Geri Dön
Kültür SanatOrtada bir seri katil vardı müteahhitleri öldürüyordu

Ortada bir seri katil vardı müteahhitleri öldürüyordu

Sitede iki villa boştu. Demek ki o birisi Avni Fişekçi’ye aitti. Zühre ile Cengiz diğer beş villada oturanlarla görüşmüştü. Kimse olayı görmemişti. Ve bizim işimize yarayabilecek bir bilgi kırıntısı verememişlerdi. Sitede şüpheli olabilecek üç kişi vardı. Ama bunlar düşük ihtimallerdi. Tahsin Paşa, bahçıvan Mustafa ve maktulün arkadaşı Avni Fişekçi.

Ortada bir seri katil vardı müteahhitleri öldürüyordu

 

Zühre’yi yanıma çağırıp, müteahhitin son telefon konuşmalarını kimlerle yaptığının bir listesini, bilgisayarındaki kayıtları, sosyal medyada tepki gösteren çevrecilerin kimler olduğunun - kişi ya da sivil toplum örgütü, dernek vs.  - araştırılmasını, ayrıca ailesiyle görüşülmesini istedim. Bu araştırmaya, sen ve Cengiz’in dışında, acil işleri yoksa Ali ile Güzide’yi de kat. Yakın arkadaşlarının da bir listesini yapıp nerede olduklarını öğrenin.”

“Tamam komiserim anlaşıldı.”

Zühre bana bakıyordu dik dik, “Sen ne yapacaksın?” gibilerinden. Davetkar bakışlarından eser kalmamıştı. “Ben de şirkettekilerle görüşeceğim.”

Aslında onlar söylemeden ne yapacaklarını biliyorlardı ama yine de mesleki bir refleksti. “Ha bir de çevreyi kolaçan edip diğer evlerle görüşün, kamera var mı yok mu, onları da kontrol etmeyi unutmayın. Çok önemli. Şu kapıcı ortalıkta yok. Onu da bulun konuşalım mutlaka, tamam mı Zühre?”

***

“Tamamdır komiserim.”

Güvenlik yok, evlerin birisinde bir kamera var ama o da bizim işimize yaramazdı. Kısaca elimizde şu ana kadar ciddi sayılabilecek bir şüpheli de yoktu.

“Zühre lütfen şunu da not et, önemli. Bu arsanın ve müteahhitin yaptığı sitelerin ve o bahçelerin sahiplerini de bulmaya çalışın.”

“Hepsi önemli!” diye mırıldandı. Biraz sitem gibiydi bu mırıldanma. Pek hoşlanmamıştım ama şimdi duymazdan gelmek en iyisiydi. Gereksiz bir tartışma ya da ekipteki bir elemanı azarlamak pek istediğim bir şey değildi. Bu sitemkar davranışa sonra yanıt verebilirdim nasıl olsa. Kimsenin gözünün yaşına bakacak durumum yoktu. Cinayet ciddi bir işti sonuçta.

Güneş ısıtmaya başlamıştı. Denizde sörfçüleri göremiyordum. Onların yerine iki yelkenli Çatal Adası’na doğru yol alıyordu. Olay Yeri İnceleme çevrede de araştırma yapmıştı. Civardaki çöp kutularına bile bakılmış, katilin bırakabileceği en ufak bir iz, köşe bucak aranmıştı. Nazır Başçavuş gerçekten işini iyi yapan titiz biriydi. Hakkında da söylenenler doğru çıkmıştı.

Bunları düşünürken telefonum acı acı çalmaya başladı. Arayan amirim Sezai Eren’di. Heyecanlı heyecanlı bir başka cinayet haberini veriyordu. “Tamam amirim anladım,” deyip bir süre konuştuktan sonra kapattım. Bu arada Zühre yanıma geldi. “Komiserim site sakinlerinin detaylı ifadelerine başvuralım mı, ne dersiniz?” diye sordu. Bence bu ifadelere gerek kalmamıştı. Boşuna zaman kaybetmenin anlamı yoktu. Ortada bir seri katil vardı, müteahhitleri öldürüyordu.

“Gerek yok!”

Zühre şaşırmıştı. Dikkatle bana bakıyordu. “Öyle mi neden?” diye sordu.

“Arkadaşları toparla, başka bir cinayet mahalline gidiyoruz.”

Zühre’nin zeytuni gözleri karardı birden. Bu kadının şaşkınlığı hemen yüzünden okunuyordu. İyi bir oyuncu olabilirdi. Yüz mimikleri muhteşemdi. “Bir cinayet daha işlenmiş.”

“Kim, nerede?”

“Ortakent’te, bir başka müteahhit daha öldürülmüş.”

“Nasıl?”

“Havuzunda ölü bulunmuş, fazla bilgim yok. Siz toparlanın hemen!”

“Tamam komiserim.”

Yola çıkarken mandalinaların kokusunu aldım birden. Yoksa bana mı öyle geldi bilmiyordum. Bodrum mandalinasının kokusu nefisti. Bazen kabuklarını soyar odamın içine koyar, kahve kokusuyla birlikte içime çekerdim. Bayılırdım bu koku kokteyline...

***

Ortakent’teki cinayet müstakil bir villada gerçekleşmişti. 65 yaşındaki müteahhit Şevki Kartal tek başına oturduğu bu yerde kendisine oldukça zevkli bir ortam yaratmayı başarmıştı. Cenneti yeryüzünde yaratan insanlardan biri olduğunu söylemek abartı olmazdı. Hemen her türlü çiçeğin var olduğu bahçeden yayılan kesif kokular, insanı sarhoş ediyordu. Bu kadar çok çiçeğin ve ağacın etrafa yaydığı kokular, muhteşem bir karışım oluşturarak bambaşka bir aromaya dönüşmüştü. Doğal parfüm dedikleri bu olsa gerekti.

Denize yakın Müskebi Caddesi üzerindeki villa modern bir mimari tarza sahipti. Televizyonda Amerikan belgesellerinde izlediğimiz o muhteşem villalara taş çıkartacak güzellikteydi. Mandalina, portakal ve limon ağaçlarından oluşan bir bahçenin ortasında iki katlı geniş bir villa ve önünde muhteşem oval şekilli bir yüzme havuzu yer alıyordu. Evin arka tarafında bir de toprak tenis sahası bulunuyordu. Müteahhitin cesedi suda yüzerken, insanın böyle bir atmosferde yaşıyorsa hiç ölmemesi gerektiğini düşündüm bir an.  Evin içi de oldukça zevkli döşenmişti. Salonda büyük bir mermer şömine, ceviz ahşap panellerle kaplı duvarlar, seramik ve ahşap kaplı yer döşemeleri, halı ve kilim uyumu, gözü yormayan aydınlatma sistemi, modern ve klasik tarzların kombine edildiği bir iç dekorasyona sahip villa, tek kelimeyle mükemmeldi.

Müteahhit Şevki Kartal, havuzun içinde ilk edinilen izlenimlere göre tel ya da iple boğularak öldürülmüştü. Bir yetmiş boylarında dazlak kafalı, Orhan Aksoy gibi fit görünümlü biriydi. Ağzının içinden tıpkı Orhan’da olduğu gibi yeşil bir mandalina çıkmıştı ve içindeki notta da yine, “Mandalinaları unutmadım” yazıyordu. Önceki cinayette olduğu gibi kağıdın üzerindeki not, muhtemelen aynı bilgisayarda yazılmıştı.

Böylece iki cinayetin birbiriyle bağlantılı olduğu artık su götürmezdi.

ARKASI YARIN...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler