Antrenörlük macerası da aynen futbolculuğu gibi “parlak” sonuçlarla gelişti. Takımları bir üste seviyeye çıkarmanın yanı sıra, Ozan Tufan gibi iyi futbolculara “dokunarak” adeta “ikinci gençlik aşısı uyguladı.Beşiktaş’a geldi. Taraftarlarla kucaklaştı. Yarı yolda emaneten devraldığı ekibiyle lig üçüncüsü oldu. Şampiyonlar Ligi’nde ön elemelere çıktı, kaybetti. Sezona sıfırdan başladığı yılda “sıkıntılar vaad eden” takımı çifte kupalı şampiyonluğa taşıdı.Sergen Yalçın, bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde mücadele ediyor… Zor bir gruba düştü, henüz puan alabilmiş değil… Bu durum anlaşılabilir.Ama asıl akıl almaz durum ligde yaşanıyor. Geçen yıl tüm rakiplerine meydan okuyarak kazandığı şampiyonluk unvanını koruyamıyor. İstediği transferlerle güçlenen (!) kadrosunu oynatamıyor.Alanyaspor karşısındaki 5. lig yenilgisinden sonra söyledikleri, kimliğine de kişiliğine de ters. Duymamış olalım, diyeceğim ama, herkes duydu: “Bu kez sorumluluğu almıyorum. İsteksizliğin, kabullenmişliğin, çaba sarf etmemenin, sorumluluğunu almam!”Kırılmış, sarsılmış, güvenini kaybetmiş, hayal kırıklığına uğramış olabilir. Her antrenörün başına gelebilecek mesleksel travmalar bunlar. Kaybeden, işsiz kalan, istifa edenler oldu. Ama hiç biri “sorumluluktan” kaçmadı.Sergen Hoca, yardımcılarıyla birlikte antrenmandan sakatlıkların tedavisine, yeni oyun setlerinden psikolojik destek çalışmalarına kadar yepyeni bir program uygulayarak takımındaki “sorumsuz kabullenişin” yaralarını sarmalı. Ödülü de cezayı da esirgemeden ekibini “yoğun bakıma” almalı.Sergen Yalçın, kendisine hiç de yakışmayan açıklamayı yayıncı kuruluşa yaptı, basın toplantısında sanıyorum tekrarlamadı. Umarım kendisi de yanlışının farkındadır. Sorumluluğu almayan, futbolcularını da sorumlu tutamaz. Böyle bir durum da zamansız çözülmeye neden olur. Kimse boş durmaz, yazık olur!

Beşiktaş’ın kimyası bozuldu
Alex Teixeira, Miralem Pjaniç, Michy Batshuayi, Salih Uçan, Kenan Karaman… Adlarına ve çaplarına bakınca, hepsi de Beşiktaş’a güç katacak oyuncular olarak görünüyor. Kazın ayağı öyle değil. Tekrarlayan sakatlıklar, yorgunluklar, uyumsuzluklar, formsuzluklar söz konusu. İçlerinde futbolu unutmuş, hesabı kapatmış, önceki sezonu boş geçirmişler de var. Riske edilmemek için üç haftadır oyuna sürülmeyen “raporlu” oyuncular da Beşiktaş’ta. Geçen yılın dar kadrosu kocaman şampiyonluk kazanmıştı. Bu yıl takım kimyası bozuldu, hiç bir ışık vermiyorlar. Montero, Serdar ve Rıdvan da forma bulamıyor. Tek istikrarlı oyuncu Larin. Aman nazar değmesin!

Denizli’ye markaj

Pazar günü “Mustafa Denizli” sayfası yaptık. Hoca’nın Alsancak Stadı’na önerilen adıyla ilgili gerekçeleri ve tartışma konularını yazdık. Sonra kuşlardan (!) haber geldi… Ankara’da olaya “siyaseten” karşı çıkanlar varmış. Hiç de anlaşılır gibi değil. Oysa en çok futboldan gelenlerin desteklemesi gereken bir öneri bu. Neyse ki açılışı yapacak olan kişi de eski bir futbolcu: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan… Devlet’te topa dokunmayı en iyi bilen de o!

Toprak diyerek geçme, tanı…

Toprak Razgatlıoğlu ile ilgili ilk yazıyı 15 Temmuz 2014’de yazmışım. Motosiklet kariyerinin başındayken. Babası “Tekteker Arif”ten yarışçılığı öğrenip pistlere çıktığında 17 yaşındaydı. Bugün Superbike Dünya Şampiyonu… Kenan Sofuoğlu’nun ustalığı, YAMAHA’nın desteği ile öğrenip çalışarak adanmışlıkla kazandı. Bravo… Babana rahmet toprak!

Yok sayılan fotoğraf

Galatasaray-Fenerbahçe derbisi, yine tartışmalar, sarı ve kırmızı kartlar, öfke yaratan kararlarla geride kaldı. Bence maçın en güzel anı, o gerginlik ve yanlışların içinde yenik Galatasaray’ın usta kalecisi Muslera’nın kazanan Fenerbahçe’nin genç kalecisi Berke’ye sarılıp onu kutlamasıydı. Maalesef bu fotoğraf medyada yok sayıldı. Görüntü iki saniye ekrana da yansıdı. Ne yazık ki maçı anlatan arkadaşlar bu önemsiz (!) detayı dile getirmediler. Muslera bunu hep yapıyor. Ama bazı kaleciler, Milli Takım’a seçilen arkadaşlarını bile kutlamıyor… Neyse, neyse…