‘Ali Koç gözünü karartmış!’

Süreci eğlenceyle izledim. Türkiye Futbol Federasyonu’nun takım harcamalarında Fenerbahçe’ye ancak 154 milyon TL (daha sonradan 177 milyon TL) limit tanıması, sakin yaz aylarında sert rüzgarlar estirdi. Tartışmalara, polemiklere tanık olduk. Sürekli itiraz sesleri yükseldi.
Ama bugün durduğumuz noktadan bakınca hiç de beklenmeyen bir tablo ile karşı karşıyayız: Fenerbahçe açık ara transfer şampiyonu. 18 yeni oyuncuyla adeta yeniden bir takım kurdular.
Harcadıkları para 15 milyon Euro. Kazandıkları 22 milyon! Bırakın itirazı filan, hem TFF sınırları içinde kaldılar, hem de kara geçtiler. Bu işin nasıl olduğunu merak edip o günlerde TFF Başkanı Özdemir’e sordum: “Başkan, Fenerbahçe sürekli adam alıyor. Ne oluyor? Limitlerini mi yükselttiniz?” Nihat Bey gülerek yanıtladı: “Bankalarla iki yılı ödemesiz yeni yapılanma anlaşması yapıyorlar, limitleri yükseliyor. Futbolcu satıyorlar yükseliyor. Sponsor anlaşması yapıyorlar, limitleri de zaten doğal olarak kendiliğinden yükselmiş oluyor.”
Evet, Vedat Muriç’in satışından elde edilen 17 milyon 500 bin Euroluk gelir de dikkate alındığında ortada merak edilecek bir durum yoktu.
Acaba ezeli rakipleri olaya nasıl bakıyordu?
Galatasaray ve Beşiktaşlı yöneticilerle sohbet ettim. O nedenle adlarını açıklayamam ama, gerçek değerlendirmelerden özet verebilirim :
“- Başkan Ali Koç, fena halde gözünü karartmış. Müthiş transfer hamleleri yapıyor. TFF’nin verdiği limitlerle bu hamleleri yapmak o kadar kolay değil. Rekabette güç dengelerini zorlayacak kural dışı hamleler var mı, yok mu kuşkudayız. Ama onları suçlamıyoruz.”
Ali Koç’un gözünü karartması ne demek?
TDK’ya göre “Bir işe atılırken hiçbir şeyden çekinmemek.”… Elif Şafak, bir romanında kahramanı Cemal’i şöyle tanıtıyormuş: “Cesaret timsali değildi Cemal ama üç büyük birayı devirdikten sonra kendi gözünü karartabileceği gibi başkalarınınkini de morartabileceğinden şüphesi yoktu.”
Bu tanımlamalardan sonra Fenerbahçe Başkanı Ali Koç için ezeli rakiplerinin “Gözünü karartmış” demesi gayet doğal. Hele ki Cemal’in “başkalarının da gözünü morartabileceği” olasılığı, yakıştırmaya derinlik katıyor. Akla derbi maçlar geliyor, ister istemez!
Galatasaraylı dostlar, satamamaktan… Beşiktaşlılar da gönüllerince alamamaktan yakınıyorlar. Bir Beşiktaşlı yönetici, “Abi elimizde sadece 1 milyon lira kaldı, bu parayla kimi alacağız ki” diyor.
Ali Koç’un kişisel hamlelerinden de söz ediliyor. Antalyaspor’dan Nazım Sangare’nin alınması, doğrudan iş ilişkilerinin spora da yansıması, Nazım’ın tercihini belirliyor. Geçmişte de bu tür örnekleri gördük. Dahası Ali Koç’un Gökhan’ın transferi için Beşiktaş Başkanı Ahmet Nur Çebi’yi arayarak centilmence izin ve anlayış beklediği de biliniyor.
Bir başkanın, hayal kırıklıkları yaratan geçmiş transfer örnekleri ve başarısızlık öykülerinden sonra, gözünü karartarak transfer operasyonları yapması, bizim ülkemizde taraftarları mutlu eden, tam da beklenen bir şey.
Peki bu öykü mutlu sonla biter mi? Fazla değil… Hele bir 40 hafta tamamlansın, görürüz.

F.Bahçe “parçalı” Bulut’lu

Sevgili dostum Ahmet Çakır’la “gözünü karartma”yı tartışırken, Fenerbahçe Başkanının hamleleriyle oluşan takımı da konuştuk.
On sekiz yeni futbolcu. On sekiz ayrı karakter. On sekiz farklı futbol yeteneği…
Erol Bulut’un sil baştan yeniden kurulan bu takımda ne yapmak istediği, nasıl yapacağı ve hangi sonuçları alacağı merak ediliyor. Ahmet’e göre, ”Takımı doğru on birlerle oynatmak, oyun felsefesini aşılamak, beklenen sonuçları almak o kadar kolay değil... Yol kazaları yaşanabilir” diyor.
Oradan, Galatasaray’ın eski futbolcularla zorunlu olarak yola devam etmesinin Terim ve oyuncularına avantaj sağlayabileceğine değiniyoruz.
Fenerbahçe’de hava “parçalı Bulut’lu”… Galatasaray’da hararet de var, sükunet de. Bakalım, ne ola!

BEŞİKTAŞ: Başkan ve Hoca

Beşiktaş’ın gerçekleri, haftadan haftaya alınan sonuçlarla bir bir su yüzüne çıkıyor. Çaresizlik ve kuşatılmışlık hissi, hem Başkan Ahmet Nur Çebi’yi, hem de Sergen Yalçın’ı hırpalıyor. Ama asla düşmeyecekler, dayanacaklar. Hem Beşiktaş sevgisi, hem de durumun ciddiyeti onları büyük bir sorumlulukla baş başa bırakıyor. Dayanarak, direnerek, sabırla ve destekle bu zor süreci atlatacaklar. Asla teslim olmayacaklar, pes etmeyecekler. Başka çare var mı?

Milliyet UN WOMEN

Ne kadar da güzeldi dünkü manşetimiz.. Toplumsal cinsiyet eşitliği adına haber çalışmaları yürüten Milliyet, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN WOMEN) medya birliği üyesi olmuştu… Kadının gelişimine her alanda öncelik tanıyan bir gazeteye de böylesi yaraşırdı. Hele ki dış politika yazarı Verda Özer, kadın sporuna ısrarlı yazılarıyla destek veriyorsa. Milliyet Spor da kadın sporunu en iyi biçimde yansıtıyorsa… Yaşasın toplumsal cinsiyet eşitliği. Yaşasın Milliyet.

Bu çocuğu tanıdınız mı?

1942’de Giresun’da doğmuş. Balkanlı bir ailenin çocuğu… Bahçelerde, sokaklarda top oynarken, annesinin gözü gibi baktığı ortanca çiçeğini de mahvetmişler… Ama o topu bırakamamış… Futboldaki hayalleri, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencilik yıllarına takılıp kalmış. Sonrasında, oynayamadığı futbolu yönetmeyi başarmış bir çocuk… Şenes Erzik. TFF Onursal Başkanı, UEFA Onursal Üyesi, FİFA İcra Kurulu üyesi… Dünya futbolunu yöneten ultra otoritelerden biri. Hamit Turhan ve Zafer Büyükavcı tarafından hazırlanan kitabı neden yayınladığını şu sözlerle anlatıyor: “Kendi halinde taşralı bir gencin Avrupa ve dünya futboluna yön veren kurumların başına geçebileceğini, ülkesini dünyanın dört bir yanında temsil edebileceğimi gençlerin öğrenmesini, bilmesini istiyorum. Övünmek için değil, bilinmek için yazdım.”
Şenes Erzik, kuşkusuz yaşayan en önemli spor adamlarımızdan biri. Yazdıklarını tarih sayfaları gibi ibretle okudum.
Şenes Erzik’le ilgili bir önerim var: Tıpkı Uğur Erdener gibi onun da büyükelçi olarak atanmasını diliyorum. Yaşı 78… Emekli diplomat, Washington eski büyükelçisi dostum Namık Tan’a yaş engeli olup olmadığını sordum: “Devletimizde istisnai memuriyet uygulaması vardır. Sağlığı yerinde ise yaşı sorun değil. Şenes Bey tam anlamıyla büyükelçiliğe layık örnek bir yurttaşımızdır” dedi.
Erzik’e düşen bir görev daha var: Son 30 yılda rol almış bir spor adamı olarak dünya futbolunda yaşadıklarını ve gözlemlerini İngilizce bir kitapla yayınlamak. Bunu yapmazsa, görevini bitirmemiş demektir.