Geri Dön

"Kendimizi temsil eden soundlara sadık kaldık"

Güneş Ergün, Aspova ile düet yaptığı ve "Bilemedim Hiç" adını taşıyan yeni teklisini yayınladı. Universtal Music etiketi taşıyan ve House altyapısına sahip çalışma ile dikkat çeken ikili Bilemedim Hiç şarkısına klip de çekti. Dijital platformlarda büyük ilgi gören Güneş Ergün ile hem "Bilemedim Hiç" hem de müzikal yolculuğu üzerine konuştuk.

"Kendimizi temsil eden soundlara sadık kaldık"

İhsan Dindar - milliyet.com.tr

 

"Bilemedim Hiç" ile başlamak istiyorum. Aspova ile bir düetle karşımızdasınız. Şarkının hikayesi, bu birlikteliği sizden dinleyebilir miyiz?

Güneş: 2019’un Mart ayında parça üzerinde çalışmaya başladım ve kafamda yavaşça şekillenmiş kaba taslak bir proje vardı. Bir sonraki aşama da parçaya söz ve vokallerin yazılmasıydı. Bu noktada Aspova’yla bir araya gelmemizi de ikimizin de ortak arkadaşı olan Tanerman sağladı. Çok kısa süre içerisinde de sözler ve vokaller parçayla bütünleşerek Universal Music Türkiye’ye sunduğumuz bir demo haline geldi. Buzuki soundları ve genel olarak bir House altyapısı olan parçaya son dokunuş olarak da Hip-Hop kısmı ekledik, böylece sanatsal olarak hem günümüzün soundlarını harmanlamış olduk hem de bireysel olarak kendimizi temsil eden soundlara da sadık kalmış olduk.

 

Şarkının klibi de dikkat çekici. Onun da hikayesini öğrenebilir miyiz?

Klibin arkasındaki isim daha önce yaptığı işlerle de farklı tarzını ortaya koyan Silvyo Behmoaras. Universal Music Türkiye ekibi bizi bir araya getirdi ve daha ilk buluşmamızda Silvyo şarkıyla ilgili kafasındaki fikirlerle bize bir sunum yaptı, onun üzerine de pek konuşma ihtiyacı duymadık çünkü sunduğu hikayenin ve konsept çok orijinaldi. Kliple ilgili benim için en önemli olmazsa olmazlardan biri de piyasaya yeni bir şey katabilmek, diğer işlerin tekrarı veya kopyala yapıştır şeklinde basitçe benzerlerini yapmamaktı. Klibin kısaca özeti ise şöyle: DJ’in seti başında yaptıklarıyla yönettiği bir dünya içindeyiz ve Aspova burada önüne çıkan engellere rağmen sevdiği kıza ulaşmaya çalışıyor. Klipte efektlerin yoğunluğu ön plana çıkıyor ve bu da yaratılan bu dünya ve sözlerin hikayesiyle paralel bir gerçeklik hissi veriyor izleyiciye. En sonda ise DJ’in seti kapatmasıyla karakterler de yok oluyor ve klibimiz bu şekilde bitiyor. Bu hikaye dışında en önemlisi izleyicinin ne hissettiği ve ona bu klibin neler düşündürttüğü. Genel olarak klibin yoğun efektlerle donatılmış oluşu net bir hikaye akışı hissini ortadan kaldırıyor ve biraz da izleyiciyi kendi hayal dünyasında serbest bırakıyor diyebilirim.

 

Londra'da eğitim görmüş, dünyaca ünlü pek çok isimle birlikte çalışmış bir dj prodüktörsünüz. Sizce bu işin Türkiye'deki algılayışı nasıl? Ek olarak bu alana yönelik bilinç ve ilgi ne seviyede?

