Geri Dön
Kültür SanatMandalinalar bizim yaşama nedenimizdi

Mandalinalar bizim yaşama nedenimizdi

Onlar narindir. Yetişmesi için yerini sevmelidir. Öyle her yerde, her toprakta, her iklimde yetişmez. Sıcağı sever, güneyde daha mutlu olur, rüzgardan pek haz etmez, neme bayılır. Yaz aylarında bol bol su içmeyi de çok sever.

Mandalinalar bizim yaşama nedenimizdi

 

Mandalinalar çocukluğumdur. Çocukluk anılarımın her zerresinde onlar vardır. Onlarla büyüdüm, ince, kırılgan dallarına tırmanıp oyunlar oynadım. Onların kokularını, havadan daha çok içime çektim. Yeşilden turuncuya dönüşmelerinin her anını gözlemledim. Hastalıklarını iyileştirdim. Ona zarar verenleri yok ettim. Bir annenin çocuğuna titrediği gibi üzerlerine titredim. Onlarla oturdum, onlarla kalktım, onlarla yattım. Nefes alışlarını bile duyarak yaşadım.

Ortamda bir mandalina varsa burnum hemen kokusunu alır. Cinslerini de ezbere bilirim. Ama hiçbiri Bodrum mandalinasına benzemez. Onun yerini tutmaz. Tadı, kokusu nefistir. Çekirdekli olması nedeniyle birçok kimse tercih etmez ama ben çekirdekleriyle birlikte yediğim için fark etmem bile... Çekirdekleriyle yenmesinin zararlı olduğu söylenir ama ben hiç şikayetçi olmadım bugüne kadar. Hatta kabuklarıyla birlikte yediğim de olmuştur.

***

Babam da annem de bir mandalina uzmanıydı. Babam yetiştiricilik, annem ise onların işlenişi konusunda ustaydı. Babam onlara evladı gibi bakıp onları en iyi şekilde yetiştirirdi. Bu yüzden bütün alıcılar babamın kapısını çalardı. Çünkü en canlı, en iri, en sulu, en tatlı, en güzel, en parlak renkli mandalinalar bizim bahçede yetişirdi. Babam onlara çok iyi bakardı. O da iyi mandalina yetiştirmeyi babasından öğrenmişti. Özetle bizim aile çok uzun zamandır mandalina yetiştiriciliği yapan bir aileydi. Mandalinalar bizim yaşama nedenimiz, geçim kaynağımızdı. Mandalinalar arasında  rüya gibi bir yaşamımız vardı.

Bizim sadece kışlarımız değil, yazlarımız da mandalina kokardı. Mandalinaların kokusunu özlediğimiz zaman dolapta sakladığımız mandalinaların kabuklarını soyar, güneşli bir yere koyar, sonra sıcağın da etkisiyle odaya yayılan kokusunu içimize çeker özlem giderirdik. Özlemimiz zaten fazla uzun sürmezdi. Onlar bizi kokularından mahrum bırakmaz, göz açıp kapayıncaya kadar bir bakmışız hemen ağaçta beliriverirlerdi.

***

En çok da annemin İtalyan bir aileden öğrendiği “Panna Cotta” tatlısını severdim. Yemesi çok keyifli ve sonradan çok meşhur olan bir İtalyan tatlısıydı. Taze mevsim meyveleriyle hazırlandığında tadına doyum olmayan Panna Cotta’yı annem tam mevsimiyken mandalinayla yapardı. Öyle nefis, öyle de güzel olurdu ki annemden bıktırana kadar bu tatlıyı yapmasını isterdim. Canım annem de beni hiç kırmaz hemen kolları sıvardı. Sonraları bu tatlıyı ben de yapmaya çalıştım. Annem kadar olmasa da fena yapmıyordum.

Şekersiz çiğ krema, süt, vanilya çubuğu, toz şeker, yaprak jelatin, nişasta, taze sıkılmış mandalina suyu, su, birkaç mandalinadan oluşurdu malzemeleri... Kup bardaklara koyup buzdolabında soğuttuktan sonra üzerine mandalina peltesi konulurdu. Sonra mandalina dilimleri. Beyaz sarı renkten oluşan bardağın üzerini taze nane yaprağıyla süslerdi annem. Sonra soğuması için tekrar buzdolabına. Yemeğe doyamazdım. Babam da benim gibi çok severdi. Bazen benden anneme tatlı yapmasını söylememi isterdi. Nedense kendisi söylemezdi. Cesaret edemezdi. Utanır mıydı, annemin reddeceğini mi düşünürdü, bilemiyorum. Sebebini hiçbir zaman öğrenemedim. Ama sormadım da...  Ama annemin beni kırmayacağını bilirdi. Ben anneme söylerken de yan gözle ve merakla bize bakardı. Annem “tamam” deyip kabul ettiği zaman ise babamın yüzünün mutluluktan aldığı şekli görür, ben de çok mutlu olurdum. Çocuk gibi sevinirdi. Hissederdim. Annem bazen bana söylettiğini anlar gibi olur, omzunun üzerinden babama manidar bakardı. Babam ise sanki hiçbir şey olmamış gibi gazetesinde çözmeyi çok sevdiği bulmacalarına gömülmüş gibi yapar, görmezden duymazdan gelirdi. Annem tatlıyı yaptıktan sonra babama hınzırca “Sen yemezsin di mi Sadık? Zaten çocuğa kadar yaptım.” deyip dalgasını geçer, babamın suratının düştüğünü görünce de kahkahalarla ve eliyle arkasında tutttuğu kupu babama uzatırdı.

Ne mutlu anlardı Allah’ım! Hiç bir zaman unutamam o güzel günleri...

Tabii annem sadece Panna Cotta adlı İtalyan tatlısını değil, mandalinanın reçelini, marmeladını, kekini, pastasını, akla gelebilecek her türlü tatlısını çok mükemmel yapardı.

Nereye baksak mandalinaları görür; onlarla yaşar, onlarla kalkardık. Mandalinalar bizdik. Onlar bizdiler. Bir yerimizi kesseler kan yerine turuncu mandalina suyu akardı. Midemizi açsalar top top mandalinalar çıkardı.

Ama bu tatlı rüya, bütün tatlı rüyalar gibi bir gün sona erdi. Ve biz bir sabah bu tatlı rüyadan uyandık...

ARKASI YARIN...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler