Kulüplere “el koyma” süreci!

Transfer kapandı, tartışmaları devam ediyor. Kulüplerin harcama limitleri dikkate alınınca, beklenenin ötesinde bir hareketlilik yaşandığı ortada.
“Öldük, bittik, yandık” diyenlerlere ve harcadıkları paralara bakıyorum da, meğer hiç de kötü değilmiş durumları!
Minareyi çalan kılıfına mı uydurdu, her zamanki gibi sistemin açığı mı bulundu, yoksa transfere sihirli eller mi dokundu, bilmiyoruz.
Yakında çıkar mı kokusu? Hiç belli olmaz!
Beşiktaş kulübünün transfer hikayelerini “manidar” bulan açıklamasından sonra, siyah-beyazlı taraftarın başlattığı UEFA’yı denetime davet eden kampanya, belli ki bazı çevreleri rahatsız etmiş.
Başta da mali fair-play kurallarını uygulamakla yükümlü Futbol Federasyonu’nu. Açık söyleyeyim, rakamlar hiç inandırıcı gelmedi. TFF kayıtlarına göre, 21 Süper Lig kulübü ara transferde toplam 251 milyon TL harcamış. Dikkatinizi çekerim, euro veya dolar değil Türk lirası! Ve kulüp başına ortalama harcama, 14 milyon lira olarak gerçekleşmiş.
Yerlisi yabancısı biliyoruz ki, transfer Avrupa para birimi üzerinden yapılıyor. Gelin çevirelim; 251 milyon lira, yaklaşık 30 milyon euro demek. Kulüp başına düşen 14 milyon lira, 1.6 milyon euro demek.
Azıcık hesap kitaptan anlayan kahkahalarla güler bu verilere. İddia ediyorum, en az beş katıdır harcanan para.
Peki nereden geliyor değirmenin suyu? Su filan yok, dereler kurudu, sihirbazlık var sihirbazlık!
Önce “dünya yıldızı” diye ligimize teşrif eden oyuncunun maliyetine, bir de TFF’nin açıkladığı tabloya bakın yeter. Neden matematik dalında Nobel ödülü vermiyorlar, onu dahi sorgularsınız.

Başkan ne diyor?
Bunca polemiğin döndüğü ortamda herkes konuşur da, Türkiye Bankalar Birliği sessiz kalır mı?
Nasıl kalsın? Asıl denetim onlarda. Önce ayak direten, sonra paşa paşa önüne konan anlaşmaya imza koyan onlarca kulüp var. Öyle taahhütlerle bağladılar ki kendilerini, bu kafayla giderlerse iki yıl sonra göreceğiz yüzlerindeki ifadeyi!
Uzatmadan esas tehlikeye gelelim; ne dedi TBB Başkanı Hüseyin Aydın? “Türk futbolunda gelir sorunu yok, gider sorunu var. Bir kulübe el konacak duruma geleceğimizi düşünmüyorum!”
Şimdi anlayabildiniz mi konunun vehametini?
Bir kulübe “el konulmasından” söz ediyor başkan. Hadi güncelleyeyim; “kayyum” atanmasından bahsediyor!
Sözün özü; mali kontrolü yapacak olan TBB, kötü yönetildiğini ve zarar ettiğini gördüğü kulübün yönetimine müdahale edebilir! Parayı o verdi, düdüğün de sahibi o!
Valla ne kadar gizlemeye çalışırsanız çalışın, mızrak çuvala sığmıyor artık.
Hadi biz bir kaç sezon daha idare edebiliriz de...
Acaba UEFA ne der hülleye, gülleye?.. Yerler mi?..

Altınordu ve Bursa’yı küstürmeyin!
Türk futbolunda oyuncu yetiştiren bir elin parmakları kadar kulüp kaldı. Onların da derdi büyük.
Onca yatırım yapıyor ve ikinci sınıf muamelesi görüyorlar. Canı son yananlar Altınordu ve Bursaspor. Üzerlerine titredikleri gençler birer birer yuvadan kaçıyor. Ya menajerler aklına giriyor ailelerinin, ya da fırsatçılar Futbol Federasyonu’nun belirlediği komik yetişme tazminatından yararlanıyor.
İki kulüp de 1. ligde. Yani 2. kategoride. Onca emek verip milli takımlara kazandırdıkları oyuncunun yıllık yetiştirme tazminatı ne biliyor musunuz? 75 bin lira.
Diyelim ki futbolcu 5 yıldır sizde. Profesyonel sözleşme imzalamadı ise 375 bin lirayı basan konuyor hazıra.
Peki Avrupa’da durum ne? 1. lig seviyesinde yıllık 60 bin euro. En üst ligde 90 bin euro. Üstelik 18 yaş altı yabancı transferlerde kriterleri var. Kendi alt yapılarını korumak ve teşvik etmek için önlemlerini almışlar.
Bizde en son Mahmut Özgener’in TFF başkanlığı döneminde bugünkü rakamlara ulaşılmış. Sonrasında federasyon kulüplerden gelen talepleri kulak arkası yapmış.
Ara bul, eğit, yetiştir, yatırım yap; elin kulübü gelip maç başı prim fiyatına alıp götürsün.
Altınordu kulübü başkanı sevgili Seyit Mehmet Özkan küsme noktasına gelmiş. Dokunsan patlayacak. Yılmış ayak oyunları ve emek hırsızlarından. Bursaspor’da da aynı öfke var. Onlar da kepenk indirirse ne olacak?..
Futbolumuzun “Nihat abisi”, haberiniz olsun istedim!

Figüran olma!
“Film çekimi gibidir hayat. Başkalarının hayatında figüran olma. Kendi hayatının yönetmeni ol. İstediğine rol ver, istemediğine yol...”

Kaybolan haftalarını geri verseler!..
Trabzonspor yönetimi sezona yanlış tercihlerle başladı. Takımı Eddie Newton’a teslim etmesi, hem oyuncu grubunun kimyasını bozdu hem bordo-mavilileri yarış dışına itti.
İyi biliyorum, önce Abdullah Avcı geldi gündeme. Başkan Ahmet Ağaoğlu içerideki çatlak sesleri örtmek adına kolay yolu seçti. Tam dokuz hafta boşa geçti. Ve “aman Avcı, canım Avcı gel kurtar bizi” dendi.
Fazla kurcalamayalım, gerekirse o dönemin muhasebesi lig bittiğinde yapılır. Gerçeklere dönersek; Deneyimli teknik adamın görevi kabul etmesi, kariyeri ve Trabzonspor’un geleceği adına büyük riskti. Kendisine ait olmayan bir takımı aldı ve bugün camianın yüzünü güldüren bir seviyeye getirdi. Kazanımları paha biçilmez.
Avcı Trabzon’u, Trabzon onu çok seviyor. Çünkü içi dışı bir. Pembe vaadler ile göz boyamaya, umut pompalamaya kalkmadı. Doğru ne ise söyledi. En büyük kozu ise kadrosuna güvenmesi idi. Hocanın hiç şikayet ettiğini işiten oldu mu? Olmadı, umarım bundan sonra da olmaz!
Maratonun tamamlanmasına 19 hafta var. Köprünün altından çok sular akar. Trabzonspor için önemli olan, zirveden kopmamak. İşini noksansız yapmak ve sabırla beklemek.
Geçen kasım ayında “ne olacak bu takımın hali, küme düşer mi?” diye düşünenler, 15 haftada gelinen noktayı “hayretler” içinde izliyor olabilir.
Camia elbette beklentisini yüksek tutacak. Ancak unutulmamalı ki, Abdullah Avcı bir proje insanıdır. Günü değil, geleceği planlar. Yönetim de aynı anlayışı benimser ise, bu birliktelik uzun sürer. On yılda bir değil, her sezon aynı heyecanı yaşar.
Trabzonspor, Türk futbolunun bordo-mavi renkleridir. Vazgeçilmezidir. Coşkusudur. Doğru ellerde, hep güzel yerlerde olmayı hak eder. Keyif veren bir Trabzonspor izlemek herkesi mutlu kılar!