En nefret ettiğim sözcüktür “savaş.”
Acı, gözyaşı, felaket, hayal kırıklığı demektir.
Yüz yıllardır insanlığın başına dert olan en dehşet verici hesaplaşmadır bence.
Kazananı yoktur, kaybedeni çoktur.
Sadece sebep olanları mutlu eder. Para, prestij, korku salma veya güç gösterisidir amaç.
Diğerleri ise korkunç oyunun piyonları.
Savaş deyince sadece cephe gelmiyor aklıma. Yaşamın her alanında çıkıyor karşımıza.
Ülkemizde ise bilhassa futbolda.

Sırayla olsunlar!
Kavga ederek, hak aramak adına sistemin ayarlarını bozarak, kendi hatalarımızın üzerini örtmek için hayali suçlular yaratarak, gerilimle beslenen, bunları yaparken de saygı kavramını unuttuğumuz bir coğrafyada yaşıyoruz. Kulüp isimleri değişir, yöneticiler, federasyonlar, kurullar değişir; bizdeki kaos değişmez.
Genellikle de camialarının büyüklüğünü öne sürüp, sesini yükseltmeye çalışanların eseridir bu huzursuzluk.
Geçmişe bakın. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş gerilim yaşamıştır futbolu yönetenlerle ve hakemlerle.
Şimdi de Trabzonspor’un devreye girmesiyle ortalık yine toz duman.
Hepsinin dilinde tezgah, komplo, tuzak var.
Bence dört büyükler anlaşsınlar, her sezon biri ipi göğüslesin! Kimseyi de almasınlar aralarına.

Herkes mi suçlu?
Peki kim yarar sağlayacak bu kapışmadan?
Emin olun kimse.
Peki, herkese mi düşman bu hakemler? Onlardan şikayetçi olmayan tek kulüp var mı?
Yöneticileri ve hakemler her sezon kafa kafaya verip, “bu sene falanca takımı şampiyon yapacağız” mı diyor?
Tombala çekmiyorlar ise, sırayı kim belirliyor?
Gelmiş geçmiş tüm federasyonlar töhmet altında kalmıyor mu?
Kazanılan tüm şampiyonluklar şaibeli mi?
İsteyen üzerine alınsın. 35 yıllık gazetecilik yaşamımda futbolun çok kirli yollara saptığını, hırsın aklın önüne geçtiğini gördüm.
Aralarında federasyon başkanı, kulüp- hakem yöneticisi, hakem ve futbolcular vardı. Kendi takımı üzerine bahis oynayan milli futbolcular dahi...
Tüm bunlar unutulmadığı için de futbolun “temiz” kalabileceğine olan inanç zedelenmiş durumda.

Aynaya bakalım!
Yaratılan paranoya, medya dahil futbolun tüm paydaşlarını potansiyel suçlu haline getiriyor. Aslına bakarsanız taraftar hariç, kimse sütten çıkmış ak kaşık değil.
Dolayısıyla, ne yazık ki futbol kültürümüzü dünya ile boy ölçüşecek seviyeye çıkaramadık.
Marka değerinden ise hiç söz etmeyelim. O değer bir kurum veya kulüp değil, oyunun bütün unsurları arasında barış sağlandığında yükselir.
Sorum şu; ortada fol-yumurta yok ise, bir ülkenin yakın geçmişinde niçin “şike ve teşviği” önlemek için yasa çıkarılır, neden talimatlar düzenlenip ağır cezalar öngörülür?..
Herkes dürüstçe kendi payını alırsa, yanıtı ortaya çıkar!
Gerçeklerle yüzleşmediğimiz vakit bu savaşın kazananı asla olmayacak...
Ve biz de evrensel ölçekte bir arpa boyu yol alamayacağız.

2020 iptal olur! Ya bizde?..
Koronavirüs, yaşamın her alanını tehdit ediyor. Dünya Sağlık Örgütü her gün bir uyarı yayınlıyor. Kentler karantinaya alınıyor, sınırlar kapatılıyor, vizeler iptal ediliyor, uluslararası organizasyonlar erteleniyor.
En büyük darbeyi ekonominin ve sporun alacağı kesin.
Haziran ayında Avrupa Futbol Şampiyonası var. Kafalardaki endişe, virüsün ne kadar yaygınlaşacağına dair.
Futbol Federasyonu’ndaki dostlarımız iyimser konuşmadılar. UEFA’nın çok hassas davrandığını, gelişmeleri yakından takip ettiğini söylerlerken, net biçimde altını çizdiler; “Önce insan sağlığı..”
Yüz binlerce kişi statlara gidecek, yüzlerce futbolcu ve onlarca hakem sahada yakın temasta bulunacak.
Bu büyük bir tehlike demek.
İfade net; “UEFA sıfır risk istiyor.” Maliyetine bakılmaksızın.
Salı günkü toplantının ana gündemi, virüs ve neticeleri olacak kuşkusuz.
Öngörüm; 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası iptal edilir. İyimser olursak ertelenir.

Hasta beyinler!
Türkiye, virüs konusunda titiz davranan ülkelerin başında geliyor.
Perşembe günü Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılan zirvede önemli kararlar alındı. Hepsi yerinde ve zamanında.
Bunlardan biri de lig maçlarının nisan sonuna dek seyircisiz oynanması.
İşin ciddiyetini hâlâ anlayamayanlar ise kendi sahalarındaki kritik müsabakaların hesabını yapıyor ya, gerçekten hastalıklı beyinler!
Sağlık mı önemli, taraftarı olduğunuz takımın tribün avantajı mı?
İnsanlık, başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri ile mücadele ederken, on binlerin canı düşünülmeyecek mi?
Ben daha ileri gidiyorum. Sürecin ne getireceği bilinmez ama liglere ara verilmesi en mantıklısı olur.

Cesur “Bakkal”
Mesut Bakkal, Türkiye’de bilgisine en güvendiğim teknik direktörlerden biridir.
Her takımı çalıştırabilecek yeteneğe ve deneyime sahiptir.
Torpili olmadığı için hak ettiği yere gelememiş bir futbol emekçisidir. Açık sözlü ve dürüsttür.
Boşta kaldığı dönemde bir kitap yazdı. Haftalar sonra okuyanlar yeni bir tartışma başlattı.
Futbolculuk yıllarında “teşvik primi” ile yaşadıklarını kaleme alması tüm anılarının önüne geçip, “şikeye” kurgulanmış zihinleri uyandırdı. Atladılar üzerine!
Sanki bilmiyordu kimse. Sanki gizli bir sır ifşa etmişti. Ve sanki, benzer olayları yaşayan tek insandı!
O kitabın hocaya maddi bir kazanç sağlamadığı ortada iken, hikayesinin insanları şaşırtması garip.
Bakkal bir dönemi aydınlatırken, belki meslek yaşamını da tehlikeye attı.
Umarım bir değil onlarca “delikanlı” çıkar da, geçmişte hangi kulüplerin ve yöneticilerinin ahlak sınırlarını nasıl aştığını anlatır.
Tabii, cesaretleri var ise!