Geri Dön
Kültür SanatYüksek farkındalığın sırrına açılan bir yolculuk: Sera’dan Süreyya’ya

Yüksek farkındalığın sırrına açılan bir yolculuk: Sera’dan Süreyya’ya

Esra Özkalkan, eksik parçaları tamamlamak ve hayallerin ötesindeki gerçeğe ulaşmak için yazılmış bir eser olma niteliğini taşıyan Sera’dan Süreyya’ya ile roman kurgusu içinde okuyucularını zihinsel hapishanelerinden, kendi ördükleri duvarların ötesine geçmek için bir yolculuğa davet ediyor.

Yüksek farkındalığın sırrına açılan bir yolculuk: Sera’dan Süreyya’ya

Duygu Bay - Milliyet.com.tr

“Uyan Aç Kalbini” adlı ilk kitabının ardından çıkan yeni eseri Sera’dan Süreyya’ya ile okuyucularını sürükleyici hikayesi eşliğinde yüksek farkındalığın sırrına açılan bir yolculuğa çıkaran Esra Özkalkan ile yeni kitabı ve çok daha fazlasını konuştuk.

Esra Özkalkan kimdir?

İstanbul’da doğdum, İstanbul Bilgi Üniversitesi mezunuyum. Çeşitli vesilelerin bir araya gelmesi ile 1993 yılında Tasavvuf-Melamilik öğretisiyle tanıştım ve bu hayata olan bakış açımı tamamen değiştirdi. Ruhsal gelişimci ya da diğer anlamı ile ruhsal şifacı olma yolculuğumda Tobias’dan SES (Cinsel Enerjiler Okulu / Eril-dişil dengelenmesi ) ve Veçheler (Aspecetolgy),  Ron La Place’dan Merkaba eğitimleri aldım. İlk kitabım Uyan Aç Kalbini 2016 yılında yayınlandı. Geçtiğimiz Ekim ayında da Sera’dan Süreyya’ya romanım Doğan Kitap’tan yayınlandı.

Sera’dan Süreyya’ya ikinci kitabınız, devam kitabı değil fakat merak ediyoruz, ilk kitabınız ile bir ilişkisi var mı?

İlk kitabım “Uyan Aç Kalbini” varoluşa dem vuruyor ve hakikate uyanışın sırlarını veriyordu. İkinci kitabımda da bu sırlara uyanışa geçmenin yollarını anlatıyorum. Önce ilim, sonra deneyim. Sera’dan Süreyya’ya bugüne kadar yarım kalmış ve anlatılmamış rehberliğe soyunuyor.

Anladığımız kadarıyla kitabın adında görünenden fazlası var. Ne demek Sera’dan Süreyya’ya?

Sera’dan Süreyya’ya iki mesafe arasındaki uzaklığa işaret ediyor. Risale-i Nur’da geçer. Bu adı seçmemin nedeni, iki mesafe arasında uzaklığın aslında olmadığıdır. İnsan ve Öz aynıdır, birdir. Ancak deneyim için ayrıymış gibi görünür. Aslında sadece bir anlık bir ayrılık, tekrar kavuşmak içindir.

Kitabın kahramanları Ülker ve Tarık bizlere biraz onlardan bahsedebilir misiniz?

Tarık çok küçük yaşlarda kendi öz babasının ölümünden dolayı suçluluk hisseden birisidir. Babasını çok yorduğu için, kalp krizi geçirdiğinden, kendisini sorumlu hissetmektedir. Bu yüzden annesi, üvey babası Suat ile evlenmiş. Ablası, üvey babasının tacizlerine ve tecavüzlerine dayanamayarak intihar etmiştir. Tarık yine kendini suçlu hissetmiştir. Suat’a karşı duyduğu öfke ve intikam duygusu sonunda onun hapise düşmesine sebep olmuştur. Aklından binlerce kez geçirdiği Suat’ı öldürme duygusu sonunda onu katil zannıyla hapishaneye atmıştır. Gerçekten katil midir? Bunu kitapta göreceğiz.

Tarık, kitabını okuduğu Ülker hanımla tanışmak ve Sera Benlik çalışması yapmak ister. Ülker hanım ruhsal rehberdir. Sera Benlik çalışmasıyla Tarık’ı çok küçük yaşlarından itibaren ele alır ve kendisiyle yüzleşmeye sokar. Tabii, bu o kadar da kolay olmayacaktır.

Kitabınız roman fakat içerik olarak kişisel gelişim öğelerini de çokça içeriyor. Sera’dan Süreyya’ya romanının bu açıdan farkı nedir?

Sera’dan Süreyya’ya aslında kişisel gelişim romanı ancak yine de spiritüel bir roman. Öz’e doğru yapılan yolculuğa açıklık getiriyor. Bugüne kadar yapılan spiritüel hiçbir çalışmaya benzemiyor. Roman, yaratımlarımıza sahip çıkmamızı ve onların sorumluluğunu almamızı söylüyor. Başımıza birileri yüzünden bir şey gelmiyor. Biz yaratıyoruz. Peki nasıl özgürleşeceğiz? Tüm bunların sırları kitapta çok açıkça anlatılıyor.

Kitapta Sera Benlik ve Yuva kavramları çokça geçiyor? Bizim için biraz açıklar mısınız? Sera Benlik ve Yuva’ya döndürme ne demek?

Yuva biziz. Yuva Öz’ümüzdür. O bizden ayrı değildir. İkilik bilinciyle sanki iki ayrı kavram gibi duruyor ve zihin de burada karmaşa yaşıyor. Sera Benliklerimizi fark ettiğimizde, onları öze, yuvaya, bize davet ediyoruz. Örneğin değersizlik duygusu Sera Benliğimiz var diyelim. Çeşitli sebeplerle yarattık ancak farkında değiliz. Hemen onu ilk ne zaman yarattığımıza bakıyoruz. Bizler deneyimlerimize verdiğimiz tepkilerle Sera Benlikler yaratıyoruz. Ancak yanlış anlaşılmasın. Sera Benlikler aslında formdur. Yaratım formları. Olmak zorundadır. Bizim özgürleştireceğimiz gri diye tarif ettiğimiz hizmet etmeyen Sera Benliklerdir. Öfke, inatçılık, yoksunluk, korku vs. gibi olanları yuvaya, öze davet ediyoruz. Sevgiye davet ediyoruz. Düşük titreşimli duygu ve düşünceleri yüksek titreşimli hale gelmeleri için bu çalışmayı yapıyoruz. Tam ve bütün olmak yuvaya yolculuğun altın anahtarıdır.

Kitapta Sera Benlikleri bizim yarattığımızı ve bununla hayatlarımızı şekillendirdiğimizi söylüyorsunuz? Bu nasıl oluyor?

Bir önceki soruda söylediğim gibi, olaylara karşı verdiğimiz tepkilerle Sera Benlikleri yaratıyoruz. Bisiklete binmek de bir Sera Benlik yaratır. Bisiklet sevmek bir benliğinizdir. Harikadır. Kahve içmeyi seven, kitap okumayı seven, spor yapmayı seven. Bunlarla ilgili hiçbir sorun yok. Beyaz Sera Benlikler bunlar. Ancak işte bunlar bizden kopup, uzaklaştığında bizi yönetmeye başlıyorlar. Spor yapmadığında kendini kötü hisseden birini düşünün. Sera Benliği yavaş, yavaş beyazdan griye dönmeye başlamıştır. İlk başlarda ona hizmet eden Spor yapan Sera Benliği, şimdi artık onu sabote etmeye, dönüşmeye başlamıştır. Diyelim ki kişi, hastandı, ayağını burkmasıyla alakalı spora ara verdi. Bu Sera Benliği beyaz halde durabilir. Kişi kendine mola vermesi gerektiği için, çok fazla bedenini zorlamasıyla bir uyarı olabileceğinin bilinciyle hiçbir mutsuzluğa kapılmadan spora ara verebilir. Ancak korku duygusu ağır basarsa, kilo alacağım, yağlanacağım, performansım düşecek gibi duygulara kapıldığında şimdi gri bir Sera Benlik yaratmıştır. İşte bunları tek, tek fark ederek daima bizlere hizmet edecek hale tekrar geri çağırıyoruz.

Sera Benlik ile kişiliğimiz arasında nasıl bir ilişki var?

Sera Benlik bizi bir kişi olmaktan öteye taşıyor. Öze götürüyor. Kişiliklerimiz de korumamız gereken bir durum ve tüm mutsuzluklarımız da bu yüzden. Biz bir kişi değiliz, ötesiyiz, deneyimdeyiz. Sera Benlikler de bu deneyimlerimizin araçlarıdır.

Kitap hapishanede geçiyor fakat bu bir yandan da bu bir metafor aslında, bununla okuyuculara ne söylemek istiyorsunuz?

Zihin hapishanesinden nasıl çıkılacağının altını çiziyorum. Eğer bunun farkında değilsek mutsuz yaşamlarla ölüyoruz. Zihin düşük titreşimdir. Beslenmesi de gri Sera Benliklerdir. Olmaz, yapamazsın, değersizsin diyen gardiyandır. Bu gardiyana artık dur demenin zamanı gelmiştir.

Kitapta tasavvuf öğelerini de görüyoruz? Bu bakış açısıyla kitabı değerlendirmenizi istesek neler söylersiniz?

Kitap sonsuz ve sınırsız olan tanrısalın farkındalığında olmamız için adeta bizi yüreklendiriyor. Hepimiz üstat varlıklarız. Hakikat hepimizin bilincinde mevcut. Nedir bu? Hak’kın varisleriyiz ve Öz’ün yansıması olarak yolculuk yapıyoruz. Bizler burada bu sırrı hatırlamak için varız. Kendimizi hatırlamak için deneyimlerden geçiyoruz. Kim olduğumuzu ve kim olmadığımızı bilmek için buradayız.

Tasavvuf İnsan-ı Kamil’in yolculuğunda nefis terbiyelerinden geçerek buna nasıl ulaşacağını anlatır. Sera’dan Süreyya’ya da yine aynı tasavvuf öğretisiyle nefsini bilenin rabbini nasıl bileceğini aktarıyor. Laflardan artık uygulamaya geçiyoruz.  Zan ehli olursak gri Sera Benliklerle zihin hapishanesinde cehennemi, hakikat ehli olursak beyaz Sera Benliklerle cennet neşesini deneyimleriz.

Eril ve dişil enerjilerden bahsediyorsunuz. Bu enerjilerin kitaptaki ve hayatlarımızdaki karşılığı nedir?

Eril enerji; yapan, eden, tezahür eden enerjimiz. Deneyimlerimizin ortaya çıkması, belirmesi anlamına geliyor. Dişil enerji ise yaratım enerjisidir. Hakikatin, var oluşun, sonsuzluğun ve sınırsızlığın enerjisidir.

Eril enerji, dişilden beslenir. Bu alemde eril titreşim yoktur. Dişil titreşim vardır. Eril enerji, dişilden beslenir. Eğer dişilden beslenmeyen bir enerjiyle yaratıma girersek ki, bu şüphe enerjisidir o zaman gri Sera Benlik yaratırız. Tam ve bütün hissettiğimizde dişilizdir. Ayrılık hissimiz varsa, dengesiz bir erilin enerjisindeyizdir. Bu da alt Sera Benlikler yaratır. Değersizlik gider, yetersizlik alt Sera Benliği yaratır. Oysa eril ve dişil bütün olmak durumundadır. Kendi Öz’ümün kendisi olduğumdan şüphe etmezsem, bu sayede dişilimden beslenen erilimle, bana muhteşem hizmet eden Sera Benlikler yaratırım.

Kitabın kapağında Swastika’yı da görüyoruz. Kitapta karşılığı nedir?

Swastika aynı zamanda Oz Damgası. Türklerin damgasıdır. Öz damgası da diyebiliriz. Öz’e dönmeyi muhteşem açıklıyor. Birçok yerde de gördüğümüz bir sembol. Dört yapraklı yoncaya kadar anlamı var. Uğur ve mutluluk getiriyor. Ben kitabımda onu dönüştürücü sembol olarak kullandım. Saat yönünde kullanıyoruz. Dört tane özelliği var. Kitapta oldukça geniş anlattım. Çok mistik ve gizemli bir sembol. Sera Benliklerimiz için gerçekten de çok önemli.

Kitap bize gücün içimizde olduğunu söylüyor? Bu gücü nasıl hayatımıza uygulayacağız?

Öncelikle hepimizin üstat varlıklar olduğumuzun bilincine açılmamız için niyet etmemiz gerekiyor. Niyet realitemizi yaratır. Bu her şeyden daha önemlidir. Güç aslında bir illüzyondur. İçimizdeki güç bizim tanrısal olan yanımızdır. Her an onunla, tam ve bütün olarak yükselişte olduğumuzu bilmek çok önemlidir. Aydınlanmak çabasız olduğunda meydana gelir. Güçlü olmak bir çabadır. Güçlü hissetmek çabasızıdır. Kendiliğinden öylece meydan gelir. Sonsuz ve sınırsız olanın gücü tanımsızdır. İşte bu tanımsız alanda varlığını hissetmeye izin verenler asıl gücün saf sevgi olduğunu bilecek olanlardır. Onlar asla hiçbir şeyi kontrol etmezler. Akışa güvenirler. Tanrısal kudret onlarla her an iş birliği içindedir.

Daima akışta kalmamız gerektiği söyleniyor. Yaratımlardan ve şifalanmadan bahsediliyor. Bir yanda da günümüz insanı sürekli mutluluğu arıyor. Tüm bu kavramları hayatımıza dahil ederek sevgiyi mutluluğu hayatımıza nasıl dahil edeceğiz?

Mutlu olmak gerçekten bir seçimdir. Akış kontrol edilecek bir şey değildir. Hayata güvenmek akışa geçmektir. Hayata güvenen karşılığını eninde sonunda alır. Bu gerçek teslimiyet halidir. Mutluluk, gerçekten akışta kalanların deneyimleyebileceği bir durumdur. Kendini sevme sanatında ustalaşanlar pastanın kremasını yerler.

Şüphe ise dünyanın en büyük tuzağıdır. Kişinin kendinden sürekli şüphe etmesi ne yazık ki, mutsuzluğun en önemli nedenidir. Yaratımlarını şüpheyle sabote edenler, bunu kendi duygu ve düşünceleriyle yaptıklarının farkında değildir. Sonradan da ‘ bak gördün mü, ben demiştim’ diyerek kendilerini haklı çıkarmaya çalışırlar. Burası çok önemli. Hep haklı çıkmaya çalıştığımız yerler, maalesef negatif düşüncelerdir. Adeta kendimize yenilmemiz için uğraş veriyoruz. Güvenmedik, haklı çıktık. Aldatıldık, haklı çıktık. Dolandırıldık, haklı çıktık. İşte tüm bunları biz bilinç altımızdaki korkularımızla yarattığımızı fark edebilsek, mutluluğun seçiminde olabiliriz. Sera’dan Süreyya’ya, mutluluğu nasıl hayatımıza dahil edeceğimizi ayrıntılı bir şekilde sunuyor. Umarım tüm okuyan kalplere şifa olur.

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler