L’argent suit l’intelligence, et l’intelligence suit l’argent... Fransa’dan güzel bir deyim: “Para aklı, akıl da parayı takip eder”

Yaşadığımız süreç ve sorunlar ne olursa olsun, evrensel değer taşıyan bu sözler, ne mutlu ki bu yıl ara transfere de yansıdı. Özellikle Dört Büyükler, acı ve dramatik sonuçlarla karşılaşmamak için tedbirli bir tüccar gibi davrandılar. İşi kitabına uydurma niyetlerini de unutmadan söyleyelim, parayı harcarken, sözleşmelere imza atarken akıl yolundan sapmadılar. Şunu da söylemeli: Transfer rüzgârlarının en sert estiği alan, sosyal medya alanıdır. O alanda herkes kafasına göre taraftarı olduğu kulübün ihtiyaçlarını, harcamalarını izlerken, asıl dikkatle rakip kulüplerin ne yaptığına bakar. Pandemi nedeniyle boş tribünlerde taraftar tepkilerini görmek mümkün değildir. Bu tepkiler şimdi olanca duygusallığı, coşkusu, sevinci, neşesi ve öfkesiyle sosyal medyada yansımaktadır. Oradan bakarsanız, adeta bir “idrar yarışı”na dönüşen transferde en büyük sükseyi Fenerbahçe yapmıştır. Mesut Özil’i Arsenal’den alıp getirmek, Londra kulübü ne kadar dışlamış olursa olsun, bir dünya yıldızını Süper Lig’e kazandırmak, başarıdır. Rekabet gözlüğüyle bakmadan, yıllardır dilimize yapışan “marka değeri”ni düşünmeliyiz. O değer Mesut Özil’le artabilir. Sadece onunla değil... Osayi Samuel ve Attila Szalai ile de artar marka değeri. Galatasaray’da da  Gedson Fernandes, Mostafa Mohammed’le bir üst değere sıçrayabilir ligimiz..

Sosa’dan Bakasetas’a
Trabzonspor’un Bakasetas transferi de göz kamaştırıcıdır... Sosa’nın sözleşme yenileme tekliflerine bakmadan, uçar adım Fenerbahçe’ye gitmesi ve Abdülkadirlerin sakatlığı ile adeta travma yaşayan Karadeniz takımı, nihayet en önemli kaybını, fazlasıyla, telafi etmiştir. Abdullah Avcı’nın elinde yeniden Süper Lig’deki tarihsel kimliğine bürünen Trabzonspor da taraftarlarına gerçek bir müjde vermiştir. Berat’ı da unutmayalım. Dört dörtlük bir evlat kazandı bordo-mavililer.

Onyekuru ve Mohammed 
Fatih Hoca ve yönetim, erkenden niyet beyanında bulununca, eldeki kuş İrfan Can Kahveci uçmuştur. Kuşun maliyetini de artık uçuran düşünsün! Kimse merak etmesin: Galatasaray mevcut kadrosu, Onyekuru’dan Mostafa Mohammed ve Halil Dervişoğlu’na kadar gençleştirip yenilediği oyuncularıyla yarışa güç kazanarak devam edecektir.

Ahmet Nur Çebi üçlük attı
Beşiktaş’a bakarsak... Belki de en akıllı davranan Başkan Ahmet Nur Çebi oldu. Stoper arayışından vazgeçildi. Kamuoyunda biz medyacıların köpürtmesiyle Mandzukiç ve Hulk haberleri tekrarlanırken, Çebi ikisine de tek fiyat teklif etti. Menacerler çıtayı yükselttiler, Çebi, “hayır” dedi. Çıta yükseldiği yerden biraz indi ama başkanın tavrı değişmedi.Asıl hedef Cenk Tosun’du. Everton’da mutsuz bir süreç yaşayan Cenk Tosun’un yuvaya dönmüş olması, basketbol deyimiyle tam bir üçlük atıştır. Şenol Hoca’nın da, Sergen Yalçın’ın da keyifle güldüğünü görüyorum. Bu transfer herkesi memnun eder.F.Bahçeli İrfan
Motivasyonunu kaybetmiş, elektriği boşalmış ve yeni bir yapılanmaya ihtiyacı olan Başakşehir’de kalsaydı, çok zor bir sezon geçirip yıpranabilirdi. İstim üzerinde yol alan bir takıma, Fenerbahçe ya da Galatasaray, asıl onun ihtiyacı vardı. Başakşehir’den ayrılarak o ihtiyaç doğrultusunda gerekeni yapmıştır. Asıl sorun, gittiği kulübün, Fenerbahçe’nin ona kazandıracağı değerle ilgilidir. Güçlü bir kadronun, en güçlü, en zengin, en alternatifli orta alanına katılıyor. Ozan, Gustavo, Sosa, Ferdi, Pelkas ve ille de Mesut... Erol Bulut Hoca’nın, Milli Takım oyuncusu İrfan’a ne kadar şans vereceği, ne kadar değer katacağı da merak konusudur.

ŞADAN
Cumartesiden beri terk edil-miş, yalnız ve çaresiz hissediyorum. Çok ölümlü acılar yaşadım. İçim kavrulurken gözlerimden yağmur aktı.O acılar beni pişirdi...Bugün yine çiğ, yine ham, tatsız, ve kararsızım. Ölüm acısı yüreğime Şadan Gökovalı ile düştü. İzmir’de tanıştığımız gün ilk ve son defa “abi” dedim. Sonrasında ben “Ereitrealı Attalos”, o da “Covalı Şadus”... Ege Ekspres’te çalıştık. Güzelyalı 1 sokakta aynı evi paylaştık, Hatay Caddesi’nde komşu olduk. Meslektaş, dost, arkadaş ve yoldaşlıkla 55 yılı geride bıraktık. Daha doğrusu o bıraktı ve gitti.Şadan Gökovalı, sıradan bir fani değildi. Her biri eşsiz en az 10 iyi adamdı.Gazeteci, radyocu, televizyoncu, tarihçi, edebiyatçı, şair, yayıncı, profesyonel kültür ve turizm rehberi, antikite ve mitoloji yazarı, usta, öğretmen, akademisyen, bilge ve lider.Hayat boyu soru işaretleri, gözlem, araştırma, merak ve heyecanla koştu.Okudu, öğrendi, coştu.İflah olmaz bir öğrenci gibi yaşadı. Profesör unvanıyla öldü.Türk medyasına köşe yazarları, televizyon ve radyo programcıları, eşsiz haberciler yetiştirerek; isimsiz şairleri kitaplarıyla, şarkı olmuş dizeleriyle topluma tanıtarak, edebiyata kazandırarak ayrıldı bu dar-ı dünyadan.Hayata sığmadı, ölümsüzlüğe taştı.Fenerbahçeliydi canım arkadaşım... Büyük ustamız Halikarnas Balıkçısı’yla buluştu. Sonsuzluğa ulaştı.

Fransız usulü transfer

Sumudica/ Okan Buruk
Başakşehir - Trabzonspor Süper Kupa maçının ikinci yarısında Teknik Direktör Okan Buruk, sinirli, gergin, öfkeli ve saldırgan bir tavırla ortamı gerdi. Hakem Yaşar Kemal Uğurlu tereyağı gibi yumuşak bir duruşla izledi tabloyu. Okan Hoca’ya en küçük bir ikazda bulunmadı, sarı kart gösterme gereği duymadı.Fenerbahçe-Rizespor maçında ise konuk takımın teknik direktörü Sumudica, önce gereksiz bir sarı kart gördü. Sonra da ikinci sarı... ve kırmızı ile cezalandırılıp oyundan atıldı. Hadi bakalım, MHK açıklasın bu iki kararı. Ben de sorayım sırası gelmişken: “Benzetmek gibi olmasın ama, Sumudica damgalı eşek mi yani!”