Top sende mi? Bir saniyen var!

“- Letonya maçından önce kadromuzda yer alan 5 genç futbolcuyla bir toplantı yaptım. Bugün kadrodan bir futbolcuyu maç listesine yazamayacağım. Bir kişi çıkacak ama, bu sizlerden biri olmayacak. Çünkü sizin oynamanız gerekiyor, öğreneceğiniz şeyler var” dedim.
“- Türkiye-Norveç karşılaşmasında biz toplam 116 kilometre, rakip Norveç ise 128 kilometre koşmuş… Rakibin her oyuncusu neredeyse bizden 1 kilometre daha fazla koşmuş. Üstelik karşımızdaki oyuncular Haaland vb en üst düzey isimler değil. Norveç, yüksek şiddetli koşularda bizden yüzde 25 daha iyiydi. Sprintlerde de bizden yüzde 30 daha üstünlerdi. Avrupa’da üst düzeye çıkmak ya da Dünya Kupası finallerine gitmek istiyorsak, fiziksel olarak mükemmel durumda olmalıyız. “
Spor medyasından bir grup arkadaş, TFF Milli Takımlar Sorumlusu Hamit Altıntop, Genel Sekreter Kadir Kardaş ve A Milli Takım Teknik Direktörü Stefan Kuntz’la geçen Pazar Riva’daki brunchda buluştuk. Alman hoca, düşüncelerini, hedeflerini ve gözlemlerini paylaştı. Yukarıdaki sözlerini oradan aktardım.
Kuntz’un bazı teknik değerlendirmeleri ve istatistik yorumları ilginçti: “5 genç oyuncuya (yukarıdaki) istatistikleri gösterdim. Artık ne yapmaları gerektiğini bilmeleri gerekir. İyi para kazanıyorum, Türkiye’de de şöhretliyim, bu benim için yeterli… diyorlarsa, başka! Ama iki yıl sonra dünyada tanınmak, 10 yıl sürecek üst düzey futbolculuk hedefleniyorsa, farklı şeyler yapmak gerekiyor.”
Kuntz’a göre 5-0 önde olunan maçlarda bile sprint yapılması beklenmeli. Öte yandan “Topa sahip olma istatistiğinin çok önemli olduğuna inanmıyorum” diyor… “İsabetli pas önemli bir veridir. Yan pasları bunun içine katmıyorum. Sürekli yan pas yaparak yüzde 80 isabet oranına da sahip olabilirsiniz.”
Sonrasında anlattıkları önemli: “Topu nerede kazanıyoruz? Kalemizden 45 m. uzakta mı, yoksa 60 m. uzakta mı? Rakip yarı sahada topun kazanılması cesaret gösterisidir. Rakibin organize olmadığı bir noktada gol şansını artırır. Topun ayakla teması 2 saniye veya fazlasıysa rakip takım oyuncusu uykuya dalabilir. Topu hızlı döndürüp rakibi sürekli harekete zorlamalıyız. Er veya geç rakip açık verecektir. Takımımızın bunu yapmasını istiyorum.”
Kuntz sadece istatistik ya da teknik kavramlarla sınırlamıyor sözlerini. Milli Takım’da oyuncularla ikili, üçlü sohbetler de yapıyormuş. Bazen de savunma-orta alan ve forvet oyuncularıyla ayrı ayrı toplanıyormuş. Takım ruhu önemsediği bir kavram. O nedenle 1 saatlik öğle yemeği arasına yeni bir yorum getirmiş. Herkes masada yerini aldıktan sonra Kaptan Burak Yılmaz “Afiyet olsun” diyerek yemeği başlatıyor. Herkes yemeğini bitirinceye kadar bekleniyor. Kimse ayağa kalkıp odasındaki tablete, telefona koşmuyor. Arkadaşlar hatır sormaya, ailelerini konuşmaya başlıyor. Dertleşiyorlar… Hoca zaman zaman videoları da paylaşıyor. Başarı için yüzde 1 şans varsa, ona inanmalarını istiyor.
Başka şeyler de anlattı Kuntz. Zamanı geldikçe o mesajlara döneceğim.. Futbola bakışını, çalışma ilkelerini ve oyunculara yaklaşımını öğrenince farklı bir ortam oluşuyor: Stefan Kuntz güven veriyor.

Son kelle: Özkahya
TFF Başkanı Nihat Özdemir, Gaziantepspor-Kasımpaşa maçını eksik oynatıp, sonrasında futbolcuları geri çağırarak müsabakayı tamamlayan FİFA kokartlı hakem Halis Özkahya’nın istifa dilekçesini hemen kabul edip yürürlüğe koymuş.
Ne kadar kolay, ne kadar hazin, ne kadar umut kırıcı bir karar bu.
Halis Özkahya 41 yaşında. 2007-08’den beri Süper Lig, 2009’dan beri FİFA kokartıyla uluslararası maçlar yönetiyordu. Önünde rahatça düdük çalacağı 7 yıl vardı. Sistemin tahammülsüzlüğü onu harcadı.
Kulüpler Birliği her ne kadar isim üzerinde durmadıklarını açıklasa da “istenmeyen hakemler” arasında adı anılıyordu. Özkahya’nın başına gelen skandal olarak nitelendiriliyor. Skandal, utanç verici olay demek. Evet, ortada teknik bir hata var. Ama buna skandal demek gaddarlık.. Hatadan dönülmeseydi, kural hatası ile maç tekrarlanma durumuna gelirdi. Ama hata düzeltilmiş. Buna rağmen giyotin çalışmış, Özkahya’nın kellesi kurban sunağına konmuş.
TFF Başkanı Nihat Özdemir’in, talep üzerine MHK tarafından istendiğini sandığım istifayı hemen kabul etmesi, bugüne kadar verilmiş kurban sayısını 1 adet daha artırmakla kalmıyor. Kıyımın devam edeceğini gösteriyor. Sayın Özdemir, bugüne kadar antrenörleri hiç muhatap almadı, hakemlere de hak ettikleri kurumsal saygıyı göstermedi. Seçildiği günden bu yana dördüncü MHK başkanı ile çalışıyor. Bu sayının nerede duracağını bilmiyoruz.
Halis Özkahya, sevilsin-sevilmesin, istensin-istenmesin bu ülkenin değerli bir uluslararası hakemidir. Böyle değerlerden kolay vazgeçilmemeliydi. Kamuoyunu tatmin edecek bir açıklamayla sahiplenilmesi gerekirdi, maalesef olmadı.
Serdar Çakman, Ali Aydın, Deniz Çoban ve Halis Özkahya. Listenin devamı da gelecek, bekleyelim. İstediğiniz kadar yabancı hakem danışmanları, eğitim uzmanları getirin bu tablo değişmeyecek. TFF bünyesinde ille de hakem işlerini karıştıran birileri olacak.
Bu güç gösterisinin sonlanacağını düşünmek hayaldir. Türk hakemliğinin başına gelen utanç verici durum gerçektir.
Megafondaki sesi duyar gibiyim şimdi: “Sıradakiii”