Geri Dön
Kültür SanatSesiz sedasız işini bitirmiş ve sıvışmıştı yine

Sesiz sedasız işini bitirmiş ve sıvışmıştı yine

Diğer ikisini ise Kasım getirmişti. Ön kapıdakilerin isimleri Halil Yakup, diğerinin ise Cemal Oymak’tı. İkisi de kırklı yaşlarda sağlam yapılı adamlara benziyorlardı. Yeni gelen korumaların isimleri ise İsmail Gülcüoğlu ile Taşkın Akyüz’dü. Bunlar ise kadrolu adamlara karşı daha genç, otuzlu  yaşlardaydılar.

Sesiz sedasız işini bitirmiş ve sıvışmıştı yine

Ne bir ses, ne de bir gürültü duymuşlar. Yeminler ederek hiç uyumadıklarını da söylüyorlardı. Uyusaymışlar Kasım ağalarının onları eşek sudan gelinceye kadar dövdükten sonra peş para vermeden göndereceğini, bu nedenle sabaha kadar gözlerini bile kırpmadıklarını heyecanla anlatıyorlardı. Sabah saat beş gibi hizmetçi her sabah yaptığı gibi Ömer Bey’in bir ihtiyacı var mı diye bakmaya kalkmış. Ancak Ömer Bey’in yatak odasına girdiğinde korkunç manzarayla karşılaşmış. Hizmetçi Ömer Bey yattıktan hemen sonra ilk kontrolünü, sabaha karşı saat beş gibi de ikinci kontrolünü mutlaka yaparmış. Çünkü Ömer Bey, öyle talimat vermiş. Haftada bir kez izinli olduğu günlerde ise bu görevi yakın adamı Kasım yaparmış.

***

Servis kapısı hiç zorlanmamış, ama çevik birisi duvarlardan atlayarak kimseye görünmeden bahçeye girebilirmiş. Her ne kadar duvar ve tellerle çevrili de olsa bunu göze alan biri için bahçenin dört bir tarafındaki herhangi bir yerden bahçeye girmenin mümkün olduğunu söylüyorlardı. Gerçekten de bahçe büyük bir bahçeydi. Her yerini dört beş adamla kontrol etmek pek mümkün görünmüyordu. Korumalar haklıydı.

Korumalar, ağalarını ve beylerini koruyamadıkları için sürekli başları önde mahcup ve üzgün bir şekilde konuşup, anlatmışlardı tüm bunları. Söyledikleri doğruydu. Bir suçları, bir ihmalleri olduğunu sanmıyordum. Sonuçta hiçbiri uzman korumalar değillerdi. Ellerinde silah onlar görevlerini yapmışlardı ama karşılarında profesyonel biri vardı.

Özetle korkusuz ve soğukkanlı hayalet, arkasında ne bir iz, ne bir tanık, ne de herhangi bir görüntü bırakmadan sessiz sedasız işini bitirmiş ve sıvışmıştı yine her zamanki gibi…

Saat öğlene doğru gelirken Olay Yeri İnceleme Ekipleri, cesetlerin bulunduğu yatak odasından sonra salon ve çalışma odasında da işlerini bitirmişlerdi. Bizimkiler hizmetlilerle görüşürken içeri girdim. Salona göz gezdirdim. Oldukça pahalı eşyalarla döşenmiş ve beyaz mermerden büyük şöminesi olan bir salondu. Şöminenin sık kullanıldığı içindeki görüntüden belli oluyordu. Şöminenin karşısında karşılıklı iki adet tek kişilik oldukça rahat birer koltuk yer alıyordu. Şöminenin önünde de olmazsa olmazlardan kar beyazı irice bir pösteki seriliydi. Anlaşılan Ömer Bey, şömine ritüelini önemseyen biriydi. Şöminenin üzerinde geçen sefer gelişimde gördüğüm Ömer Bey, karısı Nevin ve yaklaşık on iki yaşlarındaki kızı Aylin ile  birlikte çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Ayrıca Ömer Bey’in biri gençlik olmak üzere iki fotoğrafıyla, kızının yetişkin bir fotoğrafı bulunuyordu. Kızı bu fotoğrafta yirmili yaşlarda görünüyordu. Sarışın, yeşil gözlü güzel bir kızdı. Gözlüklerini burnuna indirmiş, objektife gülümsemişti. Gözlüklerinin üzerinden bakan sevimli bir fotoğraftı. Ömer Bey’in ileri yaşlardaki bir fotoğrafı ise muhtemelen bir domuz avında çekilmişti. Ayağının dibinde iri bir domuz yatıyordu. Yanında da av tüfeğiyle Ömer Bey gururla objektife poz vermişti.

Çalışma odasına da bir göz atmak istemiştim. Çalışma odası da oldukça büyük bir odaydı. Kütüphanesinde seyahat kitapları, Bodrum hakkında kitaplar, birkaç hukuk kitabı, inşaat teknikleri ile ilgili bir iki kitap daha vardı. Kitap açısından yoksul bir kütüphaneydi. Rafları, daha çok bol bol plaket ve seyahatlerden topladığı belli olan biblolar süslüyordu. Kütüphanenin orta bölümünde ise bir televizyon bulunuyordu. Büyük iyi kalite cevizden yapılma ahşap çalışma masasının üzerinde de, kapalı bir dizüstü bilgisayar vardı. Bu bilgisayar da incelenecekti hiç kuşkusuz. Yerde ise ipek bir halı göze çarpıyordu. Duvarda yağlı boya birkaç tablo ile kendisinin müteahhitliğini yaptığını tahmin ettiğim bazı site ve otellerin havadan denizle bütünleşmiş harika görünümlü fotoğrafları vardı. Bir duvarda ise oldukça büyük ebatlarda yağlı boya kendi portresi asılıydı. Salon kadar zevkli döşenmiş bir çalışma odası değildi.

***

Ömer Bey, Kasım’ın önceden verdiği bilgilere göre liseden sonra inşaat mühendisliği okumuştu ama iki yıl sonra bırakmıştı. O da aynı babam gibi Bodrum’a babasının yanına dönüp tarım işleriyle uğraşmıştı. Zaten çiftçilik, tarımcılık yapan bir aileymiş. Babasını kaybedince işler bozulmuş ve arazilerin çoğunu elden çıkarmak zorunda kalmışlar. Babası ölünce büyük miktarda kumar borcu bırakmış geride. Kumar tutkunu bir adammış ve her seferinde büyük oynuyormuş. Bütün mal varlığının yarısından çoğunu kumarda kaybettiği söyleniyormuş. Gerçi Ömer Bey bu konulara hiç girmezmiş, girildiği zamanda hemen konuyu değiştirirmiş. Çünkü babasının kumar hastası biri olduğunun bilinmesini istemiyormuş ve bundan büyük utanç duyuyormuş.

Ömer Bey babasını kaybedip, araziler ve çiftlikler de elden gidince, önce mandalinacılığa soyunmuş ve bahçeler almış. Ama sonra bahçeleri de elden çıkararak müteahhitlik işine girmiş. Bu işte şansı dönüp başarılı olmuş ve bölgede birçok site ve otelin müteahhitliğini yapmış. Çok para kazanıp zengin olmuş. Ama birkaç yıl önce işi bırakıp tasfiye etmiş. Tamamen elini ayağını çekmiş ve müteahhitlikle hiç ilgisi kalmamış. Şimdi parasını yiyormuş. Dünyayı gezmeye karar vermiş ve ilk büyük dünya seyahatini de üç hafta kadar önce 25 Ekim’de başlatmış. Tabii bütün bu zenginliği elde ederken kimlerin canını almış, kimlerin ocağını söndürmüştü; artık orasını Allah bilirdi ama bizlerin de bunu bilmeye elbette ki hakkımız vardı.

ARKASI YARIN...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler