Geçen yıl Kasım ayının sonlarında Yargıtay Başkanı Ali Alkan şöyle konuşmuştu: “Şike davası yılbaşından önce sonuca bağlanır...”
Yargının en tepesindeki şahıs bu kadar iddialı bir cümle kuruyorsa, vardır bildiği diye düşündü insanlar.
Kamuoyunda heyecan yaratan bu sözlerin üzerinden tam 58 gün geçti.
Ve Yargıtay dün akşam saatlerinde gündeme bomba gibi düşen kararını açıkladı.
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın, örgüt kurmak, şike yapmak ve teşvik primi vermek suçlarından aldığı 6 yıl 3 aylık ceza onandı. Pek çok yöneticinin aynı eylemleri de hâkeza.
Peki ne demek bu?
Lafı dolandırmaya gerek yok. Yargıtay 5. Ceza Mahkemesi, 3 Temmuz sürecinde başlayan şike davasında, ortaya konan deliller, tapeler, savunmalar, tanıklar ve belgeleri inceledikten sonra, futbol tarihimizden kolay kolay silinmeyecek bir karara imza attı: “Türkiye’de şike amaçlı çete de var, şike de var, teşvik de var...”
İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Ülkenin en büyük kulüplerinden birinin başkanının altından kalkamayacağı eylemlerinden dolayı tekrar cezaevinin yolunu tutacağı gerçeği bir yana, Türk futbolunun aslında hiç de temiz olmadığını ve insanların yıllarca kandırıldığını onayan bu tarihi karar, kuşkusuz tüm ezberleri bozacak.
Yasa değişikliği, yeniden yargılanma tartışmaları, alternatif çözüm arayışları... Geçin, hepsini geçin. Artık “Biz herkesten temiziz” söylemlerine inanabilir mi insanlar?
Futbolu tribünden izleyen, televizyonu başında takip eden, gönül verdiği renklerin arkasından gözünü karartıp soluksuz koşan milyonlarca insana yazık değil mi?
Cebindeki son kuruşu bilet parasına yatıran, işini, eşini ihmal edip şehir şehir dolaşan o taraftara ayıp değil mi?
Koca bir futbol ekonomisinin tüm dengelerini bozmak, dilimize doladığımız marka değerini ayağa düşürmek, hepsinden önemlisi, uluslararası platformda yaftalı bir ülke olarak anılmak, hangi şampiyonluk, hangi hırs ve hangi ihtirasla takas edilebilir?
3 Temmuz’un ilk sarsıntılarının ardından “İşte dibe vurduk” diyorduk. Galiba yanılmışız!

Anlatsana hocam!


İkinci yarı hazırlık kamplarının Antalya’da yoğunlaşması, spor medyası için de iyi bir fırsat oldu. Birbirinden güzel röportajlar, mevsimin transfer haberleriyle yarışıp sayfalara ambargo koydu. Çoğu kez de onların önüne geçti.
Bu arada meslektaşım Bilal Meşe’ye ayrı bir parantez açmak gerek ki, usta kalemi ve bitmeyen enerjisi ile devre arası kampının yıldızı oldu. Ekürisi Fehim Kayacan da bu güzel söyleşileri fotoğrafları ile süsledi.
Gerek Milliyet’te, gerek diğer gazetelerde yayınlanan röportajların çoğunda dikkat çekici bir nokta vardı. Teknik adamlar ve futbolcular temsil ettikleri camialar yerine, geçmişte görev aldıkları ya da formalarını giydikleri takımlara, daha doğrusu üç büyüklere yönelik mesajlar vermeyi yeğledi.
Sanki bulundukları yerler ve giydikleri formalar, emaneten duruyordu üzerlerinde. Sanki hepsi geçici görevdeydi. Kiminin aklı Beşiktaş’ta, kiminin Galatasaray’da, Fenerbahçe’de kalmıştı!
Oysa taraftarın beklentisi, Elazığspor’un ikinci yarıda ne yapacağı, Erciyes’in kümede kalıp kalmayacağı, Bursaspor ile Antalyaspor’un ne hedeflediği, Çaykur Rizespor’un yeni transferleriyle lige tutunmak arzusu gibi konuların gündeme gelmesi idi. Ulusal medyada kendi takımlarıyla ilgili değerlendirmeler yerine, daha popülist söylemleri okumak, eminim onları da mutsuz etti. Asıl duymak istedikleri, ya röportajların tali unsuru oldu, ya da hiç konuşulmadı.
Uzatmayalım. Türkiye’de profesyonellik bu demek herhalde. Çalışıp iyisini yapmak, daha önemli mevkilere gelmek, büyük hedeflere ulaşmak için emek sarf etmek yerine, günü kurtarma kolaycılığıdır, Anadolu takımları ile üç büyükler arasına konan barikat. Öyle değil mi? Anlatsana hocam, bir de senden dinleyeyim!


Engel acaba neremİzde?..
Ara sıra futbola gömdüğümüz kafamızı çıkarıp etrafa bakınca, Türkiye’de güzel şeyler olduğunu da görüyoruz.
Örneğin, Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’nun tarihe geçecek başarıları.
Adamlar bas bas bağırıyor, duyan yok.
Alın size başarı diyor, kimin umurunda?
Söyleyin Tanrı aşkına, kaç kişi biliyor Mart ayında Sochi’de düzenlenecek Paralimpik Kış Oyunlarına Türk sporcuların ilk defa katılma hakkını elde ettiğini?
Kimin haberi var Esat Hilmi Bayırdır’ın müthiş bir özveri ve çalışmayla bu organizasyonda ay-yıldızlı formayı temsil edeceğini?
Ya da, Mehmet Çekiç’in kontenjandan katılma hakkı başvurusu yaptığından kimler haberdar?
Yaşama sporla bağlanan, başarılarıyla kendileri gibi engelli insanlara rol model olmaya çalışan bu spor emekçileri, ne yazık ki futboldaki sıradan bir transfer haberi kadar değer görmüyor medyamızda.
Sevgili Demirhan Şerefhan... Sana, ekibine, camianın fedakâr çalışanlarına ve dünya çapında büyük işlere imza atan tüm kardeşlerimize teşekkürler.
Üzülmeyin, yılmayın. Elbette sesinizi işiten birileri çıkacak, elbette hak ettiğiniz takdiri gösterecek spor yöneticileri gelecek yarınlarda. Biraz daha sabır!