Türkiye’de müzik sektörü özellikle DJ’ler ve prodüktörler göz önüne alındığında Avrupa ve Amerika’daki örneklerine göre çok daha kapalı ve küçük çapta. Ben bu sektörün içinden gelen biri olarak tanımlayamam kendimi. İlk olarak DJ’liğe başlayışım Lise yıllarında radyo klubüne girmemle hobi olarak başlamıştı. Daha sonra üniversite yıllarında da bu hobiyi kendi partilerimi düzenleyerek devam ettirdim. Bu arada benim asıl bölümüm Endüstri Mühendisliği, Londra’ya ise okulumu bitirdikten sonra prodüksiyon eğitimi almak ve kendime bu endüstride bir şans vermek için gittim. Londra’dan döndükten sonra artık hobi olmaktan çıkmış ve hayatımın odak noktası haline gelmişti müzik benim için. Tabi bu noktada tekrar aynı şeye değinmek zorundayım, kendine sıfırdan sektörde yer edinmek isteyen herkes için geçerli olan şey benim için de geçerliydi. Hem network kurmak hem işe sıfırdan başlamak çok sabır ve çalışma gerektiren bir şey. DJ’lik her ne kadar dışarıdan “cool” bir iş gibi gözükse de işin arka yüzünde her şey o kadar basit değil. Piyasa küçük olduğu için doğal olarak kendinizi kanıtlayabilmek ve burada kendine yer edinebilmek de bir o kadar zorlaşıyor. 2000’ler in başına göre şuan çok daha revaçta ve bilinirlikte olan bir meslek o yüzden de bu bahsettiğim rekabet ortamı da teknoloji ve gençlerin gözünde yaratılan bu imajla birlikte başarıya ulaşmanın zorlaştığı bir ortam yaratıyor. Benim Londra’dan dönüşümle birlikte Türkiyede’de sektörde çok büyük gelişmeler yaşanmaya başlamıştı. Eskiden DJ’lerin sadece klüplerde boy gösterdiği ve o “rock star” imajından uzak olduğu dönem yerini DJ ağırlıklı etkinliklere ve festivallere bıraktı. Özellikle gençler arasında bu trend yayıldı ve elektronik müzik global seviyede olan popülerliğini buraya da taşımış oldu. Bunun gerçekleşmesinde sosyal medyanın da etkisinin çok büyük olduğunu söyleyebilirim. Herkesin hayatında kim nereye gidip ne yapıyor merakı DJ’lerin de birden popülerleşmesine büyük katkı sağladı.

DJ’leri basitçe 4 kategoride tanımlayabiliriz: Bedroom DJ, Party DJ’i, Resident DJ ve Performans DJ’i. Bedroom DJ kavramı bu işi daha çok hobi olarak yapan, arkadaşlarına ve çevresine müzik çalıp işin o “cool” gözüken heycanını yaşamak isteyenleri tanımlıyor. Party DJ’i ise hem klüplerde hem de barlarda çalabilecek seviyede biraz daha kitleye göre çalmayı hedefleyen DJ’leri tanımlıyor. Resident DJ ise bir mekanın genellikle maaşlı ve sabit DJ’i olarak sürekli performans gösteren DJ’i. En sonda ise performans DJ’i kavramı global anlamda DJ’lik ve prodüktörlüğün birleştiği ve olmazsa olmaz haline geldiği, işin en profesyonel ve bir o kadar başarması zor olan kısmını tanımlıyor. Yani bu kategorideki kişiler kendi yaptıkları müzikleri çalarak setlerinde daha tarz odaklı bir yol izlerler. Party DJ’lerinin tersine dinleyici sevdiği DJ’i dinlemek için aynı bir şarkıcının konserine gider gibi sanatçıyı takip eder.

Bahsettiğim gibi bu alanda da başarılı olabilmek için çok ciddi bir çalışma ve özveri gerekiyor, teknolojinin de gelişmesiyle bilgisayar başından milyonlarca dolarlık stüdyolarda yapılan parçaların benzerleri hatta daha iyileri bile üretilebildiği bir devirdeyiz. Bu da üretimin artmasıyla birlikte yapılan işlerin beklenti olarak ortalama kalitesini arttırmakla beraber tüketimi de çok ciddi seviyede arttırdı. Yerel olarak baktığımızda prodüktörlük DJ’lik kadar yaygın bir algı seviyesinde değil. Bizim dilimizde aranjör olarak kendine yer bulmuş ve işin biraz daha arka kısmında bu işi yapan kişiler DJ’liğin ve aranjörlüğün bir arada yapılmasının beklendiği bir dönemde iyice karmaşıklaşan bir algıya yol açtı ülkemizde. Yıllardır aranjör olarak kendine isim yapan ünlü kişiler bile DJ’liğe başlama zorunluluğunu hissettiler, çünkü işin finansi yönünde yadırganamayak kadar çok büyük rakamlar var. Böylelikle ülkemizde de yavaşça aranjörler/prodüktörler global trend e uyum sağlayarak DJ’liğin popülerliğine uyum sağlamaya başladı. Sorumuza dönecek olursak; ilgi kesinlikle çok üst düzeyde ve bilinç olarak da gelişen teknoloji, sosyal medya, online streaming gibi faktörler çok daha yaygın bir algıya yol açıyor. Fakat, bu bilinç seviyesini arttırmak da biz sektörün içindekilerin görevi. Daha fazla gençlerin önü açılmalı ve birbirimize destek olarak piyasayı daha da büyütmeliyiz. 80 milyon nüfuslu, ve çoğunluğu gençlerden oluşan bir ülkede bizimle aynı nüfusu paylaşan ülkelerden çok daha küçük bir sektör var. Bunu düzeltmek de hem DJ/Prodüktörlerin yaptıkları kaliteli işleri arttırması hem de dinleyici kitlenin yerli DJ/Prodüktörlere yabancılara verdiği değer ve desteği vermesi gerekiyor.

Kendimizi temsil eden soundlara sadık kaldık

Müzikal olarak sizi en çok neler besliyor?

Çok klişe bir söylem vardır: “Müzik ruhun gıdasıdır”, buna kesinlikle katılıyorum. Müzik hayatımın olmazsa olmazı, ve bu işimden dolayı değil başka bir iş yapsaydım bile müziksiz bir hayat geçiremezdim. Dinleyici olarak bir çok türden müziğe ilgim var, ve kendimi bir türe ve tarza asla kısıtlayan biri olmadım hiç bir zaman. Yeni türler, sanatçılar ve şarkılar keşfetmek her zaman çok heyecan verici bir deneyim olmuştur benim için. Üretim aşamasında da kendimi hep serbest bırakmayı severim. Bir türe ve tarzla kısıtlamaktansa tamamen hayal gücümün beni yönlendirmesine bırakıyorum kendimi. İster istemez dinlediğimiz müziklerden ve hayatımızda olan bitenden etkilenerek bir şeyler çıkartıyoruz ortaya ve bunun en büyük örneği de eski parçaların tekrar tekrar yenilenerek piyasaya sürülmesi. Üretim arttıkça insanların yeni bir şeyler bulması da zorlaşıyor ve bu kalabalık içinde dinleyiciler de eski bildiklerini yeniden duyduğunda o bilinirliğin verdiği rahatlığı tercih edebiliyorlar. Benim açımdan eskinin de yeninin de yeri çok ayrı ve dinleyici ve üreten biri olarak bazen eskiden ilham almak bazen de yeniyi aramak tamamen kişinin o anki duygu, hislerine bağlı olarak verdiği bir karar. Çok soyut bir cevap vermiş oldum ama umarım kafamdakini aktarabilmişimdir.

 

Dijital mecralardan söz açılmışken oradan devam etmek istiyorum. Görüldüğü üzere artık pek çok oradaki veriler üzerinden ilerliyor. Bu durum sizce bir avantaj mı dezavantaj mı?

Hem avantaj hem de dezavantajları var tabiki. Verilere bağlı bir yaşam niteliğin düşüp niceliğin arttığı bir piyasa yarattı. Daha önce de bahsettiğim, üretimin ve tüketimin artması dijital mecraların yaygınlaşmasının bir etkisi. Herkes elindeki telefondan dünya üzerinde yayınlanmış tüm müziklere farklı bir çok uygulama üzerinden günün her anı ulaşabiliyor, bu da doğal olarak verilerin hüküm sürdüğü bir piyasa ortaya çıkartıyor. Plaklardan CDlere ve eskiden fiziksel olarak yapılan tüm satışlar artık yerini dijital ortamdaki sanal satışlara(streamlere) bıraktı. Bir albümün fiziksel olarak plak ve CD bastırılması çok daha özel durumlar için geçerli bir şey haline geldi günümüzde. Dijital ortamın etkisi zaman geçtikçe ve gelişen teknolojiyle daha da artacak ve plaklar CDler antika olarak tarihte kendilerine yer bulacaklar. Bu noktada bence bu konuya avantaj veya dezavantaj olarak bakmaktansa bu trend e ayak uydurup dijital in gücünü değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Evet nicelik odaklı bir bakış açısı bu ama yüksek üretim tüketimin etkisiyle yepyeni müzikler ve tarzlar da kendine yer buluyor her geçen gün. İnsanlar önlerine çıkan sorunları ve engelleri aşmak için farklı yöntemler denerken bu şekilde müzikal anlamda da yeniliklerin önünü açmış oluyorlar. Bu yüzden buradaki dezavantaja pozitif yönden bakılabileceğini düşünüyorum.

 

 

Bundan sonrası için bizi neler bekliyor? Ne gibi projelerle geleceksiniz?

Yeni yılla birlikte üstünde çalıştığım projeler için de yepyeni bir sayfa açıyorum diyebilirim. Yılın ilk aylarında çıkarmayı düşündüğüm bir proje var şuan için aklımda. Daha sonra ise yine işbirliği içinde ve hala üstünde çalışmakta olduğum yeni projeler var. Tarz olarak da kendi yelpazemi genişlettiğimi söyleyebilirim, tabi daha detaylı bilgiyi ilerleyen aylarda herkesle paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Aspova’yla işbirliği olarak ise şimdilik bir şey söyleyemiyorum. Onun da kendi programı ve planları çerçevesinde tekrar bir proje ortaya çıkabilir önümüzdeki zamanlarda.

 

ihsan.dindar@milliyet.com.tr

Magazin Haberleri Bülteni (12 Ağustos 2020)İşte magazin gündeminin öne çıkan başlıkları...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber