Geri Dön
Kültür SanatMafya tipli kaba saba adamlardı

Mafya tipli kaba saba adamlardı

Mafya tipli kaba saba adamlardı

“Bodrum’da merkezdeydi. Ana yola yakın üst taraftaydı. Çok büyük bir bahçesi vardı Sadık amcamın. Bodrum’un en güzel mandalinalarını o yetiştirirdi. Sedat’ın da babasından farkı yoktur. Hatta Sedat daha çok mandalina tutkunudur. Zaten mandalinaları bu kadar tutkuyla seven bir insan bahçesini kolay kolay bırakmaz. O yüzden de bir suça karıştı ve adam tuttu diye düşünüyorum. Başka bir şey aklıma gelmiyor.”

“O amcanın sattığı bahçe hala duruyor mu?”

“Yok efendim, bahçe Sadık amcam öldükten bir yıl kadar sonra lüks bir siteye dönüştürüldü.”

“Mandalinalar ne oldu?”

“Yok oldu tabii…”

“Peki bu Ahmet’i nasıl bulabilirim?”

“Size telefonunu vereyim istersiniz.”

“Tamam çok iyi olur.”

“Komiserim bir şey ikram etmedik affedersiniz. Bir şey alır mıydınız?”

“Hayır, teşekkür ederiz, hemen gitmeliyiz. İşler yoğun. Aklınıza bir şey gelirse beni mutlaka arayın.” diyerek kartımı verdim. “Peki evin anahtarı var mı sizde?” diye sordum.

“Var, verebilirim. Yedek yaptırmıştım ne olur ne olmaz diye.”

***

“Bizde de olması iyi olur. Gidip bir bakalım. O zaman siz bir zahmet Ahmet’i arayın, Sedat’ın evine gelsin. Siz de gelirseniz iyi olur işiniz yoksa.”

“Tamam komiserim seve seve gelirim. Yeter ki bulalım şu Sedat’ı… İki yıldır hop oturup hop kalkıyoruz.”

Bahçeye girdikten birkaç dakika sonra Güreceli Ahmet geldi. Zayıf, esmer, çelimsiz bir adamdı. Ahmet’in anlattıkları Burak’ın anlattıklarıyla örtüşüyordu. Bilinmeyen numaradan arıyormuş birisi Ahmet’i. Parayı bahçede bıraktığı yeri söyleyip kapatıyormuş. Bazen Ahmet’in evinin bahçesinde bazı yerlere bırakıyormuş.

“Komiserim ben de şaşırıyorum ama her ay iyi para alıyorum, o nedenle fazla üstüne gitmedim açıkçası…”

“Peki Sedat nerede, ona ne olmuş olabilir? Hiç ortalıktan kaybolmaktan falan söz etti mi?”

“Hiç böyle bir şeyden söz etmedi. Ona ne olduğunu inanın bilmiyorum. Bence bana bu ödemeyi yapanlarla Sedat’ın bir ilişkisi var gibi geliyor ama bilemiyorum tabii. Bu gizemli kişinin kim olduğu ortaya çıkarsa, Sedat da ortaya çıkar gibi geliyor. Çok düşündüm bunu…”

“Bunu tek başına mı düşündün? Bu ödeme işinden polislere hiç söz ettin mi?”

Ahmet suçlu gibi başını önüne eğdi. “Valla ne yalan söyleyeyim kimseye söz etmedim. Ben aldığım paraya bakıyorum.”

Burak’a döndüm. “Burak sen niye söz etmedin peki?”

“Sedat’ın işidir diye düşündüm, eğer suçlu falansa polisi karıştırmayalım dedim, o nedenle söz etmedim.”

“Anladım. Ahmet bir daha seni aradığında bizi haberdar et.”

“Ama komiserim parayı önce koyuyorlar, sonra telefonla bildiriyor her kimse. Bazen de not bırakıyorlardı parayı şuraya koyduk gibilerinden…”

“O not kağıtları duruyor mu?”

“Yok efendim, o not kağıtlarının hepsini attım.”

Kullan at telefon kullanıyordu muhtemelen demek ki bu gizemli kişi…

“Ne zaman ödüyorlar? Ayın kaçında?”

“Değişiyor efendim, belli olmuyor. Bazen benim eve de bırakıyorlar. Bahçeye, kapıdaki posta kutusuna, bir taşın altına…”

“Allah allah!”

Bu tepkime gülümseyerek karşılık verdi Ahmet. “Valla komiserim ne iş anlayamadım.”

İkisine de bakarak sordum. “Sedat kimlerle görüşüyordu, bilginiz var mı?”

“Kimseye görüşmüyordu. Benimle ve Ahmet’le daha çok. Öyle sürekli samimi olduğu biri yoktu.”

***

Evin içine girmiştik. Gerçekten de ev oldukça düzenli, tertemiz, bakımlıydı. Evde çok fazla bir özellik yoktu. Herkesin evinde olan tipik eşyalar yer alıyordu. Küçük kütüphanedeki kitaplar, genellikle ziraat, tarım üzerineydi. Mandalina yetiştiriciliği, toprak bakımı türünden kitaplar ve bir de bir yabancı polisiye roman ile kalın Türkçe sözlük yer alıyordu. Salondaki duvarda çerçeveli bir kadın fotoğrafı vardı. Burak fotoğrafın Sedat’ın annesi Ayşe Girit’e ait olduğunu söyledi. Güzel bir kadındı. Fotoğraf bana birisini anımsatmıştı.

Bu arada Ahmet, “Komiserim önceleri buraya yeni geldiğimde birileri sürekli Sedat’ı soruyordu. Hata bazen evin kapısını açık, içerisini dağınık bulduğum oluyordu. Hatta bir keresinde benim evime de birileri girmiş, ortalığı dağıtmışlardı. Ama sonraları kesildi. Sanıyorum o kişiler Sedat’ı arıyorlardı.” dedi.

“Bunu da mı polise bildirmedin?”

Ahmet başını eğince anladım ki, işi bozulmasın diye onu da bildirmemişti. “Bak Ahmet kardeşim, bu yaptığın doğru değil, bu adamlar tekin adamlar değil. Para alacaksın diye böyle şeylere göz yummaya kalkarsan, yarın öbür gün başına büyük dertler açarsın. Şimdilik bir şey demiyorum ama eğer bir daha böyle bir şey olur da bildirmezsen, o zaman pabuçları değişiriz haberin olsun.”

“Tamam komiserim özür dilerim, bir daha olmaz, söz veriyorum.”

“Nasıl birileriydi o soranlar?”

“Valla komiserim sizin de dediğiniz gibi tekin kişiler değillerdi. Biraz mafya tipli, kaba saba adamlardı.”

“Bir daha görsen tanır mısın?”

“Bilemiyorum. Hepsinin yüzünde gözlük ve şapka vardı. Yani bir daha görsem tanımam zor olabilir, ne yalan söyleyeyim.”

Hem Ahmet’e hem de Burak’a yardımları için teşekkür ederek ayrıldık. Burak’tan yedek anahtarı almayı unutmamıştım. Belki lazım olabilirdi. Ahmet’e de sıkı tembihte bulundum. Eğer parayı ödeyeni öğrenirse ve bir daha Sedat’ı soran olursa daha dikkatli olacak ve bize hemen haber verecekti. Burak da bir şey öğrendiği, hatırladığı takdirde bizi arayacağına söz vermişti.

“Kuzeni olarak Sedat’ın bulunmasını herkesten çok istiyorum.” derken gözlerinden bir iki damla yaşın akmasına engel olamamıştı.

ARKASI YARIN...

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler