Hafta başında FİFA kokartlı iki deneyimli hakem, Fırat Aydınus ve Bülent Yıldırım’ın UEFA’nın atletik testini geçemedikleri için FİFA listesinden çıkarılacaklarına dair bir haber yazdık.
Önce Merkez Hakem Kurulu Başkanı Zekeriya Alp aradı. Moralinin son derece bozuk olduğu sesinden belliydi. Tadı kaçmış, Aydınus ve Yıldırım ile ilgili olumsuz gelişmelerin medyaya yansımasından rahatsız olmuştu.
Epey konuştuk. Türk futboluna geçmişte TFF başkanı olarak da hizmet etmiş, halen FİFA’da önemli bir görevde bulunan büyüğünün, haberin Milliyet gazetesinde çıkmasını manidar bulduğunu söyledi. Ardından da ekledi; “Ben de kendisine dedim ki, federasyon başkanının bu gelişmelerin hiç birinden haberi yok.”
Ertesi gün bir hakem yorumcusu ağabeyimiz konuyu gündeme getirip, Aydınus ile Yıldırım’ın durumun bildiğini, lakin “rica” üzerine bunları yazmadığını ifade etti.
Dün de meslektaşım Ömer Faruk Ünal, köşesinde olaya farklı bir boyut kazandırdı! Hakem camiasını yıllardır takip eden Ünal, gazetecilik mesleğinden gelmiş olmasına karşın şu soruyu sordu;
“Geçtiğimiz pazartesi günü TFF başkanının sahip olduğu gazetede sevgili Cemal Ersen imzalı FİFA listesi yayınlanınca akla bir çok soru geldi. Mesela bu haberin yayınlanacağından TFF başkanının haberi var mıydı?..”
Aslına bakarsanız, Sayın Ünal meslekte pek çok kişinin kafasını kurcalayan bir konuyu gündeme getirerek, bize de genel bir yanıt verme fırsatı yarattı. Sağ olsun.
Gazetecilik mesleğinin, özellikle spor medyasının nasıl bir noktaya geldiğini, insanların işini yapmak yerine ikili ilişkilerinin ne denli esiri olduğunu, bazen gözünün önündeki haberi bile görmezden gelebildiğini anlamak açısından, tespit ve soru yerindeydi!
Yanıt mı? Bir; 30 yıla yakın bir süredir sadece Milliyet gazetesinde çalıştığım için, diğer medya organlarındaki işleyişi bilemem. Bir haber yazıldığında bunu gazete patronuna soruyorlarsa, bu onların iç işidir.
İki; TFF başkanı seçildiği günden itibaren sayın Yıldırım Demirören ile bir tek telefon konuşmam dahi olmamıştır. Yüzyüze geldiğimizde, haberle ilgili tek kelam etmediğimiz gibi.
Üç; Madem bu kadar merak konusu oldu, söyleyelim. Sayın Demirören, FİFA listesindeki olası değişimden de, haberin yayınlanacağından da habersizdi. Tıpkı pek çok TFF haberinde olduğu gibi. Teyid etmek isteyenlere Milliyet Spor Müdürü Tayfun Bayındır bir telefon uzaklığında. Asıl üzücü olan ne, biliyor musunuz? Doğruluğu konuşulmadan, bir haber üzerinden mesleğimizin etik değerlerinin tartışılır hale gelmesi.
Eee, ne demiş atalarımız, “Kişi kendinden bilir işi!..”

Sadece Passolig mi?

Bu sezon tribünlerde ciddi bir seyirci kaybı var. Ligin en önemli derbisinde dahi stat dolmuyor. Özellikle Anadolu’da maçlar 300- 500 kişiye oynanıyor. Kısıtlı gelirlere sahip kulüpler ise işin mağduriyetini yaşıyor.
Taraftarın statlardan uzaklaşmasının elbette çeşitli nedenleri var. Ancak son dönemlerde insanların bunu sadece e-bilet uygulamasına bağlaması, sorunun köküne inme ve çözüm üretme şansını engelliyor.
3 Temmuz şike sürecinde yaşananlar, kulüp başkanları ve yöneticilerinin ortamı geren söylemleri, sahadaki futbol kalitesinin giderek düşmesi, milli takım ve kulüpler düzeyinde alınan başarısız sonuçlar, küfür, tribün olayları, hakemlerin formsuzluğu ve bilet fiyatlarının dar gelirlinin bütçesini zorlayacak kadar yüksek olması, ne yazık ki yeni uygulamanın gölgesinde kalıyor.
Bakın bir örnek vereceğim; Trabzonspor yaptığı onca iddialı transfere karşın, en çok seyirci kaybına uğrayan kulüplerden biri. Ligde oynadığı maçlarda tribünlerin boş kalması elektronik kart zorunluluğuna bağlanıyor. Etkisi var mı? Bence var.
Peki, Perşembe akşamı Avni Aker’deki Trabzonspor - Lokeren maçında ne oldu? Tek maçlık kart satılmasına karşın (isteyen bilet gibi kartını alıp maça girebilirdi) stadın yarısı boştu. Bu kez Mersin karşılaşmasındaki gibi yağmur, çamur da yoktu. Üstelik takım pazar günü kazanarak seyircisiyle barışmış, yönetim Lokeren maçına çağrı yapmıştı.
E-bilet konuşulsun, olumsuz yanları için çare aransın, gerekirse üzerinde uzlaşılan yeni düzenlemeler yapılsın. Ama bilinsin ki, seyirci futboldan soğumaya başladı ise bunun tek nedeni, asla ve asla Passolig sanılmasın. Belki de bu bir fırsattır; taraftarın, kulüplerin, kurumların ve yöneticilerin kendilerini sorgulamaları, doğruyu bulmaları adına. Kim bilir?..

Ekici ve Constant

Trabzonspor’da taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor. Ancak henüz zamana ve takım ruhunun yakalanmasına ihtiyaç var. Yeni transferler hem pahalı, hem de kaliteli. Her hafta bir veya birkaçının ön plana çıkması Trabzonspor’un geleceği açısından umut verici. Örneğin Mehmet Ekici. Mersin ve Lokeren maçlarında gerçek kimliğini göstererek takıma büyük katkı sağladı. Hocasına da mesaj yolladı. Ekici büyük kazanç. Diğer isim Constant. Arkadaşlarını tanıdıkça daha verimli olacağı kuşkusuz. Sakatlıktan çıkmasına karşın Lokeren maçının ikinci yarısında neler yapabileceğinin sinyalini verdi. Sıra ötekilerde.
Trabzonspor uyum süreci denen 3 aylık dönemi ne kadar az kayıpla atlatırsa, yolu o kadar temiz ve düzgün olacak. Yeter ki, saha dışında yaşanan olumsuzluklar takımı ve hocayı etkilemesin.