Geri Dön

Moda insanın kendine yakışanı giymesi mi?

Uzun yıllar ünlü moda dergilerinde editörlük ve yazarlık yapan Seda Yılmaz, kitabı “Giysiler Ne Anlatır”da bu dünyaya sektörün istemediği taraftan bakıyor ve modanın kadınlık, güzellik ve bedenle ilişkisini irdeliyor...

Moda insanın kendine  yakışanı giymesi mi?

Moda editörü ve yazarı Seda Yılmaz’dan moda dünyasının kadınlık, güzellik ve bedenle ilişkisine dair kültürel ve kişisel bir dönüşüm hikâyesini anlattığı kitabı “Giysiler Ne Anlatır”, Mundi Kitap tarafından okura sunuluyor.

Moda dünyasının perde arkasını kendi kişisel hikâyesiyle bağdaştırarak anlatmayı tercih eden Yılmaz, uzun yıllar moda dergilerinde çalışmış bir isim. Zamanla feminizm üzerine araştırmalar yapmaya başlayan ve kendi giydiği kıyafetlerden yola çıkarak giysilerin hem tarihsel hem kültürel hem de toplumsal anlamlarını irdeleyen Yılmaz, kitabını ayırdığı başlıklarda da bir taraftan kendisini diğer taraftan da moda dünyasının durumunu tiye alıyor: “Doğuştan Dergi Kızı”, “Tak Sepeti Koluna”, “Ayna Ayna Söyle Bana”, “Kutsal Topuklar”, “Bir Başkaldırı Simgesi Olarak Mini Etek”, “Ekmek Bulamıyorlarsa Chanel Yesinler”, “Defilelerde Sandalye Kapmaca”.

Kitabın önsözünü ise dünyaca ünlü Moda Tasarımcısı Bora Aksu yazdı. Aksu, “Seda Yılmaz, sutyenden çantaya modanın sembollerinden yola çıkarak, Chanel’in Versailles’daki defilesinden moda editörlerinin havalı, ama parasız yaşamına uzanan bir perspektifle moda dünyasını anlatırken giysilerin işlev ve görüntünün çok ötesinde anlamlar taşıdığını da ortaya koyuyor” diyor.

Kitabı, sadece bir moda kitabı olarak değelendirmenin yanlış olacağını vurgulayan ülnü tasarımcı, şu ifadeleri kullanıyor: “Seda Yılmaz, tecrübeleriyle koşut olarak yakın moda tarihini aktarırken ayn zamanda da birçok konuyu irdeliyor. Geçtiğimiz yüzyıllara ait korse, mini etek, smokin ceket gibi anahtar objeler, 80’lerdeki marka ve logo diktatörlüğü, 90’lardaki süpermodellerin imaj yüklemesi, blogger’larla editörlerin tartışması, feminizmin geçirdiği evreler ve modaya yavaş yavaş hükmetmesi, Batı’nın güzellik kavramındaki değişimlerin Türkiye’ye ayarlanmış merceklerle incelenmesi, modayla ilgili değerlerin nasıl dönüştüğü, kısıtlı basılı materyallerin dolaştığı zamanlardan, Instagram’ın egemen olduğu günümüz dünyasına geçiş gibi birçok meseleyi aktarırken izlediği kişisel yol, onun herkesten ayrılmasına sebep oluyor. Yazarın en önemli özelliği, neyi anlattığından çok, nasıl anlattığıyla ilgili.”

Kadın emeğine dayanan sektör

Seda Yılmaz, “Giydiklerimi Kim Üretiyor” başlığını taşıyan bölümde, bir dönem alışverişten uzak durmaya çalıştığını ve o süreci şöyle anlatıyor: “İhtiyaçlarım haricinde alışverişten uzak durma kararı almamda, Bangladeşli bir tekstil işçisinin de payı vardı. Giysilerin hızlı üretimiyle tüketiminin insana, doğaya ve dünyaya verdiği zararı gösteren “The True Cost” [Gerçek Bedel] adlı belgeselde karşıma çıkan 23 yaşındaki bir kadından, dünyanın Çin’den sonraki en büyük hazır giyim tedarikçisi olan ve her yıl markalara 30 milyar dolarlık kıyafet üreten Bangladeş’teki çalışma koşullarını dinlemiştim. Çoğunlukla kadın emeğine dayanan bu sektörde (çalışanların yüzde 85’i kadın), koşulların zorluğu çekilir gibi değildi. Patronların kadın çalışanlara uyguladığı sözlü ve fiziksel tacizden, çalışma şartlarının düzeltilmesi adına yapılan her türlü sendikalaşmanın engellenmesine kadar pek çok can yakan konuya değinmişti. Özellikle şu söyledikleri kazındı aklıma: ‘Giysileri üretmenin bizim için ne kadar zor olduğu konusunda insanların en ufak bir fikri yok. Giydikleriniz, burada yalnızca ucuza üretilmiyor, aynı zamanda bizlerin kanıyla üretiliyor. Kimsenin, kanımızın değdiği kıyafetleri giymesini istemiyorum.’ Kısa bir sessizlik olmuş, kadının boğazı düğümlenmiş, gözlerinden sicim gibi yaş inmişti.”

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber