Geri Dön
Kültür SanatVicdanlarını rahatlatmak için mandalina adını veriyorlardı

Vicdanlarını rahatlatmak için mandalina adını veriyorlardı

“Mandalinaları Unutmadım”

Vicdanlarını rahatlatmak için mandalina adını veriyorlardı

 

Bu nottaki iki kelimelik cümle neyi anlatıyordu acaba? Bunun anlamı, mandalinalarla bağlantılı bir intikam cinayeti miydi, yoksa bir sapığın şaşırtmaca olarak kullandığı bir yöntem miydi?

Şimdilik bunu bilmenin imkanı yoktu. Soruşturma derinleştikçe daha iyi anlaşılacaktı. Savcıyla görüştükten ve bilgi paylaşımında bulunduktan sonra çevreyi kolaçan etmeye karar verdim. Yardımcım Zühre Can Yıldırım ise, sitedeki evleri dolaşıp görgü tanığı olup olmadığını araştırıyordu. Cesedi ilk bulan bahçıvana beklemesini söyledikten sonra sitede bir tur atmaya çıktım.

Etraf sessizdi. Sadece kuş cıvıltıları ve biraz ileride denizin dalga sesleri duyuluyordu. Açıklarda rüzgar sörfü yapan iki kişi vardı. Hep istediğim ama bir türlü yapmaya fırsat bulamadığım, aslına bakılırsa cesaret edemediğim bir spordu sörf. Imrenerek bakıp iç çektim. Artık çok geçti. Şu anki fiziki durumum pek sörf yapmaya uygun görünmüyordu. Kilo vermem şarttı bu sporu yapabilmek için. Yoksa denizin ortasında sörf tahtası ve yelkenle güreşmek zorunda kalabilirdim.

Herkes evine çekilmiş, muhtemelen olayın şokunu yaşıyorlardı ve içeride birbirleriyle fısıldaşıyorlardı. Donmuş bir fotoğraf karesi gibiydi ortalık. Hareketsiz, donuk ve sararmış.

***

Site, Turgutreis beldesinin Bahçelievler bölgesinde bulunuyordu. Sahil yolundaki Şevket Sabancı ile Bahçelievler caddeleri arasında kalan bir siteydi. İki caddeden de girişleri vardı. Karşıda tüm görkemiyle Çatal Adası vardı. Onun arkasında hayalet ada Kalimnos, sol tarafta ise sis tabakasından siluet gibi görünen devasa büyüklükteki eski adı İstanköy olan Kos adası yer alıyordu. Eskiden mandalina bahçeleriyle dolu olan bu yerler siteler ve otellerle işgal edilmişti. Bu site de belli ki bir mandalina bahçesinden siteye dönüştürülmüş devşirme bir yerdi. Sitenin birkaç metre ilerisinde de siteye ait kumlu küçük bir plaj vardı. Şezlongların üzerinde “Mandarin sitesine aittir” yazısı okunduğu için plajın siteye ait olduğu kanısına varmak hiç de zor değildi. Bodrum gibi yerde plajlı sitede oturmak büyük ayrıcalık sayılabilirdi. Tahmin edileceği gibi sitenin adı da Mandarin’di. Belki de müteahhitler, mandalina bahçelerini katlettikleri için vicdanlarını bir nebze rahatlatmak için inşa ettikleri bu sitelere mandalina adlarını veriyorlardı. Mandalina, Mandalin, Mandarin, Tangerine*…

Düşüncelere dalıp denizi seyre dalmışken Zühre’nin sesiyle kendine geldim. Elinde not defteriyle yanıma geldi. “Var mı bir şey?” diye sordum. Bana biraz tepeden bakan Zühre, uzun boylu bir kadındı. Kumral, hafif dalgalı saçlarını arkada küçük bir topuz yaparak toplamıştı. O da Cinayet Büro’ya benden altı ay kadar önce tayinle Ankara’dan gelmişti. Ben üç buçuk, Zühre dört yıldır buradaydık. Uzun yıllar profesyonel voleybol oynayıp sakatlandıktan sonra sporu bırakmıştı. Baba mesleği olan polisliği seçmişti. Mesleğinde başarılı olmuş, kısa sürede komiser yardımcılığına kadar yükselmişti. Zehra otuz üç yaşındaydı ve hiç evlenmemişti. Bir kere nişanlılık dönemi yaşamış ama sonu evlilikle bitmemişti. Uzun boyuna, köşeli çenesine, kısaca normal ölçülerde - tabii normal ölçüler neyse - güzel bir kadın olmamasına rağmen Zühre’yi çekici buluyordum. Çünkü zeytin yeşili bakışlarında birçok kez insanı tahrik eden davetkar bir ifade yakalıyordum. Herkese karşı mı böyleydi, yoksa bana mı sadece böyle bakıyordu, bilemiyordum. Ama bunu öğrenmek için daha çok erkendi. Hakkında da flörtçü bir tip olduğuna dair herhangi bir dedikodu duymamıştım. Emniyetteki meslektaşları Zühre’yle bir kadın gibi değil de, yanlarında bir erkek varmış gibi oldukça rahat, küfürlü, hatta edepsizce konuşabiliyorlardı. Zühre de bunları duyuyor ama pek bir tepki vermiyordu. Başlarda yadırgamış, hatta tepki de göstermişti ama artık alışmıştı; ya da hiç umursamıyordu. Onun bu bakışlarını yakaladığım zaman ne yapacağımı bilemiyor, sadece gözlerimi kaçırmakla yetiniyordum. Böyle yapınca Zühre de o davetkar bakışlarını anında kaçırıyordu.

***

Böyle bakışma anlarında, “Yoksa bu kadın bana asılıyor mu?” demekten kendimi alamıyordum. Ama aynı yerde çalıştığım bir kadın meslektaşımla oynaşmak pek bana göre bir iş değildi. Bu işler gizli kalmazdı ve açığa çıktığında teşkilattakilerin ağzına düşmek kaçınılmazdı. Üstelik kadın benden en az beş altı santim uzundu. Boyunu hiç sormamıştım ama bir seksenden fazla olabilirdi. Bu düşünceme gülümsedim. Zühre bu kaşla göz arasındaki gülümsememi fark etti ama bir şey demedi. Artık kendime gelmeliydim. Bu düşüncelerden kurtulup dikkatimi Zühre’nin anlatacaklarına verdim. Maktulle ilgili topladığı tüm bilgileri bir çırpıda aktardı. Zühre’nin diksiyonu mükemmeldi ve olayları çok iyi özetleme yeteneğine sahipti.

Orhan Aksoy öyle çok masum biri değildi aslında. Arsaları ucuza kapatıp Bodrum’un her yerini betona çevirdiği için çevrecilerin baş düşmanı sayılırdı. Hatta çoğu kimse onun bu arsaları mafyavari yöntemlerle ele geçirdiğini iddia ediyordu.

Sosyal yaşamında son derece nazik davranan, şık giyinen, sık sık sosyetenin uğrak yerlerinde boy gösteren, her zamanki yanık teniyle kadınların ilgi gösterdiği yakışıklı biriydi. Kadınların ilgisi sadece yakışıklılığına değil, müteahhitliğinin yan ısıra otelleri olan oldukça varlıklı biri olmasına da bağlıydı.

Ama iş yaşamında vahşi bir aslan gibi avına saldıran acımasız biri olarak biliniyordu. Kimsenin gözünün yaşına bakmayan tuttuğunu koparan biriydi. Belediyelere rüşveti doğrudan değil, hatırı sayılır yardımlar yaparak vermeyi yeğliyordu. Birçok sosyal derneğe de bağışta bulunmayı ihmal etmezdi. Bu yardımlar aslında iş yapabilmesi için çevresine kendini daha iyi göstermesine yol açan rüşvetlerden başka bir şey değildi.

- Tangerine: İngilizce’de mandalina

ARKASI YARIN...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler