Geri Dön

"Örgü öreyim dedim olmadı, illa şarkı söylemem gerek"

28 yıl aradan sonra yeniden stüdyoya giren Ayten Alpman, "Bir Başkadır Ayten Alpman" adlı albümünü çıkardı: "Bu albümde öyle müzisyenler var ki insan milyarlar harcasa bir araya getiremez. Ben hep böyle dört ayağımın üstüne düşerim"

Bu diyalog, 20 yaşlarındaki arkadaşımıza bu ülkenin gelmiş geçmiş en "özel" seslerinden birini derhal tanıması için verdiğimiz ev ödeviyle son buluyor. Çok da şaşıramıyor insan, Ayten Alpman 1949'dan beri hayatımıza şarkılarıyla eşlik ediyor ama en son kaydını 1979'da yapmış. Ailesinden gizli Arto Orkestrası'nda solist olarak başlamış müziğe. Kızların şarkıcı olmasının felaket sayıldığı yıllar. Nişantaşı Kız Lisesi'nde okurken İlham Gencer'le tanışma, radyo programları, bindikleri taksinin omuzlar üzerinde havalara kaldırıldığı üniversite konserleri ile şaşaalı bir dönem... Cazla başlayan parlak serüvenini, değişen şartlar neticesinde Türkçe parçalarla sürdürmüş ama arabesk furyasına yenik düşmüş . Ama o topu topu 10 yıl süren Türkçe döneminde öyle unutulmaz izler bırakmış ki, şarkıları 30 yıldır dinleniyor. "Memleketim", "Ben Varım", "Ben Böyleyim", "Tek Başına"... Bu sürede hep bir mucize beklemiş Ayten Alpman. Ama onun beklediği kendisine yakışacak yeni bir besteyken, başka bir "deli" çıkmış karşısına: Hakan Eren. İki yıl önce kurduğu Ossi Müzik'le Türk popunun kaybolan tarihini gün yüzüne çıkaran Eren, 28 yıl sonra yeniden stüdyoya girmeye ikna etmiş Alpman'ı. Şimdi elimizde 10 yepyeni Ayten Alpman şarkısı var. Aslında hepsi daha önce başkaları tarafından söylenmiş: Gündoğarken'in "Sen Benim Şarkılarımsın"ı, Ajda Pekkan'ın söylediği "Seninleyim" ve "Her Yaşın Ayrı Bir Güzelliği Var", Melike Demirağ ile özdeşleşmiş "Arkadaş", Serdar Ortaç'ın "Yaz Yağmuru", Nilüfer'in "Erkekler Ağlamaz"ı. Ama Sadun Ersönmez ve Kamil Özler'in düzenlemeleri ve Alpman'ın yorumuyla hepsi "yepyeni". Albümün adına katılmamak mümkün değil: "Bir Başkadır Ayten Alpman". Nasıl yani, Ayten Alpman adını hiç duymadın mı?" "Duymadım." "Havasına suyuna, taşına toprağına... Onu da mı duymadın?" "Onu duydum tabii." "O giderse ben varım?" "Aaa 'Aliye'nin şarkısı..." Evet, hele başkalarının şarkılarını söylemek gibi bir niyetim hiç yoktu. Derdim ki birinin söylediği şarkıyı tekrarlamak ancak ilk söyleyeni hatırlatır. Sonra Hakan geldi bu projeyle, ben şarkıları kimin söylediğini bilmeden dinledim. Ve dedim ki ben seneler senesi Sinatra'nın, Ella'nın şarkılarını hep onlardan değişik söylemeye çalıştım. E onu yaptımsa Türkçe şarkıları da yapabilirim. İnşallah olmuştur. Sizin böyle bir albüm yapmaya hiç niyetiniz yoktu, değil mi? Evet, onu öğrenince de sevindim. Böyle genç ve yetenekli bir bestecinin şarkısını söylemek hoş bir şey. En çok şaşırılan da albümün içinde bir Serdar Ortaç bestesi olması... Kamil benim çok eski arkadaşım, Hakan da Sadun diye tutturdu. Ben başlarda çok genç diye istemedim. Bizim seçtiğimiz şarkılar biraz caz tınısı olan şarkılardı, zannettim ki genç bir müzisyen bu havayı veremeyecek. Fakat iyi ki ısrar etmişler. Bu albümde öyle müzisyenler var ki insan milyarlar harcasa bir araya getiremez. Zaten hep böyle dört ayak üstüne düşerim. Aranjörleri nasıl buldunuz? "Her akşam 2 bin askerle öpüştüm ağlaya ağlaya" Onları çok söyledim, hatta çok yakın arkadaşlarımdan da tenkit alıyorum, bıktık senin "Tek Başına"ndan, "Memleketim"inden diye. Eski şarkılarınızdan birini koymayı düşünmediniz mi? Zaman zaman şarkıyı söylemekten bıktığım doğru. Ama burnum sızlamadan, gözlerim dolmadan da söylediğim vaki değil. En son mitingde işte hüngür hüngür... "Memleketim"le anılmak sizi bıktırıyor mu hiç? Evet. Carlton Oteli'nde bu şarkıyı söylerdim, kimse aldırmazdı. Ama üç-dört ay sonra bir gün benim sokakta kıyamet kopuyor "Memleketim" diye. Televizyonu bir açtım, Kıbrıs çıkartmasıymış, tanklar, askerler ve ben avaz avaz "Memleketim" söylüyorum. Aman ondan sonra, doğru Napoli'ye NATO birliğine, arkadan Gölcük Denizaltı Birliği, Harp Akademileri, iki sene askerlere şarkı söyledim, her akşam 2 bin askerle öpüştüm ağlaya ağlaya. Geç fark edilmiş bir şarkı o... Zor geçti. Aslında hep yaşlanıp da hâlâ hırslı insanlardan olmak istemiyorum derdim ama bu acayip bir virüs. Arkadaşlarımla oyun oynayayım dedim, örgü öreyim dedim, olmadı. Şarkı söylemekten başka hiçbir şey beni mutlu etmedi. Şarkı söylemediğiniz dönem nasıl geçti? Tek piyanoyla bir caz albümü var kafamda. Hoş cazdan ayrılalı epey oldu, öyle bir iddiam da yok artık. O kadar uzun senelerdir Türkçe şarkılar söylüyorum ki, caz başka türlü bir şey, bir yaşam tarzı. Bazen pop şarkıcılarından duyuyorum, "Konserde iki tane de caz parçası söyleyeceğim". Hayretler içinde kalıyorum. Pop söyleyen birisinin arada iki tane de caz söylemesi diye bir şey olmaz ki. Caz derya gibi bir şey. Caz albümü yapmayı düşünmediniz mi? "Uğraşmadan hazıra konmak bana mahsus bir şey herhalde" O bir kaçıştı. İlham Gencer'den boşanmıştım, çocukları bana vermek istemiyordu, gizli gizli görüyordum onları. Çalışma imkanım da yoktu, Ayten-İlham Gencer ikilisi olarak çalışmışız, ben yalnız kabul görmedim. O zaman işte kalktım İsveç'e gidip kendimi caza verdim. Üç ayda bir gelir çocuklarımı görürdüm, altı seneyi öyle geçirdim. Şimdi hâlâ içlerinde o burukluğu hissediyorum sanki. Hayatımda yaşadığım en kötü şey bu. Siz kariyerinizin daha başında her şeyi bırakıp İsveç'e caz söylemeye gittiniz... Evet, o zamana kadar uyduruk söylüyormuşum, ne söylediğimi İsveç'te anladım. Dünyam çok açıldı. Ama müzikal anlamda geliştiğiniz bir dönemdi aynı zamanda. Sanıyordum ki dönünce yıkılacak ortalık. Artık cazı biliyorum çünkü, repertuvarım çok güzel. Ben gittiğim vakit Tülay German "Misty" söylüyordu, geldim ki "Burçak Tarlası" diye abuk sabuk bir şey söylüyor. Dedim bu ne? Artık böyle dediler, herkes Türkçe söylüyor. İstanbul'da caz kulübü kalmamış. Öyle bocalarken, Fecri Ebcioğlu "Sensiz Olmam" diye bir şarkı getirdi. Bunu söyle dedi, cazla filan bir şey olmaz. Öyle başladım Türkçe söylemeye. Umduğunuzu bulabildiniz mi dönünce? Dedim ya şanslıyım diye, bu o. Bu kadar hırs olmadan, uğraşmadan hazıra konmak bana mahsus bir şey herhalde. Geçen yıl bir "Ben Varım" patlaması yaşadık "Aliye"den dolayı. Siz köşenizde otursanız bile bir şeyler sizi gündeme getiriyor. Evet, onunla dizide tanıştık. Çok sempatik, çok tatlı bir genç. Ses tonu harika. "Arkadaş"ı yaptığımız vakit şiiri de oku dediler, benim hiç öyle bir kabiliyetim yok, Halit geldi aklıma. Çok mütevazı, çok şeker, seve seve okudu. Albümünüzde Halit Ergenç de var... "İlham Gencer'le mesut olmadım" Evet İlham Gencer, Ümit Aksu, bir tane de yanlış bir şeydi. Ben İlham Gencer'le mesut olmadım hiç, kötü bir evlilikti. Ümit'le çok mesut oldum, çok sevdim, çok dolu dolu bir adamdı, 30 yıl beraberdik onunla. Ondan evvelki benden çok genç bir adamdı, nasıl bir yanlıştı bilemiyorum. Yanlış bilmiyorsam üç evliliğiniz oldu sizin, değil mi? Bıraktım çünkü baktım ki hakikatleri yazamıyorum. Yazdığım adamlar yaşıyorlar hâlâ, onlara çok dokunacak. Yalan yazsam da o zaman çok töhmet altında kalacağım. Mesela bir kadın iki çocuk sahibi olduğu olmuş bir evliliği niye pat diye bırakır da gider? Derler ki iyi bir anne değilmişsin. O töhmeti yüklenmek istemiyorum çünkü öyle değil. Ama sebeplerini de yazamıyorum. Onun için şimdilik vazgeçtim. Bir ara hayatınızı yazıyordunuz, bıraktınız mı sonra? "Sesimi korumuyorum" Korumuyorum, iki paket sigara içiyorum. Herkes şarkı söyleyebilir, mühim olan hissettiğini dışarıya verebilmek. Bunu boru gibi bir sesle de verebilirsin. Şarkı söylemek anlatmak demek. Ben öyle pırıl pırıl bir sese pek rağbet etmiyorum. Sesinizi nasıl koruyorsunuz diyeceğim ama pek korumuyorsunuz anlaşılan. Öyle düşünüyorum. Şarkı söylemek ruhunu nakletmek demek. Çok zengin bir ruh, zengin bir dünya, hassasiyetin karışımı bu. Benim aşka verdiğim, sevgiye verdiğim kıymet çok mühim. Demiyorum bütün insanları çok severim ama sevdiğim vakit çok içten. Sevmek var, sevmek var. Bu şarkıları sizden dinleyince bu kadar etkilenmemizin nedeni bu herhalde.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber