Akil adamlara çağrı

Bu rekabet, tarihe çok özel sayfalarla yazılacak. Saha içinde oynayan futbol emekçileriyle, onların mücadelesini yöneten spor idarecileri, saha ve kulvar dışına çıkıp, rekabeti oyun alanından kabadayılığa taşıdılar.
Zehirli bir rekabet bu… Sportif anlamda rekabet, oyunu geliştiren, yaratıcı düşünceler ve uygulamalarla güzelleştiren ve hepimizi statlara koşturan bir dinamiktir.
Ama kirlendi bu rekabet, dedik ya, zehirlendi.
Hiçbir değere saygıları kalmadı. Birbirlerine yapılmadık hakareti, söylenmedik sözleri bırakmadılar.
Kendi aralarındaki çatışmada ortak bir hasım bulup TFF’ye de saldırıyı ihmal etmediler. Hakemleri de kurban listesine eklediler. Doymayan ihtirasları ile sadece kendileri için hak ettiklerinden fazlasını istediler.
Galatasaray-Fenerbahçe (0-1) maçı, bu ligin en unutulmaz oyunu ve skoruyla bitti. Herkes için heyecan da vardı, ibret de!
Masum hocalarla temiz emeklerin kahramanı sporcular, sonucu normal tepkilerle sindirmeye çalıştılar. O emek kahramanları arasından biri çıkıp, popülist bir gösteriyle farklı bir role büründü.
Gece baskınını ve iki başkan arasında çirkin örnek oluşturan, kamuoyunu ekran başına kilitleyip huzursuz eden meydan okumaları da biliyorsunuz.
Hepsini de kınıyorum. Utanıyorum… Bu durumdan şikayetçiyim… Kaybolan sportmenliği arıyorum.
Peki nasıl çözülecek? Elbette hukukla. Uzamayan, gecikmeyen, ertelemeyen yargıyla…
Ama yetmez!
Bu başkanlar, futbolun akil adamlarının önünde buluşmalı, tartışmalı, yüzleşmeli ve tüm hesapları özür dileyerek kapamalıdır. Akil adamların adlarını yazmıyorum. Biliyorum ki sosyal medyanın ustaları (!) her birine ayrı kuyruklar takarak ateşi körükleyeceklerdir.
Türkiye’de herkesin saygı duyacağı yeteri kadar akil adam vardır.
TFF’nin ev sahipliğinde İstanbul Barosu, TMOK, TSYD temsilcileri, kulüplerin divan kurulu üyeleri “akil adam” olarak vicdanın sesini oluşturabilir, konsensus sağlayıp kulüp başkanlarına sporun değerlerini hatırlatabilirler.
Soracaksınız: Türkiye’de böyle bir şey olur mu?
Hem de mutlaka… Zaman geçirmeden…
Olmalı!

Haberin Devamı

ECLIPSE/ TUTULMA
PARİBU, Türkiye’de cimnastik tarihini değiştiren 6 cimnastikçinin öyküsünü belgesel kıvamında bir filmle kültür sanat hayatımıza kattı. Yönetmenliğini İpek Kent ve Efe Öztezdoğan’ın üstlendiği yapımcılığına spor yazarı kardeşim Banu Yelkovan’ın da katıldığı filmi hayranlıkla izledim. Yakından tanıdığım 6 cimnastikçimiz Nazlı Savranbaşı, Göksu Üçtaş Şanlı, İbrahim Çolak, Ahmet Önder, Ferhat Arıcan ve Adem Asil Tokyo 2020’ye nasıl bir adanmışlıkla, doğallıkla, sessizlikle hazırlanmış, o bronz madalya için nasıl bir enerji harcamış bir kez daha gördüm. Yazıyı maalesef finale yetiştirebildim. Gösteri, 29 ilimizde 24 Mayıs Cuma gününe kadar sürecek. Koşa koşa gitmenizi öneririm. Hem ders var, hem de keyif!.

Haberin Devamı

Evet, o uçakta ben de vardım
Gazetecilikte 60. yılımı idrak ediyorum. 60 yılda mesleksel ilkelerle seyahat davetlerine mesafeli durdum. İstanbul’un olimpiyat adaylığını öneren kişi olarak 5 seyahat ve 2002 Dünya Kupası’nın grup maçları (sonrası gazetemin desteğiyle)! Hiçbir kulübün davetine katılmadım… Devlet tarafından çeşitli törenlere ve toplantılara davet edildim, kabul etmedim. Geçen hafta İstanbul 2027 Avrupa Oyunları için Roma’daydık. Bizi davet eden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu idi. Spor ve siyaset alanından meslektaşlarımızla 41 saatlik bir maratonda koşarcasına işimizi kovaladık. Şimdi tartışılıyor ya… İşte benim hesabım… Hepsi bu!

Haberin Devamı