Garip sezonun sıra dışı şampiyonu!..

Şampiyonun adı ve küme düşecek son takım, bugün oynanacak maçlarla belirlenecek.
Dışarıdan bir göz, süper ligimizin ne kadar kaliteli ve heyecan verici olduğunu düşünebilir.
İşin aslı, istikrarsız ve sıkıntılarla dolu bir sezon geçirdiğimiz ile ilgili.
Teknik direktöründen, futbolcusuna, hakeminden federasyonuna, pandemisinden ekonomisine pek çok faktöre bağlanabilir bu acayip maratonun hikayesi.
Kahraman yaratmak da çok kolay, infaz etmek de!
Gerçekçi bir değerlendirme yapalım; Beşiktaş şampiyon olursa, camianının evladı Sergen Yalçın’ın futbol bilgisi, inatçı kişiliği ve kısıtlı imkanlarla zoru nasıl başardığı konuşulacak.
Galatasaray ipi göğüslerse “imparator” Fatih Terim’in karizması, bilgeliği ve yılların deneyimi ön plana çıkarılacak.
Fenerbahçe mutlu sona ulaşamazsa mucize yaratması beklenen Emre Belözoğlu’nun acemiliği, oyuncu tercihleri ve hataları gündeme getirilecek.
Aralarından bir tanesi “kahraman”, diğerleri hayal kırıklıklarının mimarı ilan edilecek.
İyi de, hep böyle olmadı mı?
Şampiyonluğa giden yolun taşları döşenirken yaşananlar ve yaşatılanlar geçmişte farklı mı idi?
Futbolu futbol yapan güzellikleri bir kenara koyup, başarısızlığın faturasını başkalarına ödetme alışkanlığı iliklerimize işlemiş maalesef.

Çıkar savaşları!
Büyüklük böyle bir şey değil. Ezeli rekabeti cebinize koyun; asırlık kulüplerin genlerine kodlanan centilmenlik, başarıyı takdir etme, özeleştiri yapma gibi güzel meziyetler, son 30 yıldır yerini futbolu kaosa sürükleyen husumet, kıskançlık, komplo teorileri, kendini üstün görme; bir anlamda kötü düşünme ve davranma şekline bıraktı.
Aynı süreçte ekonomisi giderek büyüyen sektörde pastadan daha fazla pay kapma savaşı, çirkin bir mücadeleye dönüştürdü futbolu. Hem de milyonlarca taraftarı aynı kalıba sokarak ve düşmanlık üreterek.
Bu akşam saatler 22.15’i gösterdiğinde, sevinç ve hüzün bir arada yaşanacak.
Günahları, sevapları, acıları ve coşkusu ile bir takım alkışlanacak. Bir teknik direktör takdir edilip övülecek. Bir takımın oyuncuları yüceltilecek. Bir kulüp başkanı prestij kazanacak. Sadece bir camia şampiyonluğun keyfini çıkaracak.
Tüm bunlar; Fatih Terim’in Sergen Yalçın ile, Abdullah Avcı’nın Emre Belözoğlu ile kavgası değil, olmamalı.
Hırs, aklın önüne geçtiğinde gördük; yakın zamanda neler yaşandı bu ligde!
Futbolda çarkların yeniden kendi dinamiği içinde dönmesini sağlayabilirsek, ki isteyen üzerine alınsın, bu tamamen siyaseti ve kirli elleri yeşil sahalardan uzak tutmak ile ilgilidir, kendi kültürümüzü oluşturabilir, ülke sınırları dışında da gücümüzü sınayacak noktaya gelebiliriz.

Ankara’nın taşına bak!
90’lı yıllar Ankara’da spor gazeteciliğinin parladığı dönemlerdi.
En üst ligde kimler mücadele etmedi ki? Ankaragücü, Gençlerbirliği, Şekerspor, Petrolofisi derken, en kalabalık spor servislerinde antrenmanlara yetişecek muhabir bulunamazdı.
Futbol Federasyonu merkezi fiilen Ankara’da idi. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ve onlarca federasyon müthiş bir haber kaynağı idi. Spor Bakanlığı’nın kapısı gazetecilere hep açıktı.
Aradan 25 yılı aşkın bir süre geçti.
Bugün hem futbol, hem spor gazeteciliği bitme noktasına geldi ülkenin başkentinde. Çoğu gazetede servisler kapandı, bazıları ise can çekişir hale geldi. Onların da yarınları meçhul!
Futbol dedik ya. Belki de tarihinin en kötü dönemini yaşıyor bu kadim kent. Ankaragücü süper lige veda etti. Gençlerbirliği’nin kümede kalması mucizelere bağlı. Ankaraspor 2. lige düştü. Hacettepe amatöre gitti. Hiç bu kadar iddiasız ve başarısız olmamıştı Ankara!
Kulüpleriyle, medyasıyla, yöneticileri ve taraftarı ile adeta iflas bayrağını çekti Ankara!
Hepimiz suçluyuz. Elimizdeki değerleri teker teker yitirirken ve bugünlere geleceğimiz gün gibi aşikar iken, umursamazca, hoyratça davrandık.
Düşenin dostu olmazmış. Evet, şimdi kimsenin ağlamaya hakkı yok. Bu sonun hazırlanmasında herkesin suçu var! Elbette bir bedeli de.

Ahh şu İngilizler!..
Haberler “şok” başlığı ile verildi ama Perşembe’nin gelişi belliydi.
Önce Formula 1 İstanbul GP’si iptal edildi, sonra UEFA Şampiyonlar Ligi finali İstanbul’dan alınıp Portekiz’in Porto kentine verildi.
Oysa biz hazırdık! İstanbul Park’ın pistini milyonlarca lira harcayarak yenilemiştik.
Atatürk stadını pırıl pırıl yapmış, gururla ve heyecanla konuklarımızı bekliyorduk.
On numara, beş yıldızlı tesislere sahiptik.
Ama ahh şu İngilizler yok mu? Hevesimizi kursağımızda bıraktı.
Neymiş efendim; bu iki organizasyonu izlemek için İstanbul’a gelecek ve ülkelerine dönecek binlerce insanın 10 gün karantinada kalması gerekiyormuş!
Neden? Türkiye’nin koronavirüs sicili “kırmızı” imiş.
Oysa bilmiyorlar ki bizde Covid-19 mahşeri kalabalıklardan, mitinglerden değil; paket servis yapan lokantalardan, tekel bayilerinden, mahalle bakkalı ve küçük esnafın dükkanlarından bulaşıyor!
En yakın süreçte her iki organizasyona talibiz. Özellikle 2023 tarihi ve önemi avantaj sağlayabilir. Alırız, almayız. Ama bir gerçek var; virüsü ciddiye almadığımız.
Pek çok Avrupa ülkesi aşılamayı ciddi oranda yapıp normalleşmeye çalışırken, bizdeki “tam kapanmaya” endişeyle bakıyorlar maalesef.
Belki üzgün, belki kırgınız. Ama sorumluyu dışarıda aramamalıyız!

Aydınus’a veda...
Fırat Aydınus sezon sonu itibarıyla yıllarını verdiği hakemliğe veda edecek.
Bu ülkede kimseye hakem beğendiremezsiniz. Kulüplere göre herkesin bir defosu vardır. Dolayısıyla Aydınus’un vedasına sevinen çok olacaktır. Yarın Cüneyt Çakır da yolun sonuna geldiğinde, emin olun takdir almayacaktır.
Fırat hoca Türk hakemliği için önemli ve özel bir figürdür. Zaman zaman camia içinde haksızlığa uğramış, bazen kendi hatalarının bedelini ödemiş, ama iz bırakmayı bilmiştir.
Onu belki VAR’da, belki medyada, belki MHK’lerde yönetici olarak görebiliriz. Yıllardır tanırım. Başkalarını bilemem, benim bir teşekkür borcum var.
Yolun açık olsun Fırat hocam!