Padişah hediye etti bunları. Hediye geri verilmez değil mi?” dedikten sonra gür bir kahkaha attı. Sonra bana dönüp, “Size bunun hikayesini anlatmak için sabırsızlanıyorum Hayri,” dedi.

“Bu yeni bulgular sizin de sanırım ilginizi çekiyordur, değil mi David?”

“Tabii zaten Barbaros’a bu nedenle takılıyorum. Buradaki her buluntu benim ilgi alanıma girmektedir. Dediğim gibi hayatımı bu bölgenin tarihine adadım ben sevgili Hayri…”

Masadan izin isteyerek zengin kalkışı kalktım. Soledad adlı Buika’nın söylediği harika şarkı çalarken kendimi de tebrik ettim. Ortam aslında tam bir eğlence ortamıydı. Normal bir zamanda asla kaçırmazdım. Geceye karışır giderdim. Müzik, güzel kadınlar, nefis yemekler, mezeler, arkeoloji falan… Ama şeytana uymak yerine içimdeki meleğin sesini dinlemeyi bir kez daha yeğleyip, ‘Tekrar görüşmek üzere…” diyerek oradan ayrıldım.

Giderken Barbaros’a çaktırmadan yediklerimin ve içtiklerimin hesabını ödedim. Sonra aracıma bindikten sonra Barbaros’a telefonla kendi hesabımı ödediğime dair bir mesaj atıp fazla ödememelerini bildirdim. Barbaros yanıt olarak üzgün emojiler göndermişti whatsapp’tan. Eve geldiğimde saat dokuzu gösteriyordu. Dinlenmek ve değerlendirme yapmak için epey bir zamanım vardı. Buzlu viskimi bardağa doldurdum. Müziğin sesini normal bir şekilde açtıktan sonra kanepeme yayıldım. Buika’yı dinlemeye karar vardım. La Boheme adlı parçanın caz versiyonunu seslendiriyordu. Bu parçada Charles Aznavour’u her zaman tercih etmişimdir. Cinayetlere dönersek… Aslında değerlendirme yapacak fazla bir şey yoktu. İki müteahhit cinayete kurban gitmişti. Katil onu ele verecek pek bir iz bırakmamıştı. Tek somut ipucu yeşil mandalinalar ve bıraktığı nottu.

***

“Mandalinaları unutmadım”

Olay Yeri İnceleme ve Adli Tıp’tan gelecek raporlar belki cinayetlere biraz olsun ışık tutabilirdi. Ama benim pek umudum yoktu. Yine de o raporların satır aralarını iyi okuyarak  yola çıkılabilir, rota belirlenebilirdi. En küçük bir ipucu bile cinayetin çözülmesinde her zaman önemli rol oynayabilirdi. Aslında katil ne kadar kimliğini gizlemiş olursa olsun, yine de büyük bir iz bırakmıştı. Bu iz, cinayetlerin neden işlendiğini en azından ortaya koymaktaydı. Anahtar kelime mandalinalardı. Yapılacak iyi bir soruşturma, hedefe iyi kitlenme ve nokta atışlarıyla cinayetlerin çözülmemesi için bir neden yoktu.

Yeşil çayımdan bir yudum aldım ve David’i düşünmeye başladım. İngiliz kokuyu iyi alıyordu. Sadece arkeolojik merak mıydı, yoksa David’in peşinde olduğu başka şeyler de var mıydı? Bunu mutlaka Barbaros’a sormalıydım. Her ne kadar konumun dışında da olsa, içimde bu adama karşı bir merak uyanmıştı. Geçmişten de bildiğimiz gibi bu adamlar arkeolojik amaçlı gelerek her türlü casusluk faaliyetlerinde de bulunuyorlardı. Ama günümüzde böyle soğuk savaş dönemlerini hatırlatan bu türden casusluk faaliyetleri hala var mıydı, ondan emin değildim.

ARKASI YARIN...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler