Geri Dön
Kültür SanatÜtopyadan yıkıma bir direniş hikâyesi

Ütopyadan yıkıma bir direniş hikâyesi

İstanbul Modern Sinema’nın Bahar Nöbeti seçkisinde yer alan “Gagarin”, yaşadığı toplu konutların yıkımına direnen Yuri’yi anlatıyor

Ütopyadan yıkıma bir direniş hikâyesi

Nil Kural / İstanbul İstanbul Modern Sinema’nın çevrimiçi programlarından Bahar Nöbeti, 18-30 Mayıs tarihleri arasında izleyiciyle buluşuyor. Festivallerde adından söz ettiren, geçmiş kavramıyla ilgilenen filmlerin toplandığı programda 18-20 Mayıs tarihlerinde izleyiciyle buluşacak Fransa yapımı “Gagarin”, Yuri adlı bir delikanlının Paris’teki Gagarin toplu konutlarında yıkıma karşı tek başına verdiği mücadeleyi anlatıyor.  Geçen yıl “Cannes 2020” etiketli filmler arasına seçilen “Gagarin”,  Türkiye’de ilk kez Bahar Nöbeti kapsamında gösterilecek. Filmi yönetmenleri Fanny Liatard ve Jérémy Trouilh ile konuştuk.

Filmin geçtiği toplu konutları anlatır mısınız? Burada film çekme fikri nasıl oluştu?

Fanny Liatard: Gagarin, Paris yakınlarında bir toplu konut projesi. 1960’larda inşa edilmiş. En ilginç yanı kosmonot Yuri Gagarin’in bu binaları açmaya gelmiş olması. Paris’in etrafı  ‘kızıl bant’ adı verdiğimiz solcu şehirlerle çevrili ve Gagarin burayı ziyarete gelmişken kendi adını taşılan konutların açılışına da katılıyor. Arşiv görüntülerinde şu çok açık: Gagarin konutları daha modern bir hayat umudunu taşıyor. Bunun içinde farklı sosyal ve etnik kökenlerden gelen insanların birlikte yaşaması ütopyası da var. Ancak bu tür yapılar şimdilerde bir yenilgi gibi çünkü hükümet sadece Gagarin’i değil, ona benzeyen yapıları yıkma kararı aldı. Beş yıl önce Jérémy (Trouilh) ile Paris’e geldiğimizde Gagarin’e davet edildik. Gagarin’in yıkım projesinde çalışan arkadaşlarımız bizden yıkımı belgelememizi istediler. Burada yaşam kurmuş, şimdi de gitmek zorunda kalanların hislerini dinledik. Çok etkileyiciydi bu değişim, kaybedilen bir hayal hissiyatı, insanların hüzünlü hikâyeleri… Bu melankoli ve hüznün içinde kurmaca bir filmin uygun olacağını düşündük. Önce bir kısa film çektik. Sonra bizi uzun metraj konusunda destekleyen yapımcılar bulduk. Buradaki insanlarla workshop’lar düzenledik ve 2019 yazında çekimlere başladık.

Yuri’yi yaratırken size ilham veren özel biri var mıydı?

Fanny Liatard: Kurmaca ama sosyal projelerde tanıştığımız birçok gençten izler taşıyor. Onların hepsinin güzel bir gelecek hayali ve planları var. Bu gençlere adadığımız bir karakter Yuri.

Yuri, direnen bir karakter. Bu yönü hakkında ne söylersiniz?

Fanny Liatard: İsyanı hayallerine dayanıyor. Kapitalist sistemde, hayaller genellikle bir şeyin satın alınabilirliği üzerinden kuruluyor. Yuri ise öyle değil.

Jérémy Trouilh: Yuri’de sevdiğim bir şeylerin yenilenebileceğine, tamir edilebileceğine inancı. Yıkıma değil, inşaya inanıyor. 

Toplu konutlar ve banliyöler genellikle filmlerde suç mahalli olarak kullanılır, özellikle de Fransız sinemasında. “Gagarin” ise bambaşka bir yol izliyor.

Jérémy Trouilh: Ailemizden insanlar Fransa’nın farklı yerlerinde toplu konutlarda büyüdü. Bu yerler,  bize filmlerde gösterilen şiddeti hissettirmedi. Tam tersine birliktelik ve dayanışmayı gördük.Nostaljik de geliyor çünkü çoğu yıkıldı. Toplu konutlarda farklı kültürlerden insanlar birlikte yaşayabiliyordu ve buraları özel kılan buydu. “Gagarin”de tam da bu hislere odaklanmaya çalıştık. Gagarin’de yaşayan insanlara “Nerelisiniz?” diye sorarsanız, “Senegalli, Portekizli veya İspanyol’um” demez, “Gagarin’denim” der. Böyle bir kimlik vardır. Bu, bize çok dokunaklı geliyor.

“Bong Joon Ho’ya çok kafa yoruyoruz”

Geçmiş ve nostaljiden bahsetmişken, size ilham veren sinemacılar kimlerdi?

Fanny Liatard: Leos Carax’yı sayabilirim. Dünyaya bakış şeklini, bu dünyaya ait olmayan, kırılgan karakterler yaratmasını çok seviyorum. Ayrıca yakın dönemden Hirokazu Koreeda ve Bong Joon-Ho’yu çok seviyoruz. İkisi de çok kişisel hikâyeler anlatırken sosyal ve politik arka planı sağlam kuran sinemacılar.

Jérémy Trouilh: Bong Joon-Ho, bizim için çok önemli. Filmlerinde Spielberg tarzı bir yan var, tür sineması kalıplarıyla, epik filmler çekiyor. Ancak bu tür bir eğilim filmlerine daha da politik bir hale getiriyor. Gelecekteki filmlerimizi planlarken bu dengeye çok kafa yoruyoruz.

“Filmimizi yüz yüze sunamamak hüzünlüydü”

Cannes’a seçildiğinizi pandemi başlamadan önce mi duydunuz?

Jérémy Trouilh: Hem evet hem hayır. Filmi 2020’nin Şubat ayında bitirdik ve Cannes’a başvurduk. O zamanlar hâlâ Cannes’ın yapılabileceğini düşünüyorduk. Thierry Frémaux’dan (Cannes’ın direktörü) bir telefon geldi ve filmi beğendiklerini ancak Cannes’ın durumunun belirsiz olduğunu söyledi. Tabii çok sevindik ve beklemeye başladık. Koronavirüs yayıldı ve festival iptal edildi. Yine de “Cannes 2020” etiketli filmler arasında olmak müthişti. Bu sayede “Gagarin”i 60 ülkeye satabildik. İyi tarafından bakmaya gayret ediyoruz ama insanlarla yüz yüze gelememenin, filmimizi sunup tepkileri görememenin hüzünlü bir yanı da var.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler