Geri Dön
Kültür SanatÜlkedeki şiddet atmosferi köklü liselere de yansımıştı

Ülkedeki şiddet atmosferi köklü liselere de yansımıştı

Tuna Kiremitçi, ilk polisiye romanı “Mezun Cinayetleri”nde ülkenin köklü okullarından birinin mezunlarının kurban gittiği cinayetleri anlatıyor. Kiremitçi “Ben lisedeyken 12 Eylül’ün hemen sonrasıydı. Çocuklara dışarıdan lümpenlik ve faşizm aşılanıyordu sanki. Bunun günümüzde geçen bir polisiye için iyi bir sosyal arka plan olabileceğini düşündüm” diyor

Ülkedeki şiddet atmosferi köklü liselere de yansımıştı

Gizem Çetimen - Yazar ve müzisyen Tuna Kiremitçi’nin ilk polisiye romanı “Mezun Cinayetleri”, Doğan Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Kitap, İstanbul’un köklü liselerinden birinin aşure gününde başlıyor. Ve mezunlardan birinin lise binasının çatısından düşerek şüpheli bir şekilde ölmesiyle açılan gizem perdesini ve diğer mezunların da öldürülmesiyle devam eden cinayetleri konu alıyor. Kitabın arka fonunda 12 Eylül sonrası yeniden şekillenen Türkiye var. O yılların etkisiyle lise koridorlarında yaşanan hem fiziksel hem de psikolojik şiddetin yarattığı hesaplaşmalar, Kiremitçi’nin kitabının heyecanlı polisiye örgüsünün yanına sosyolojik saptamalar ekliyor. Kitabın önemli diğer bir özelliği de yazarın kadınları ön planda çıkarması ve başrolleri onlara vermesi. Çünkü bu ‘mezun cinayetleri’ni işleyen ve ardından hiçbir iz bırakmayan katilin peşine başkomiser Perihan Uygur ve teşkilâtta ‘Bacılar Bölüğü’ diye adlandırılan ekibi düşüyor. Tuna Kiremitçi’yle kitabını ve polisiye edebiyatı konuştuk.

“Mezun Cinayetleri”, ilk polisiye romanınız. Polisiye türünde bir roman yazma fikri uzun zamandır aklınızda olan bir şey miydi?

Polisiye yazmak aslında emeklilik projemdi. Bir gün müzik yapmaz olursam sakin bir köye yerleşip yazmayı hayal ediyordum. Ama pandemi geldi ve bütün hayat planlarımızı alt üst etti, malum. Her müzisyen gibi ben de kendimi boşlukta buldum. O zaman aklımda bir polisiye roman konusu olduğunu bilen bazı yazar arkadaşlarım “Hadi artık, otur şunu yaz!” dediler. Ben de arkadaş sözü dinledim.

Bu türde bir roman yazmak sizin için nasıl bir deneyimdi?

Zekâya aşığım. O yüzden polisiyeyi gençliğimden beri severim. Konu ve karakterler de kafamda epeydir gezindikleri için yazması zevkli oldu. Tabii araştırmalar yapmam da gerekti. Özellikle kriminoloji, adli tıp, soruşturma yöntemleri, balistik gibi konularda. Bir de yerli emniyet teşkilâtının işleyişini öğrenmek için birkaç polis tanıdığa danıştım.

Başkomiser Perihan Uygur’u yaratırken kimden ilham aldınız?

Başkomiser Perihan’ı yaratırken yıllar önce okuduğum bir gazete haberinden esinlendim. Haberde İzmir’de ekibiyle beraber 50’den fazla cinayet vakasını çözen bir kadın başkomiserden bahsediliyordu. Fotoğraftaki kadınınsa alıştığımız dedektif tipiyle pek ilgisi yoktu. Orta yaşlı, kendi halinde ve sempatik bir öğretmeni andırıyordu. Perihan’ın fiziği ona benziyor.

Ayrıca eril bir teşkilatta başkomiserlik yapan ‘mücadeleci’ bir kadın Perihan...

Perihan; tecrübeli, teşkilâtta hürmet gören ve inatçı biri. Buna rağmen arada erkek polisler tarafından hafife alınsa da kitabında pes etmek yok. Asperger Sendromu teşhisi konmuş kızına ve bir otelde resepsiyon memuru olarak çalışan kocasına da derinden bağlı. Taze fasulye yemekten, Yeni Türkü şarkılarından ve ara sıra poligona gidip beylik tabancasıyla talim yapmaktan hoşlanıyor.

“Çok azına şahit oldum”

Kitabınızda aynı zamanda lise yıllarında yaşanan akran zorbalıklarına da değiniyorsunuz. Bu konuya dikkat çekmenizin sebebi nedir?

Ben lisedeyken 12 Eylül’ün hemen sonrasıydı. Ülkedeki kötülük ve şiddet dolu atmosfer köklü liselere de yansımıştı. Çocuklara dışarıdan lümpenlik ve faşizm aşılanıyordu sanki. Bunun günümüzde geçen bir polisiye için iyi bir sosyal arka plan olabileceğini düşündüm.

Romanınızdaki olaylarda hayatınızdan izler var mı?

Romandaki tamamen hayali bir lise. Orada benim neslimin tümünün yaşadıklarının izleri var. Ben şanslıydım, çok azına şahit oldum.

Sizce polisiye bir romanda bir cinayeti mi yaratmak zor yoksa bir katili mi?

Alfred Hitchcock “Bir senaryo ancak kötü adamı kadar iyidir” demiş. Aynı şey suç edebiyatı için de geçerli bence. Katilin dünyası ve cinayet motifi iyi analiz edilirse bu bütün yapıya derinlik katıyor.

Başkomiser Perihan Uygur’un maceralarını okumaya devam edecek miyiz?

Ben onu çok sevdim, başka maceralarını da yazmak isterim. Zaten emekli olacak birine de benzemiyor, kendisi bazen aksini söylese de... 

Kadınlar erkeklerden daha iyi dedektif olur

Dünyada ve Türkiye’deki polisiye edebiyatta genellikle dedektiflerin erkek olduğunu görüyoruz. Ancak son zamanlarda kadın dedektiflerin de cinayet çözmeye başladığını görüyoruz. Sizce bu konuda neden geç kalındı?Polisiye edebiyata saygı duymaya geç başladığımız için belki de. Ahmet Ümit’ten önce polisiye bizde genellikle hafife alınan bir türdü. Haliyle, gelişimi yavaş oldu. O yüzden kadın polislere sıra ancak gelmiş olabilir. Oysa kadınlar dedektiflik yeteneklerine erkeklerden daha çok sahip.

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler