Ne zaman bir ölüm haberi gelse, günlerce aynı polemik yapılır. Vay efendim yaşarken rahmetlinin hayat sigortası yapılmamış. Mevcut sigorta ölüm halinde tazminat içermiyormuş. Yakınmalar, pişmanlıklar vs...
Ediz Bahtiyar’ın gencecik yaşta vefatının ardından da benzer gündem oluşturuldu. Lakin bardağın dolu tarafından baktığınızda durum, olduğundan farklı görünüyor.
Dahası futbolcunun ve teknik adamın aslında kendi sağlığına hiç de duyarlı davranmadığı ortaya çıkıyor.
Nasıl mı? Federasyon futbolculara ferdi kaza sigortasını zorunlu kılıyor. Sigortası yapılmayan oyuncunun lisansı verilmiyor.
Çünkü geçmişte kulüpler sigortayı başlatıyor, iki ay sonra prim ödemesini durdurup işin kurnazlığına kaçıyordu.
Sigortanın kapsamı belli. İmzayı atan da, yaptıran da bunu biliyor. Bilmeyen varsa kendi ayıpları!
Neymiş o kapsam? “Futbolcuların, teknik adamların yurtiçi ve yurt dışındaki maçlar, antrenmanlar ve seyahatler esnasında, olası kazalar ve sakatlıklarının tedavi giderlerinin karşılanması. Sürekli sakatlık ve ölüm halinde tazminat ödenmesi.”
Kalp krizi gibi ani ölümler sigorta poliçesi dışında. Zaten tartışma konusu da bu.
Peki, futbolcu mevcut sigortanın kapsamını genişletemez mi? Örneğin, iş dışı kazalar için kendi cebinden bir miktar daha prim ödeyemez mi?
Bakıyorsunuz milyon dolarlık arabalar, lüks villalar, şık kostümler için gözünü kırpmadan para harcayan futbolcu ve teknik adamlar var. Gittikleri mekanlarda bıraktıkları bahşiş bile neredeyse o sigorta poliçesinin priminden fazla!
Yılda bin lira ödeyerek kendi sağlığını ve geleceğini garanti altına almak bu kadar zor mu?
Elbette değil, lakin farkındalık eksik.
Diyeceksiniz ki örnekler süper ligde, üst düzey gelir grubuna bağlı futbolcular için. Alt liglerdeki oyuncular ne yapsın?
Doğrudur, aylarca maaş almayan, transfer taksitleri ödenmeyen bir insana “hayat sigortanı yap” denemez tabii.
Burada da sorumluluk kulüpler ile federasyon arasında paylaştırılarak bir formül üretilebilir. Zor değil, istensin olur.
En gelişmiş futbol ülkeleri de dahil, dünyanın her yerinde benzer ölümler yaşanıyor. Yeter ki insanın en büyük değeri olan sağlığın önemi kavranabilsin.
Kontroller ciddi, sigortalar bilinçli yapılsın. Üç kuruş paranın hesabı, acılar ve hüzünlü yaşam hikayeleriyle ödenmesin.
Yoksa her ölümün ardından üzülür, ağlar, üç gün sonra filmi başa sarar ve o sahne tekrarlanana kadar herşeyin üzerini örteriz!

