Geri Dön
Kültür SanatKüçük bedende kocaman yürek

Küçük bedende kocaman yürek

Cyrano de Bergerac’ın hazin ve efsanevi aşkı, Joe Wright’ın yönetimindeki müzikalle perdeye gelirken, Peter Dinklage de ‘küçük dev adam’ performansıyla kendine hayran bırakıyor.

Küçük bedende kocaman yürek

Müjde Işıl - Aşk, dış görünüşe kansa da gerçek sevginin ruh güzelliğine sığındığını ve bu uğurda yapılmış belki de en edebî fedakârlığı anlatır “Cyrano de Bergerac”. Hikâye malumumuz… Cyrano çirkin görünümü nedeniyle büyük aşkı Roxanne’a açılamaz bir türlü. Roxanne, yakışıklı Christian de Neuvillette’e âşık olduğunda, sırf genç kadın mutlu olsun diye, kelimelerle arası iyi olmayan Christian’ın ağzından aşk mektupları yazar ona. Ancak iki erkeğin savaşa gidişi bütün dengeleri değiştirir. Edmond Rostand’ın 1897’de yazdığı bu oyuna ismini veren kişi ise gerçek bir karakter. 17. yüzyılda yaşamış Savinien de Cyrano de Bergerac kılıç kullanmada, şiirde ve hicivde usta, bilim kurguya da meraklı bir Fransız. 36 yaşında vefatına kaza diyen de var, hicivleri yüzünden suikasta uğradığını iddia eden de…

Küçük dev duygular

Cyrano de Bergerac’ın sevda öyküsü pek çok kez sinemaya ve televizyona uyarlandı. José Ferrer’den Christopher Plummer ve Derek Jacobi’ye kadar usta isimler tarafından canlandırıldı ama en çok Gérard Depardieu ile özdeşleşti. Joe Wright imzalı “Cyrano” ise oyundan çok daha farklı bir rota izliyor yeni filmde. Öncelikle bu film, orijinal oyunu değil 2018’de sahnelenmeye başlanmış müzikali temel alıyor. Bu noktada, özel hayatlarında da beraber olan bir ekibin işine dönüşüyor. Çünkü filmin uyarlandığı o müzikalin yaratıcısı da “Cyrano”nun senaristi de Erica Schmidt, yani Peter Dinklage’in eşi. Ve müzikalde Peter Dinklage Cyrano’yu canlandırırken, Roxanne’a da Joe Wright’ın partneri Haley Bennett hayat vermiş. Filmde Bennett ve Dinklage aynı karakterleri canlandırıyor ve müzikalin tecrübesiyle şarkıları mükemmel seslendiriyorlar.

Joe Wright müzikal uyarlamasını yine müzikal olarak yorumluyor filme. Sadece şarkı dinlemiyoruz, aralarda dans performansları da izliyoruz. Wright 2012’de "Anna Karenina"yı nasıl yorumladıysa, özellikle dans sahnelerinde benzer yapıyı “Cyrano”da da kuruyor. Yine müzikalden dolayı başkahramanın “defo”su da farklılaşıyor. Biz Cyrano’yu hep kocaman burnuyla bildik. Filmde ise kısacık boyuyla karşımıza çıkıyor. Müzikalde olduğu gibi filmde de her şey Peter Dinklage’in varlığı üzerine kurulu. O kadar ki, mesela o dans sahneleri olmasa bunun bir Joe Wright filmi olduğundan şüphe duyulabilir. Yönetmen kendini daha geri planda tutup Peter Dinklage’in oynaması için tasarlamış gibi her şeyi. Dinklage de kendine açılan alanı her metrekaresine kadar dolduruyor. Fiziki dezavantajıyla Cyrano’ya çok daha içli, hüzünlü ama kalben devleşen bir yorum katıyor. Haley Bennett’in sesi muazzam. Dinklage’in gölgesinde kalmamayı başarıyor. Kelvin Harrison Jr.’ın canlandırdığı Christian karakterinin siyah bir kahramana dönüştürülmesi de dikkat çekiyor.

Joe Wright insan ruhunun düştüğü ikilemleri anlatmayı çok seviyor. Bu açıdan “Cyrano”nun ona çok uygun olduğu söylenebilir ilk bakışta. Ancak orijinalinin oyun olması ve filmin müzikalden uyarlanması, perdede izlediğimizin sinema anlayışından uzak, teatralliğe çok yakın olduğu hissini yaşatıyor. O kadar ki Dinklage’in yakın yüz planları olmasa ve karakterinin yüzünde büyüdüğünü görmesek, bu hikâyeyi sahnede izlemenin daha etkileyici olacağını rahatça söyleyebiliriz. Tür açısından, demodelikten ziyade teatrallik ağır basıyor filmde. Dolayısıyla Cyrano de Bergerac’ın tutkusuna hayran olanlar, teatralliği yabancılamayanlar, müzikal sevenler ve tabii ki Peter Dinklage’in karakteri yaşatmadaki gücünü bilenler için daha  cazip bir seyir zevki sunuyor “Cyrano”.

Her gecenin sabahı var

Begüm ve Tamer, orta üst sınıftan evli bir çift. Tamer bir gecelik ilişki yaşıyor ama Begüm bir şeyler olduğundan şüphelenip ona, kendisini aldattığını itiraf ettiriyor. Tamer, o kadını bir daha görmese ve yaptığından pişman olsa da bu hatası evliliklerinin üzerine kâbus gibi çöküyor. Begüm de Tamer’i affetmek için bir şart koşuyor. Kocasını bir geceliğine aldatacağını söylüyor.

Sinan Biçici’nin yazıp yönettiği, başrollerini Tuba Ünsal ile Cemal Hünal’ın paylaştığı “Sadece Bir Gece”, aldatmaya erkek ve kadın açısından bakışıyla sinopsis olarak kâğıt üzerinde makul görünen ama perdede kurgulanamamış, ham hâlini izliyormuş gibi hissettiren bir film. Arkadaş olan çiftlerin ilişkileri üzerinden “Romantik Komedi” serisine öykünüyor ama onun kadar hafif ve komik olamıyor. Gürgen Öz’ün olduğu bölümlerde bile o mizahı sağlayamıyor. Çünkü aldatmaya bakışı (erkek yaparsa kaçamak, kadın yaparsa namussuzluk) eleştiren hikâyesi buna müsait değil. Seyirciyi ağlatma çabası var ama bir “Issız Adam” da olamıyor. Çekim planlarından senaryosuna kadar her şey kafa karışıklığı, düzensizlik, gelişigüzellik üzerine kurulmuş gibi. Tuba Ünsal ve Cemal Hünal’ın hiç oynayamaması ve kimyalarının tutmaması, filmin sorunlu yapısını tamamlıyor. “Sadece Bir Gece” iki saati bulan bir sabır testine dönüşüyor.