Geri Dön
Milliyet Executive‘İşimiz saniyeleri ve kuruşları saymak...’

‘İşimiz saniyeleri ve kuruşları saymak...’

Getir’in kurucu ortağı Tuncay Tütek: “İşimizin özü saniye ve kuruş saymak. Bu sayımı yaptığımız için bu yatırımları alıyoruz. İşi izlediğimiz ekranlarda yaşıyoruz...”

‘İşimiz saniyeleri ve kuruşları saymak...’

EBRU SUNGUR

Elektrikli filo ve karbon izi

Tuncay Tütek, sürdürülebilirlik konusundaki çalışmalarını şöyle anlatıyor: “Tüm Avrupa ve ABD’deki motosikletlerimiz elektrikli. Türkiye’de başladığımızda elektrikli teknolojisi bu kadar ilerlememişti ve biz filoda benzinli araçla çok yayılmıştık. Türkiye’de, özellikle İstanbul’da Beşiktaş, Kadıköy gibi nispeten yokuşların az olduğu yerlerde bu dönüşümü başlattık. Kuzeyden markamızla yaklaşık 60 bin ağaç bağışladık şimdiye kadar. 10 bin ağaç bir orman yapıyor. Bu sene 6 ormanımız oldu. Geçen seneki orman yangınları herkes gibi bizi de üzdü. Oraya 200 bin bağış taahhüdünde bulunduk. Karbon ayak izimizin önce nötr olmasını, sonra da artıya geçmeyi hedefliyoruz...” Atık toplamakla ilgili bir projeleri de olduğunu belirten Tütek şunları söylüyor: “Onun üzerinde iş ortağı şirketlerimizle çalışıyoruz. Ayrıştırılmış atıkları kuryelerle almak, fikir o. Ama evden çöp toplayan şirket haline de gelmememiz lazım. Pilot çalışmada tüketicilerin ayrıştırmayı ne ölçüde yapabildiğini anlayacağız. Şu anda en yükseldiğim işlerimizden biri bu.”

Dünyada ilk defa ‘10 dakikada ürün tesliminin’ matematiğini kurgulayan ve hayata geçiren, bu hizmeti pandeminin zorlu koşullarında sürdüren, geliştiren, tüketici ihtiyacını doğru okuyarak güven kazanan, tüm bunların sonucunda da iki yıl içinde aldığı yatırımlarla önce ‘unicorn’, ardından da ‘decacorn’ mertebesine erişen Getir’in kalbine girdik, yönetim stratejisinin şifrelerini çözmeye çalıştık. Getir’in kurucu ortaklarından Tuncay Tütek, Milliyet Executive’in sorularını şirketin yönetim merkezinde yanıtladı. Tuncay Tütek, Getir’i, yüzde 70 teknoloji, yüzde 20 perakende ve yüzde 10 lojistik şirketi olarak tanımlıyor ve “İşimizin özü saniyeleri ve kuruşları saymak” diyor. Yıllar içinde hizmetlerini, yemek servisinden taksi teminine, mahalle esnafını dijitalleştirmekten iş arayanla işvereni buluşturmaya kadar genişleten Getir’in asıl alametifarikası ‘10 dakikada ürün teslimi’. Şirket, ABD’de ve Avrupa’da faaliyet gösterdiği 7 ülkede de bu özelliğiyle fark yarattı. Tuncay Tütek’in sözleri de, konunun ‘10 dakikada teslim’ olmadığı durumlarda bile ‘hız’ın şirketin DNA’sının ana bileşeni olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki, sipariş edilen ürünleri raftan toplamaktan kampanya kararlarına kadar her adımda hızlı ve verimli hareket önceleniyor. Şirket çalışanlarının önemli bir bölümünü oluşturan 1000’i aşkın yazılımcı sürekli bu doğrultuda algoritmalar yazıyor, şirket yönetimi de saha operasyonunu haritalarla ortaya koyan ekranlardan bir an olsun gözünü ayırmıyor.

‘Ekranlarda yaşıyoruz’

Tuncay Tütek anlatıyor: “İşimizin özü saniyeleri ve kuruşları saymak. Yoksa bu işi kârlılığa ulaştıramazsınız. Biz nerelerde ne kadar kârlı olduğumuzu biliyoruz. Bu sayımı yaptığımız için biz bu yatırımları alabiliyoruz. Fon yöneticileri, ‘Bu adamlar her rakamlarına hâkim’ diyor. Biz bu panellerde, işi izlediğimiz ekranlarda yaşarız. O göstergelerde işin her anını saniye saniye hissederiz. Nerede ne kadar sipariş edildi, fazla kurye var mı, az kurye var mı, hepsini anlık olarak görüp ona göre hareket ederiz. Gün içinde sürekli sık sık bakarım, hem telefondan hem tabletten. Bizim canlı haritamız vardır. Tüm dünyaya canlı haritadan bakarız. Onun dışında da günde birkaç kere baktığımız daha genel metrikler vardır. Panele bakmayan yönetici bizde başarılı olamaz. İşi hissedemez çünkü.” Daha önce hızlı tüketim malları alanında çalıştığını belirten Tütek, “Adı hızlı ama bazen iki yıl geçer bir ürünün Ar-Ge’sini tamamlayana kadar. Çıktıktan sonra rafa onu koyup listelemeniz 3-6 ay sürüyor. İlk sonuçları, pazar payını almak da 2 ay civarında sürer. Tam istediğiniz sonuç yoksa en az bir yıllık Ar-Ge’yi yine yaparsınız. Bizde ise bir kampanyanın aklımıza gelip çıkmamız bazen 15-20 dakika sürüyor. Günler bazında ürün ya da özellik çıkartıyoruz. Mesela Getir Yemek 45 günde çıktı. Getir Büyük’ü yaklaşık 60 günde çıkarttık. Koskoca işleri biz günler mertebesinde çıkartıyoruz. Bir kampanyanın başarılı olup olmadığını 5 dakikada anlıyoruz. Olmadıysa 10 dakika sonra yeni kampanya çıkartabiliyoruz” diyor.

‘İşimiz saniyeleri ve kuruşları saymak...’

10 dakikada nasıl yetişiyor?

Getir’in en önemli özelliklerinden biri ‘kişisellik’. Kampanyalar da, ürün listeleri de kullanıcıya göre kişiselleştiriliyor. Böylece tüketici aradığını nokta atışı bulurken operasyon ‘hızlı ve verimli’ hedefine uygun sürüyor. Bunu sağlayan unsurların başında, Getir’e özel oluşturulan ‘raf adresleme’ sistemi geliyor. Tuncay Tütek 700’e yakın depoda kullanılan bu sistemi şöyle anlatıyor: “Toplayıcılar kendisi için markete gitmiş gibi sepeti koluna takıp raflar arasında dolaşmaz. Öyle yaparsa saniyeler kaybolmaya başlıyor. En çok satan ürünler, hazırlanma tezgahına en yakın rafa konulur. Kampanya ürünleri de yakına alınır, kampanyanın ardından satış sıklığına göre belirlenen rafa dizilir. Ürünler rafa, barkoda göre yerleştirilir. Tüketicinin siparişini raflardan toplayan kişi, her ürünü alıp barkodu okuttuğunda o ürün stoktan anlık olarak düşer. Bu sayede anlık olarak hangi ülkede, hangi depoda hangi üründen ne kadar var, biliriz. Hangi toplayıcının hangi siparişi kaç dakikada topladığını biliriz. Sürelerin uzadığı depoya hemen eğitim ekibi gider.” Bunun yüzde 100 kendi geliştirdikleri bir sistem olduğunu belirten Tütek, “Sektörde böyle bir bilgi birikimi, know how yoktu, 10 dakikada teslimat nasıl olacak diye. Biz bunu yaşaya yaşaya, ‘Nasıl hızlanırız’ arayışıyla geliştirdik” diyor. Tütek, ‘Bu sistemi satın alma teklifleri geliyor mu?” sorusuna da şöyle yanıtlıyor: “Teklif yok. Bizim sıcak bakmayacağımızı bildikleri için bence teklif yok. Biz kendi işimiz için bunu yapıyoruz. Bunu kimseye satmıyoruz. Biz burada özellikli bir sistem yarattığımızı düşünüyoruz. Bu bilgiyi dışarıyla paylaşmaktan imtina ediyoruz.”

Dünyanın verisi elinde!

Getir, dünyada 137 şehirde faaliyet gösteriyor. Uygulama dünya çapında 40 milyon indirmeyi aşmış. Sadece bu iki rakam bile Getir’de biriken verinin büyüklüğünü ortaya koymaya yetiyor. Tütek, bu veriyi, dört ana alanda kullandıklarını söylüyor: “Datayı müşteriyi anlamada çok kullanıyoruz. Müşterinin uygulamayı indirdiği yerden, verdiği siparişlerden, belli birtakım özelliklerden müşteri anlamlandırmasını çıkarıyoruz. Ona göre içerik çıkarıyoruz. Kişiye özel kampanyalar yapıyoruz. Operasyonda depoların yerlerini belirlemek için datayı etkin bir şekilde kullanıyoruz. Öbür konu da tedarik planlama ve tedarik zinciri. Tedarik tarafında da farklı yapılarda farklı ürünler geliyor. Kampanya, bayram, yılbaşı zamanı... Bütün bunları yöneten bizim bir yapay zekamız var. Kısacası datayı sahada kurye için, depoların yeri için, tedarik zinciri için ve müşteriyi anlamlandırmak için kullanıyoruz.”

137 şehrin matematiği

Faaliyet gösterdikleri 137 şehrin ‘matematiğini’ çözdüklerini kaydeden Tütek şöyle diyor: “Hangi şehirde, nerede daha çok maç izleniyor, o maç esnasında ne tüketiliyor, nerede yağmur şiddetli ki orada uygulama daha fazla açılıyor, nerede kolanın 330’luğu, nerede litreliği daha fazla tüketiliyor, biliyoruz.”

‘Kurucu günlükten çıkmalı’

Tütek, “Gelecekte datayı ticari olarak yorumlamak üzere bir şirket kurabilir misiniz?” sorusuna ise şu yanıtı veriyor: “Olabilir. Ama şu anda satmak üzere değil, daha çok kendi işimiz için kullanmak istiyoruz. Çok değerli bir datamız var. Milyonlarca müşterinin bilgisi... Tabii ki KVKK’ya uygun bir şekilde konsolide ederek, kişiselleştirmeden bunu yönetiyoruz. Paylaştığımız bilgilerin hiçbiri kişisel bilgiler değil. Ama yine de çok özel. Yani dünyada bu işi bizim yoğunluğumuzda yapan bir ikinci şirket olmadığı için de bu datalarda biraz kıskanç davranıyoruz.” Tuncay Tütek, ‘Milyar dolarlık şirketi yönetmek nasıl bir his?’ sorusu üzerine de şöyle diyor: “Kişisel zenginleşme içinde değiliz. Bunu isteseydik zaten 5 yıl önce de olurdu. İnsan hayatının tüketemeyeceği değerlerden bahsediyoruz. Bunun peşinde olmadık hiçbir zaman için. Bir defa 30 binin üzerindeki çalışanın bir sorumluluğu var. Ve bize yatırım yapmış 20 civarı fonun bir ağırlığı var. 1000’den fazla çalışanımız da Getir’in ortağı aslında. Bu da bizim yükümüzü azaltıyor. Herkes işin sahibi, patronu oluyor. Türkiye’ye karşı bir sorumluluğumuz var. Bu iş Türkiye’den çıktı. Başarıyı sürdürmeliyiz. Ama bizim artık kurucular olarak biraz daha günlük işlerden çıkıyor olmamız gerekiyor. Epeyce profesyonel kadromuz var. Ama profesyonel kadrolarımızın sayısını artırmamız gerekiyor..”