Trabzonspor’a sabır lazım

Pozisyon üretememe, beceriksizlik ya da şanssızlık bir yana. Ligde beş hafta geride kalmış, Trabzonspor 18 takım arasında en az gol atan 5 ekipten biri.
Öte yandan Trabzonspor, Fenerbahçe ile birlikte ligin en az gol yiyen takımı.
Ya geçen sezon? Aynı dönemde Trabzonspor ne yapmıştı?
Karadeniz temsilcisi rakip ağlara 7 gol bırakmıştı. İlginçtir, hepsinde de Burak Yılmaz adı vardı.
Trabzonspor’un bu yıl 4 golünü Volkan, Henrique, Vittek ve Halil kaydetti.
Yani? Yani bu kez takımın skor yükünü çekecek bir santraforu yok.
Janko’yu görme ve değerlendirme şansımız henüz olmadı. Avusturyalı oyuncu derde derman olacak mı, bekleyip göreceğiz.
Ancak yeni oyuncularla yeni bir sistem kurulmaya çalışılırken yaşanan doğum sancısının kısa sürede dinmeyeceği ortada.
Şenol hoca bir yandan sakatlıklar, öte yandan kafasındaki oyun kurgusu ile uğraşırken, camia başarı için sabırsızlanıyor.
Büyük takım olmanın getirdiği beklentinin yüksekliği, tüm bu olumsuzlukların göz ardı edilmesine yol açıyor.
Taraftar, medya ve yönetim, yaşanan krizin üç sac ayağı.
En azından ilk yarı sonuna kadar eldeki malzeme bu, dahası boş laf!
Şenol hoca ile takımın zamana, desteğe ve morale ihtiyacı var.
Artık transfer hatalarını, yönetim politikalarını, teknik adam tercihlerini sorgulama vakti geçti.
Yarış başladığına göre süreci en az hasarla atlatmak, biraz daha hoşgörü ve mevcut koşulları sindirmeye bağlı!

Ey MHK, bu işte bir gariplik yok mu?

Merkez Hakem Kurulu riskli işler yapmaya devam ediyor.
Örnek mi? Mete Kalkavan bu sezon MHK’nin gözdesi. Kalkavan hakemlik hayatında sadece 11 süper lig maçı yönetti. Bunlardan biri geçen haftaki Galatasaray-Akhisarspor karşılaşması. Bu hafta ise Beşiktaş-Sivasspor müsabakasında düdük çalacak.
Buraya kadar herşey normal. Görev vereceksin, deneyim kazandıracaksın. Zamanla zor maçların altından kalkmasını sağlayacaksın. Kıvamına getireceksin ve ödül olarak FIFA listesine alacaksın.
Ya bizde?.. MHK gelecek vaadeden hakemler arasında gördüğü Kalkavan’a “kıvamına” gelmeden kokart siparişi verdi. Yani önce FIFA yaptı, sonra maçları sıraladı. İlginçtir, şu an MHK’deki en etkili isimlerden biri, iki yıl evvel Kalkavan’ı süper ligde görev yapacak yeterlilikte görmüyordu!
Umarız Kalkavan’ın şansı yaver gider. Aksi takdirde ikinci “Tolga Özkalfa” vakası yaşanır ki, bunun altından ne genç hakem, ne de MHK kalkabilir!

Kafkas’ın isyanı

Geçen hafta Coca Cola Akademi liginde eğitimin aksaması dahil yaşanan olumsuzlukları dile getirmiştik. Projenin direktörü Tolunay Kafkas hassasiyet gösterip aradı. Akademi ligi maçlarının zorunlu olarak bir süre daha hafta içi oynanacağını, fikstürün tüm kulüplerin onayı ile belirlendiğini anlattı.
Nisan ayında aralarında Barcelona, Real Madrid, Manchester United gibi kulüplerin genç takımlarının katılacağı uluslararası organizasyon nedeniyle fikstürün sıkıştırıldığını söyledi. “Ya bu önemli turnuvanın ev sahipliğinden vazgeçecektik, ya da 5 hafta yaşanacak bir sıkıntıyı göze alacaktık” dedi.
Kafkas’ın önemli bir şikayeti daha vardı: “Kulüpler bu yıl ilk kez uygulanan sisteme tepki gösteriyor ama, Akademi ligleri kurulmasaydı Türk futbolunun alt yapısı bitecekti. Bölgesel oynanan liglerde yetenekli oyuncuları nasıl bulacaktık? Sadece antrenman yaparak yıldız oyuncu mu yetişir? Federasyon ve sponsor kuruluş maddi olarak elinden gelen çabayı gösteriyor, biraz da kulüpler fedakârlık yapmalı” diyen deneyimli teknik adam haksız değil.
Ancak görünen o ki, Akademi liglerinde sistemin oturması ve sağlıklı sonuçlar alınması için gerçek fedakarlığı yapmak, yine eğitimleri aksayan genç çocuklara düşecek!