Bu ateşi kim söndürecek

Türk Telekom Arena’daki o ıslıklar, protestolar kime idi? Emre Belözoğlu’na mı, yoksa üzerindeki ay-yıldızlı formaya mı?
Kimin umurunda?
Şimdi yıllardır ektiğimiz kin ve nefret tohumlarını hasat etme zamanı.
Bu kez başrolde Emre vardı.
Yarın Selçuk İnan, Arda veya bir başka yıldız olacak.
Hele şu şike soruşturması bir bitsin. Daha ne çirkinlikler, ne kavgalar yaşayacağız.
Bugün takım değiştiren Emre’ye yönelen oklar, yarın rakiplere, rakip takım taraftarına, medyaya, Futbol Federasyonu’na, soruşturma savcısına, mahkeme hakimine çevrilecek.
Emin olun siyasiler de nasibini alacak.
Falanca takım küme düştüğünde, filanca kulübün başkanı futboldan men edildiğinde, öteki Avrupa kupalarından ihraç edildiğinde izleyin kalkacak toz dumanı!..
Hadi diyelim hiçbiri olmadı. Taşlar yerli yerinde kaldı, ezeli rekabetin ligi değişmedi.
Sanıyor musunuz Bursa ve Beşiktaş taraftarı arasında sönmesi mümkün görünmeyen ateşin İstanbul’a, Trabzon’a, Eskişehir’e, Sivas’a İzmir’e sıçramayacağını?
Hadi daha açık söyleyelim.
Şükrü Saracoğlu stadına, bırakın bordo-mavili formayı, atkı giremeyeceğini...
Avni Aker’in bir kilometre yakınına sarı-lacivertli flama, bayrak asılamayacağını...
Eskişehirspor ile Trabzonspor’un uzun yıllar dost olamayacağını...
Sivasspor ile Trabzonspor arasında küllenmeye yüz tutan gerilimin, daha uzun yıllar içten içe devam edeceğini...
Efendim, A takımı küme düşerse futbol ekonomisi batarmış.
Şike soruşturması sonunda birden fazla takımın canı yanarsa, Türk futbolu Avrupa’da rezil olur, milli takım uluslararası platformda beş paralık hale gelirmiş, taraftar birbirine düşman kesilirmiş.....
Kimin suçu, kimin sorumluluğu? Birini diğerinden ayırt edemeyiz.
O futbol ailesinin babası, anası, çocuğu, yakın ve uzak tüm akrabaları!
Yıllardır seyirci kalınan, nasıl olsa bizim başımıza gelmez diye görmezden gelinen, hasıraltı edilen her şey, şimdi kapımızın önüne terk edilmiş çöp yığınları gibi burnumuzun direğini kırıyor.
Ötemiz, berimiz pis kokuyor.
Çarşamba akşamı Emre Belözoğlu’nun ıslıklanmasını memleket meselesi yapanlara soruyorum.
Yarım yüzyıldır emeğe, rakibe, alın terine saygı kıyısından köşesinden tırtıklanırken, futbolun en kutsal değerleri kişisel çıkarlar uğruna ayaklar altına alınırken, futbolun sadece futbol olmadığı gerçeği, çirkin yalanlara tercih edilirken nerelerdeydiniz?.
Ortalık yangın yeri. Var mı ateşi söndürmek için atacak bir kova suyunuz?..

Top yekün iflasa doğru!..
Dolar ve euro almış başını gidiyor.
Şike soruşturması nedeniyle sponsorlar yeni anlaşmalara sıcak bakmıyor.
Şu ana dek satılan kombine biletlere bakarsanız, kulüplerin tribün gelirleri yarı yarıya düşecek.
Yayıncı kuruluş tetikte. İşler daha karmaşık hale gelirse “Zararın neresinden dönsem kârdır” deyip tazminatı ödeyecek ve çekilecek.
Yeni yayın ihalesinde rakam yarı yarıya azalacak.
Yabancılarla döviz üzerinden anlaşma yapan kulüpler on milyonlarca dolar gelir kaybı karşısında sadece lejyonerlere değil tüm futbolculara yeni kontrat önerecek.
Çoğu kabul etmeyip işi yargıya götürecek.
UEFA, eğer saptanırsa bizde de şikeye karışan kulüpleri Yunanistan örneğinde olduğu gibi 5 yıl kupalardan yasaklayacak.
Sonuçta bağırsaklarımıza kadar temizleniyoruz derken, komadan çıkan hastayı ayağa kaldırmak için yedirecek ekmek dahi bulamayacağız.
Yazılan senaryonun, oynanan oyunun farkına varamayan, güce tapan ve ona itaat ettiğini göstermek için ahkam kesenler sadece Türk futbolunun değil, Türk spor medyasının da iflas ettiğini anladıklarında çok geç olacak, çoook!

Sadece futbolda mı dibe vurmuşuz?..
Koca bir yılın stresini atabilmek için yine bir haftamız var.
Soluğu her zamanki gibi Ekincik koyunda alıyoruz. Mehmet abi orada, Tahsin orada, ev sahibimiz Emrah da orada.
Biz “hayal” ediyoruz, onlar gerçekleştiriyor.
Futbol Federasyonu seçimleri ve ardından patlak veren şike soruşturmasını konuştuğumuz bir süreçte tatil ilaç gibi geliyor bize.
Ekincik bu kez sakin. Yazın ortasındayız ve koca otelde sadece 4 oda dolu.
Alışılmadık bu durumu dostlara soruyorum. Yanıt ilginç: “Geçen Pazar’a dek boş oda yoktu. Ertesi gün bıçak gibi kesildi işler.”
“Neden?..”
“Herhalde Ramazan ayı başladığından. misafirlerin sayısı yüzde 90 azaldı.”
Son seçim sonuçlarını düşündüm. Yüzde 50’den diğer 50’yi çıkardım olmadı. Mahalle baskısının üzerine yüzde 25 ekledim. Yok, yine olmadı. Vazgeçtim.
Akşam güneşin dağın ardından süzülerek güne veda edişini izlerken düşündüm.
Birileri sırf kendi egolarını tatmin ve kişisel çıkarlarını korumak adına futbolu kirletmeye devam ederken yakayı ele verdi.
Bazıları onların çirkin emellerine alet olmaya çalışırken kendini demir parmaklıkların ardında buldu.
Yaptıkları malum “yasaya” göre suçtu!
Cezaları da ha keza. Ceremesini çekeceklerdi kuşkusuz.
Ya Ekincik gibi diğer tatil yörelerindeki yüzlerce küçük işletme?..
Bugün sezonun 4’de birini boş geçirmek zorunda kalanlar, yarın kapıya kilit vuracak hale gelirse, kimlerin işine gelecek bu dibe vuruş? Bildik bileli “doğal koruma bölgesi” ilan edilen Ekincik’e “imar izni” veren ve yakında bundan rant umanların mı acaba?..

9 Nisan tarihli bu köşeden bir alıntı..
“Bizim yıldızlar, Türkiye’de kazandıkları paraları Avrupa’nın hiçbir kulübünden alamazlar.
Arda’nın huzuru paraya değişeceğini sanmıyorum.
Ligde Galatasaray dışındaki herhangi bir kulübün Arda’ya para ve huzuru birlikte sunabileceğini de. Arda’nın yeni sezonda kulübüne para kazandırarak Avrupa’ya gitmesi, akla yakın olasılık.
Selçuk İnan’ın durumu farklı. Basamakları emin adımlarla çıkan Selçuk, henüz kendi ayarındaki futbolcular kadar kazanabilmiş değil.
Trabzonspor dışında, Galatasaray ve Fenerbahçe seçenekleri çekici olabilir.
Arda giderse şaşırmam. Kalırsa yadsımam.
Selçuk giderse sürpriz olur. Kalırsa anlarım.”