Geri Dön
Milliyet ExecutiveHatamı kabullenirim BAŞARISIZLIĞI ASLA!

Hatamı kabullenirim BAŞARISIZLIĞI ASLA!

Hayatımın hiçbir alanında ‘yapamıyorum’ kelimesini kullanmam, etrafımdakilerin kullanmasına da izin vermem. Yapamıyorum kelimesinin başına her zaman ‘henüz’ kelimesini koyarım...

Hatamı kabullenirim BAŞARISIZLIĞI ASLA!

Aylin Rana Aydin

Türkiye’de voleybol denilince akla ilk gelen isimlerden birisi Giovanni Guidetti... 2008 - 2009 sezonundan beri başında bulunduğu VakıfBank, tarihinde kazandığı 36 kupanın 25’ini İtalyan başantrenör yönetiminde elde etti. 2017 yılından bu yana A Milli Kadın Voleybol Takımı’nı da çalıştıran Guidetti yönetiminde ay-yıldızlılar, 2021 FIVB Uluslar Ligi’ni üçüncü, 2019 Avrupa Şampiyonası’nı ikinci, 2017 ve 2021 Avrupa Şampiyonası’nı üçüncü tamamladı. Başarı Giovanni Guidetti’yi gölge gibi takip ediyor. Peki nedir bunun sırrı? Guidetti ile yöneticiliği, takım olmayı ve hayatı konuştuk...

VakıfBank’la muazzam başarıların altında imzanız var. Sizce başarının temeli neye dayanır?

Bu başarıda sadece benim değil kulübün her çalışanın imzası var. Sporun her branşında başarılı olmanızı sağlayan bazı bileşenler var ama voleybolda istikrarın temeli takım olabilme dinamikleri üzerine kurulu. Bunu bir maçtaki anlık uyumun ötesinde, takıma katılan her yeni oyuncunun nereye geldiğini ilk andan itibaren hissetmesi ve içselleştirmesi olarak tanımlıyorum ben. Her kulübün kendine ait bir kimliği, kişiliği, değerleri ve dolayısıyla da bir kültürü var. Bu kültür sporcuların kendilerini üzerlerindeki formaya ait hissetmesi ve adanmışlığını sağlıyor. Bunu en iyi gözlemleyeceğiniz yer de antrenmanlar. VakıfBank’ın her sporcusu 2-3 saat süren bir antrenmanda bile son topa sanki kariyerlerinin en önemli anı gibi hamle yapar. Onları bu kulübe getirenin yetenekleri, bu kulübün bir parçası olmalarını sağlayacak şeyin ise bu adanmışlık olduğunu bilirler. İstikrar ancak böyle güçlü bir kültürün sonucunda oluşur.

Peki, bir antrenör olarak başarılı olmanın sırrı nedir?

Her meslekte olduğu gibi işinizi sevmekle ve büyük bir tutkuyla yapmakla başlıyor. İçinizdeki o kıvılcımı kaybettiğiniz an, her şey elinizden kayıp gider. Mutsuz olduğunuz bir yerde kalmamalısınız. Antrenör olmayı orkestra şefliğine çok benzetirim; yani doğru notaların basılması kadar, tüm notaların kendine has bir ahenk yakalamasını ve çok sesliliğin mükemmelliğe ulaşmasını sağlamak. Farklı ülke, din, dil, ırk, kültürden gelen, farklı koşullarda farklı aile yapılarından büyümüş ve birbirinden çok karakterleri olan gençlerden kurulu bir takımı ortak değerler ve hedefler doğrultusunda ileriye taşımaktır antrenörün görevi. Bunu iyi yapabilmenin sırrı, takım içindeki farklıları tek düzeleştirmek yerine onları zenginleştirici bir unsur olarak görmek ve verim almayı bilmek.

Hayatta her zaman başarılı olunmuyor maalesef, başarısızlıklarınızla mücadele etmek için siz nasıl bir yol izliyorsunuz?

Hatalarımı kabulleniyorum ama başarısızlığı asla kabullenmiyorum. Çoğu zaman bu iki kavramı karıştırıyoruz. Başarısızlığı kabullendiğimiz an yolun sonuna gelmişiz demektir. Hayatımın hiçbir alanında ‘yapamıyorum’ kelimesini kullanmıyorum, etrafımdakilerin kullanmasına da izin vermiyorum. Yapamıyorum kelimesinin başına her zaman ‘henüz’ kelimesini koyarım; henüz yapamıyorum. Oyuncularım da bilir bunu, başarısız olduysak bu yapamadığımızdan değil henüz yapacak kadar iyi olmamızdandır. İstenilen performansı sergileyemiyorlarsa, henüz yapamıyorlardır. İç sesim de, hep böyle konuşuyor benimle - başarısızlığı kabullenme, neyi yapamadığını anla ve nasıl yapabileceği bul. Aksi halde, insan kendisiyle ilgili beklentilerini en alt seviyeye çekip mutlu olabileceğine inandırıyor kendisini, kolaya kaçmaya meyili var.

Birey olarak başarmak ve takım olarak başarmak; bunlar arasındaki farklar sizce neler?

Bireysel hedeflerimiz için yalnızca kendi gelişimimize odaklanırız. Takımın başarısı için kendimiz dışındakilerin başarısına odaklanmamız gerekir, onların gelişimine katkıda bulunmalı, onların performansını en üst seviyeye taşımak, yeri geldiğinde onların açıklarını kapamak gibi bir kafa yapısından olmanız gerekir. Her takım en zayıf halkası kadar güçlüdür, kendi performansınız en iyi noktada olduğunda bile bunu asla unutmamak gerekir.

Hatamı kabullenirim BAŞARISIZLIĞI ASLA

 İş insanları, girişimciler için genelde “proje mi, takım mı?” denildiğinde; yanıt “takım” yani “iyi ekip” oluyor. Takım kötü ise proje iyi olsa da başarı garanti değil. Bu duruma bakışınız nasıl olur?

Bunu antrenörün en iyi stratejiyi geliştirmesini, takımı zafere taşıyacak en iyi taktiği bulmasını ancak takımın bunu yapabilecek seviyede olmamasına benzetiyorum. Önceliğiniz oyuncularınızın kişisel gelişimi, adanmışlığı ve bir hedef verdiğinizde takım olarak o hedefe ulaşabilme kapasiteleri olmalı. İş hayatı da böyle, ister kurumsal bir şirkette çalışın, isterseniz girişimci olun; en iyi fikirleri bulur, en iyi projeleri kâğıt üzerinde hazırlarsınız ama başarınız bunları hayata geçirecek olan insanların kapasitesiyle sınırlı kalır.

Spor ve iş dünyası... İkisi arasındaki benzerlikler, farklılıklar neler?

Farklı sektörlerden birçok şirketten davet alıyor, yönetim kadroları ve çalışanlarıyla deneyimlerimi paylaşıyorum. Ortak ihtiyaç hep aynı, nasıl daha iyi bir ekip olabiliriz? Buna cevap arayanların, spor takımlarından öğrenebileceği çok şey var. Günün sonunda iki taraf için de en büyük hedef başarıyı sürdürülebilir kılmak.

Türkiye ve Avrupa’yı karşılaştırsak, bakış açısı olarak neler söylersiniz?

Her ülkenin, her takımın çok farklı dinamikleri var. Çünkü hepsinin farklı kültürleri, hayat standartları, spora bakış açıları var. Gittiğim ülkenin kültürüne adapte olmak kolay olmasa da, sporda uyum yakalamak çok kolay. Çünkü profesyonelliği ve disiplini taşıyan, üst seviye sporcularla çalışıyorum. Hangi ülkeden olurlarsa olsunlar üst düzey profesyonel sporcuların zihni aynı şekilde çalışır. Daha iyi olmalıyım, daha çok çalışmalıyım, bu değişmeyen tek olgudur.

İş dünyasında katma değerli üretim yani fark yaratmak oldukça önemli. Sizin dünyanızda bunun karşılığı ne?

Birçok araştırmada, sporcuların özellikle gençler üzerindeki harekete geçirici gücünün politikacılardan, iş insanlarından, sanatçılardan hatta ailelerinden bile fazla olduğu ortaya konuluyor. Sporun bu birleştirici ve iyileştirici gücünü, fırsat eşitliği yaratmak, dünyayı daha adil, barışçıl ve yaşanabilir hale getirmede kullanmalıyız. Fark yaratabileceğimiz nokta bu. Yeni nesil sporcuların ve spor yöneticilerinin bu konudaki duyarlılığı çok yüksek. Benim bu konudaki kişisel çabam da, Yarının Sultanları Projesi ile başladı. Ülkenin dört bir yanındaki kız çocuklarına fırsat eşitliği sağlamak, onları voleybol ile tanıştırmak istedim. Aileleri ile konuşmak, kadın sporcularla tanışmalarını sağlamak ve onları yetiştirecek genç antrenörlerle deneyimlerimi paylaşmak istedim. Sporun her çocuğun hayatını güzelleştirmesine olanak sağlamak zorundayız. Bana hayallerimin ötesinde bir aile ve bir kariyer veren ülkeye borcumu bu şekilde ödemeye çalışıyorum.

Aileyle vakit geçirmeyi ihmal etmiyor

Bir gününüzü nasıl geçiriyorsunuz?

Her sabah 05.00’te uyanıyorum ve güne meditasyonla başlıyorum. Ardından bir saat kendime vakit ayırıyorum ve kişisel gelişimime odaklanıyorum. Bir saat spor yapıyorum. Sporcularıma örnek olabilmek için formuma dikkat etmeliyim. Genellikle günde çift idman yaptığımız için kahvaltıdan sonra kızım Alison’ı okula bırakıp antrenmana geçiyorum. İki antrenman arası toplantılarım oluyor. Akşam antrenmanı sonrası eve gelip kızım Alison uyuyana kadar onunla vakit geçiriyorum; ders çalışıyor, oyun oynuyoruz. O uyuduktan sonra da eşim Bahar ile birbirimize vakit ayırıyoruz. Profesyonel sporcu ebeveynlerin sıradan bir günü çoğunlukla birbirine benzer.

Meditasyon yapıp yogayla rahatlıyor

Zihniniz boşaltmak için ne gibi yöntemler uyguluyorsunuz?

Yaklaşık 4 senedir yoga yapıyorum. Sabah çok erken kalktığım için kendime ayırdığım uzun bir zaman oluyor. Yoğun bir tempoda yaşıyorsanız meditasyon yapmak zihninizin dinlenmesini ve güne daha zinde başlamanızı sağlıyor.

İlham aldığınız isimler kimler?

Babam voleybol antrenörü olduğu için voleybolun içine doğdum. 5 - 6 yaşlarındayken evde tek başıma voleybol oynamaya çalışıyordum, ne var, ne yok kırardım. O dönem Amerika milli takımı üst üste iki kere Olimpiyat Şampiyonu olmuştu. Mahalledeki herkes takımın sporcularından hayranlıkla bahsederken, benim idolüm antrenörleri Karch Kiraly idi. Çocukken odamda posteri asılıydı. Şu an kendisi çok yakın arkadaşım.